Her Aralık ayı geldiğinde, Akif’in ölüm acılığını duyuran soğuk günler, onun çileli yaşamının sırlarını anımsatmaktadır. Vefat günlerine döndüğümüzde, arkasından sadece dostları değil, onun düşüncelerine karşı olanlar da, büyük şairi hayırla yâd etmişlerdir.

Zira dönemi o denli baskıcı ve sancılı idi ki, yakın dostları bile o baskılardan yakalarını kurtarabilmek için onu gizli gizli sevmişlerdi.

Onun fikirlerinin karşıtı Hüseyin Cahit Yalçın: Âkif’in hayatı daha büyük bir şiirdir

“Yalnız, metruk, ihmal edilmiş bir halde vefat eden şaire Türk gençliği candan bir hürmet eseri gösterdi ve hayır ile andı.

Bugün bütün Türk vatanında hepimizin kalbini ve hissini bir ideal etrafında toplayan ve birleştiren İstiklâl Marşı’nın mübdîine borçlarımızın en azı bu idi...

Âkif’in ölümü karşısında hissettiğim hürmetle karışık teessür bana şiirlerinden gelmiyor, hayatından geliyor. Çünkü hayatını daha büyük bir şiir buluyorum. O hayat ki benim kanaatlerimin, imanlarımın aleyhinde sarsılmaz bir cidal ile doludur, kati bir muhalefet ile meşbudur.

İşte işin bütün sırrı ve muammanın anahtarı buradadır. Âkif, kanaatinin, itikadının, vicdanının adamı oldu ve böyle bir adam olarak öldü. Onun içindir ki tabutu önünde eğilmek bizlere bir borç olmuştur.

Âkif’i şunun için takdir ediyorum. Fikir ve kanaatleri bizimkilere uymadığı halde hürmet ederim. Çünkü yalan söylemedi, riyakârlık yapmadı, fenalık yapmadı.” (Fikir Hareketleri, c. 7, S.170, s. 219- 220.)

Orhan Seyfi: Asıl kıymeti ve yüksek ahlâkı

“Düşüncesi, itikadı ne şekilde olursa olsun Türk şiirini onun kadar ileri götüren bir adam bizim için daima yepyeni olmak lâzım gelir.

Alev gibi çırpınan bir kalbin içinden geçerek fikrin nasıl şiir olabileceğini ilk defa o gösterdi.

Mehmet Âkif de inanan bir adamın saffeti ve kuvveti var. Yıllardır ellerini bütün genişliğiyle ufuklara açarak göklere haykıran bir sesle yurdunun kurtuluşunu istedi.

Âkif hakkında sonsözü söylerken onun titiz ruhlu, yüksek ahlâklı, karakter sahibi, riyasız, samimî bir insan olduğunu tekrarlamayı da bir vicdan borcu sayıyorum.” (Kurun, 29 Kânunuevvel 1936).                     

Abidin Daver: İstiklâl Harbi’nin manevî cephesi kahramanı

“Mehmet Âkif’in en büyük meziyeti her mısraını inanarak yazmış olmasındadır. Onun içindir ki meselâ İstiklâl Marşı hiç bir babayiğit tarafından benzeri yazılamayan, alev gibi bir şiirdir.

MehmedÂkif öldü. Fakat İstiklâl Marşı şairi  ölmez. İstiklâl Marşı gibi ebedî bir hayata mazhar olarak yaşayacaktır.” (Cumhuriyet, 29 Kânunuevvel 1936.)          

Hakkı Süha: Türkçe yaşadıkça anılacak şair

“Hele son yazdıkları arasında gördüğümüz Boğaziçi’ndeki Mevlid, manzumesi kadar içli, coşkun ve her tarafı par par yanan kaç tane şiirimiz var?

Çanakkale’ye giden şatafatlı heyet arasında o yoktu, fakat bu şanlı savaş sırtlarının Homer’i o oldu… Âkif’in Türkçe yaşadıkça anılacağına, dün tabutu altında yan yana dizilen dört neslin büyük kalabalığı şahittir.” (Kurun, 30 Kânunuevvel 1936).

Falih Rıfkı Atay: Müşterek taraf

“Birçok fikirlerde birleşmediğimiz Âkif’in bizden asla ayrılmayan tarafı, şerefli ve müstakil bir millet görmüş olmak davası idi.

Âkif, softaların bin birinde gördüğümüz zilletlerin hepsinden uzak kalmıştır. Bizim fikirlerimize düşmanlığı, onu, asla vatana aykırı bir politika içine sürüklememiştir.” (Yedigün, 20 Kânunusani 1937, No. 202, s.4.)    

Hasan Rasih Tanay: Mehmet Âkif’in ölümü

“Bize Safahat’ını, Âsım’ı verdi; İstiklâl Marşımızı verdi ve bunda benliğimizi gösterdi.

Mehmet Âkif’i kaybettikten sonra onun yerini tutacak daha bir millî şairimiz yok... Kim bilir onun gibisine ne zaman kavuşacağız...

Vatanına olan muhabbeti, onu Mısır’daki ikametinden sonra tekrar buraya çekmişti. Âkif’i buraya toprağı çekmişti diyebiliriz. Kalbimizin müşterek hissiyatı onun en sadık ve silinmez âbidesi olacaktır.” (Haber, 28 Kânunuevvel 1936).