Fatih Camii’nin avlusundayız. Akşam ezanı okunuyor. Herkes koşa koşa camiye giriyor. Gözlerimiz Mustafa amcayı arıyor. Rahmet dileyip camiye giriyoruz biz de. O anda çocukluğumuzdan hatıralar canlanıyor gözümüzün önünde. O zamanlar Halıcılar Caddesi’nde olan Anadolu Gençlik Derneği’nin il binasında aldığımız eğitimler veya toplantılar sonrası kardeşlerimizle, ablalarımızla namaza Fatih Camii’ne gelirdik. Fatih Camii daha restorasyona girmemiş, avluda kocaman büyük ağaçlar, avlunun kedilerine babalık yapan bir meczup ve bir de Mustafa amca vardı.

Fatih Camii’nin avlusu her zaman insanların oturup nefeslendiği, namaz vaktini beklediği, çocukların oyunlar oynadığı bir avlu olmuştur. Günümüzde cemaati bir avuç olan camileri düşününce bu özelliğiyle hayatın merkezinde ve halkın nefes bulduğu nadir camiler arasında. Restorasyon sonrasında da bu özelliğini devam ettirmekle beraber Fatih Camii’ne farklı bir hava katan o ağaçlar, kedilere babalık yapan o meczup yoktu. Mustafa amcayı göremesek de hâlâ hayatta olması bir teselliydi belki.

Akşam namazını kılıp dışarı çıkıyoruz. Uzun zamandır görüşemediğimiz bir hocamızla karşılaşıyoruz. Eski günleri yâd ediyor, ümmetin paramparça olmasına dertleniyoruz. Ayaküstü muhabbetimizden sonra ayrılıyor avludaki bankalardan birine oturuyoruz. Hava kararmasına rağmen avlu hâlâ kalabalık. Büyükler banklara oturmuş sohbet ediyor, çocuklar oyunlar oynuyor. Camiinin müdavimleri kediler de orada.
Biraz sonra iki üç yaşlarındaki iki çocuk yan bankta yalnız oturan kadına yaklaşıyor ve ayakkabılarıyla basarak bankın üzerine çıkıyorlar. Kadın hiddetle bağırıyor çocuklara. İnsanlar oturuyor ayakkabınızla ne basıyorsunuz diye kızıyor. Biz anlayamıyoruz neler olduğunu. Çocuklar henüz ayakkabıları ile insanların oturduğu yerlere basmaması gerektiğini anlayabilecek yaşta değil. Kadının tepkisi üzerine çocuklar hemen iniyorlar banktan. Kadın devam ediyor bağırmaya: “Döveceğim şimdi.”

Ailelerinin yanlarına gidince anlıyoruz kadının neden böyle tepki verdiğini. Babası olduğunu tahmin ettiğim adam çocuklara Arapça bir şeyler fısıldıyor. Belli ki daha dikkatli oynamalarını tembihliyor. Çocuklar kadından uzakta oynamalarına rağmen kadın hâlâ bağırmaya devam ediyor: “Döveceğim şimdi bunları.” Kadının tepkisi çocuklara değil aslında. Anne babasına çıkartamadığı hıncını çocuklardan çıkartmak derdi. Çocuk yahu bu çocuk! Çocuğun rengi, dili, ırkı olmaz, olmamalı… Hele bir insan başkasına kızıp hıncını çocuktan çıkartmamalı. İnsanlar bakıyorlar kadına ama tepki vermiyorlar. Sanki yaptığı doğru bir şeymiş gibi. Dehşete düşüyoruz. Bu yaşanılanların cami avlusunda olması iki kez yaralıyor bizi.

Amerika’nın siyahî insanlara, Almanya’nın göçmen işçi Türklere yaptığının aynısını biz Suriyelilere yapıyoruz. Düzensiz göçe karşı olabilirsiniz, farklı milletlere karşı uygulanan politikaları tasvip etmiyor olabilirsiniz fakat bu ırkçılık yapmanız için bir sebep değil. Nasıl ki siyahî bir çocuğun teninden dolayı toplumdan dışlanmasını, Türk çocuklarının Alman okullarında çifte standarda maruz kalmasını kabul etmiyorsak Suriyeli çocuklara da böyle davranmaya hakkımız yok.

İki üç yaşındaki bir çocuk vatanından uzakta doğmayı, on sekiz yaşlarında bir genç vatanından uzakta okumayı kendisi tercih etmedi. Zamanında Saadet Partisi, iktidarı Suriye konusunda uyardığında, Suriye’ye heyet gönderdiğinde Milli Görüşçüleri Esadcı olmakla suçluyorlardı. Eğer samimi olunsaydı o gün o savaş çıkmaz, bu çocuklar da kendi ülkelerinde yaşarlardı. Göze batana kadar Suriyeliler kimsenin umurunda da değildi. Bu insanlar şehir merkezlerine gelmeseydi, kamplarda bizden uzakta yaşamaya devam etselerdi kimsenin umurunda olmayacaktı da. Ne acıdır ki aynı tepkiyi kendi ülkesinde geçinemediği için kışı bizim ülkemizde geçirmek üzere gelen Avrupalılara göstermiyoruz. Bu ikiyüzlülükten başka bir şey değil.

Hiç şüphesiz son günlerde Suriyelilere karşı geliştirilen olumsuz dilin bu tutumda etkisi büyük. Belli ki toplum mühendisleri işini iyi yapıyorlar. Biz de bu oyuna geliyoruz. Yalnız akıl bir işin sonunu görmektir. Sergilemekte olduğumuz bu kinci, saldırgan, ırkçı tavırla sorunlarımızı çözemeyiz. Aksine bu tavır iki toplumu birbirine düşman eder. Toplum mühendislerinin istediği de zaten bu.