Bismillâhirrahmânirrahîm;
Farklı kültürlerden beslenen toplumlar oluşmaya başladı. Aynı din, inanç, kültür, tarih içinden gelen “tek tip” toplumların sayısı azaldı. Yaşadığımız toplumun şartlarına uygun “ortak noktalar” bulmak zorunluluk haline geldi. Toplumsal huzur ve barışın sağlanması buna bağlı.
Bu olgunluğa ulaşamayan toplumlara sömürgeci güçler “kanca” atıyor; etnisite, mezhep, bölgesel farklılıklar gibi unsurları kullanarak “parçalamaya” çalışıyor. İnsanlar siyasi, sosyal, sınıfsal, mezhep, etnisite gibi pek çok yönden parçalanıyor; birbirlerine soğuk, hatta “düşmanca” davranmaya başlıyorlar. Sömürgeci güçlerin işlerini kolaylaştıran ortam hazırlanıyor.
Bütün hak dinler istisnasız her insana “5 temel hak” tanımıştır. Bunlar herkesin insan olması bakımından “doğuştan sahip olduğu” haklardır: “Yaşama; inanma; nesep, ırz ve namusunu koruma; mülkiyet ve aklın korunması” hakkı. İnsan, bu haklarını, sonucuna razı olmak şartıyla dilediği gibi kullanma özgürlüğüne sahiptir. Allah, kitabında bu hakları doğru kullanma yöntemini gösterir.
İnsanlığa örnek olarak gönderilen Allah’ın son Peygamberi (s.a.v.), farklı toplumların bir arada huzur ve barış içinde yaşamasının yollarını da gösterdi. Efendimiz (s.a.v.) Medine’ye hicret ettiklerinde, orada çoğunluğu oluşturan Beni Kaynuka, Beni Kureyza, Beni Nadir isimli 3 Yahudi kabile yaşıyordu. Yahudilerle Müslümanları barış içinde yaşamayı öğretti.
Enes bin Malik’in (r.a.) evinde toplanıp farklı dinlerle barış içinde yaşama yöntemlerini müzakere ettiler. Peygamberimiz (s.a.v.) iki ayrı dinin ileri gelenlerini topladı. Yahudilere, hiçbir insanî haklarını dışlamayan bir metin sundu. Birlikte yaşamanın yol haritasını çizdi.
MEDİNE SÖZLEŞMESİ
YAHUDİLER de Müslümanların Medine’ye gelişinden endişeliydi. Peygamberimizin (s.a.v.) Yahudilerin insanî haklarının tamamını garanti altına alan yaklaşımı onları rahatlattı. Temel sorunlar ve insanî değerler öncelendi; bunların çözümü için “adalet” ve “güvenlik”in vazgeçilmez değerler olduğu belirlendi. Yahudiler sözleşmeyi “gönül rahatlığı”yla imzaladılar.
Müslümanlar ve Yahudiler arasındaki bu anlaşmaya “Medine Sözleşmesi” veya “Medine Vesikası” denir. 47 maddeden oluşur. “Dünya tarihinin ilk yazılı anayasası” olarak bilinir. Medine Sözleşmesi gerçekte Allah’ın Peygamberine öğrettiği evrensel bir siyaset anlayışıdır. Farklı unsurların beraberce huzur ve barış içinde yaşamasını esas alır.
Medine Vesikası’nın en önemli maddesi şudur: “Bu anlaşmayı kabul edenler arasında oluşacak bütün anlaşmazlıklar Allah’a ve Resulü’ne havale edilecektir.”
Medine Sözleşmesi, İslâm’ın insan haklarını kâmil anlamda düzenleyen maddelerden oluşur. Allah Resulü’nün (s.a.v.) karar mercii olmasını sağlar. Hem ümmetin öncüsü, hem de Medine Site Devleti’nin başkanı olduğunu simgeler. Sözleşme, toplumun ihtiyaç ve problemlerini hukuk içinde kalarak çözmeyi amaçlamıştır.
Medine Vesikası, farklı toplumların beşerî ihtiyaçlarını karşılayacak özelliktedir. Medinelileri; ölçüleri, kuralları olan düzenli bir toplum haline getirdi. Bozgunculuk ve tecavüzleri önledi. İnsanların güvenliğini kâmil anlamda sağladı. 120 yıl birbirini yok edercesine kanlı savaşlar yapan Arapların Evs ve Hazreç kabilelerinin de kurtuluşuna vesile oldu. O karanlık günlerden uzaklaştılar.
TOPLUMLARIN İHTİYACI
MEDİNE Vesikası, farklı fikir ve inanca sahip her insanın haklarını ideal anlamda koruyan, belgeli ve ideal bir uygulamadır. Toplumun huzur ve barışını sağladı. Ortak çıkarlar söz konusu olduğunda birlikte hareket etme yollarını öğretti. Yahudi kabileleri zaman içinde değişik sebeplerle Medine’yi terk ettiler.
Kavga, çatışma ve savaşların bitmek bilmediği bir dünyada, Medine Vesikası’nda anlatılan uzlaşmacı yaklaşıma insanlığın o kadar ihtiyacı var ki! Huzur, barış, hoşgörü ve uzlaşma kültürüne ulaşmanın yolu budur.
Başta siyasî parti farklılıkları olmak üzere, “sağ” - “sol”; “Alevî” - “Sünnî”, “Müslüman” - “laik” benzeri sıfatlardan birini alarak, kendi dışındakilere düşman, hain, terörist gibi sözlerle yaftalayan, onlarla kavga ve çatışmaya tutuşan sözde bilgiçler ne kadar da “bencilce” hareket ediyorlar. Olayları karşılıklı anlayış içinde tartışmak ve müzakere etmek varken, bu “vahşilik” niye?
Hepimiz aynı toplumda yaşıyor, aynı havayı teneffüs ediyoruz. Birbirimize kastımız ne? Fikir alışverişi yapmak ne güzel! Satılık trollerin meydan yerinde işi ne? Şuna buna suçlayacak yerde, bildikleri varsa, delilleriyle birlikte adlî kurumlara ulaştırsınlar. Suçluların cezasını yargı versin. İnsanın insanla çatışmaya girmesi insanî mi?
Toplum halinde yaşamak insana sorumluluk yükler. Ölçü, kural ve değerleri olan toplumlar düzenli yaşamayı bilirler. Sahip olduğu fikirleri savunamayan, ikna gücünden mahrum zavallılar kaba kuvvete ve kara propagandaya sarılırlar.