İsmailağa camiasının önde gelenlerinden, Ali Haydar Ahıshavî Hazretleri’nin ve Çalekli Hacı Dursun Efendi’nin talebelerinden, Mahmud Efendi Hazretleri’nin kayınbiraderi ve en büyük destekçilerinden, İstanbul vaizi, İsmailağa Kur’ân Kursu’nun kurucusu Ahmet Vanlıoğlu Hocamız Hakk’ın rahmetine kavuştu.  

İsmailağa Kur’an Kursu’nun mazisi 1975 yılına kadar uzanır. Şu an Kur’an Kursu binasının bulunduğu yerde o dönemde bir yazlık sinema varmış. İsmailağa Camii’ne yaklaşık 150 metre mesafede bulunan bu sinemanın yaydığı müzik ve gürültü nedeni ile yazları camide namaz kılmakta zorlanırmışlar. Bunun için o önem genç bir vaiz olan Ahmet Vanlıoğlu Hocamız kolları sıvamış ve Mahmutpaşa esnafının desteğiyle burayı satın alıp kapatmış ve daha sonra da yeni alımlarla burası büyük bir külliye halini almıştır.

Ahmet Vanlıoğlu Hocamızı şahsen ben çok küçük yaşlarda tanıma ve uzun yıllar vaazlarından istifade etme imkânı buldum. Her şeyden önce konuşması bir harikaydı. Sanki kitap okur gibi vaaz eder, tane tane konuşurdu. Onu dinledikçe Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in kitaplarda anlatılan hitap şekli aklıma gelirdi.   

1981 yılı yazında İsmailağa Camii’nde yatıp kalkıyordum. O sene Ramazan ayı Temmuz ayına denk gelmişti. Ahmet Vanlıoğlu Hocamız sahurdan sonra bir ay boyunca mukabele okumuştu. O yaz yine Mahmud Efendi Hazretleri de camide itikâfta idi. Bunun için o yaz yaşadıklarımı hayatımda hiç unutmadım.

Cenaze namazına giderken Ahmet Vanlıoğlu Hocamızı 1980 öncesi dönemde vaazlarını takip eden bir abi ile karşılaştık. Kendisini Pazar günleri Odabaşı Camii’nde öğlen vakti yaptığı vaazları sürekli dinlermiş. O zaman, sağ sol olayları çok fazla idi. Bir gün hocamız kürsüden şöyle demiş: “Şu camiler solcuların elinde olsa Türkiye’ye komünizm hâkim olurdu.”

Evet, bu bir iç yangınının dışa vurmasıdır. Hocamız derdi olan, davası olan birisiydi. İstanbul vaizi idi ama vazife konuşmak olduğu için konuşanlardan değildi. Hocamız, o gün komünizm tehlikesine dikkat çekmiş. Bugün komünizm tehlikesi yok ama dinsizlik, ilhad, sekülerleşme had safhada. İslam’ı anlatmak ve hayata geçirmek için bu kadar büyük imkânlar olmasına rağmen maalesef iyiye giden hiçbir şey yok. Cami görevlileri –çoğunluk olarak-  mescitleri maişet temin ettikleri bir fabrika sahası gibi görüyorlar.  Bunun için de ilhad her tarafa yayılıyor.

1980 sonrası İstanbul’da bir nüfus patlaması olmuştu. Anadolu insanı her yerleştiği yerde bir cami inşaatı başlatıyordu. O dönem, para bulmak ne mümkün? Bunun için mübarek gün ve geceler birer fırsattı. Ahmet Vanlıoğlu Hocamız cemaatten para isteme ve alma konusunda tam bir usta idi. O dönem büyük borcu olan camiler, Kadir Gecesi, bayram namazı gibi cemaatin çok kalabalık olduğu gecelerde hocamızı kendi camilerine götürüp, cemaate vaaz ettirerek, arkasından kendi camileri için bağış yapmalarını istetirlerdi.   Hocamız, o yumuşak, sakin ve etkileyici üslubuyla cemaatin ceplerini boşaltmayı başarırdı. Önceden bir olan bağış miktarı hocamız gittiğinde 15’e, 20’ye çıkardı.   

Bir dönem Millî Gazete’mizde de yazıları yayınlanmış olan Hocamız, Milli Görüş Hareketi’nin ilk çıkış yıllarında Erbakan Hocamıza destek verenlerdendir. Özellikle 1980 öncesi sağ-sol oyununun farkına varmayarak mason Demirel’in peşinden giden Feyzullah Değerli ve benzeri meşhur vaizlerin aksine Ahmet Vanlıoğlu ve Timurtaş Uçar hocalarımız Erbakan Hocamızın yanında yer almışlardır.

İsmailağa Cemaati içerisinde Refah Partisi-Anavatan Partisi çekişmesinin yaşandığı bir dönemde Ahmet Vanlıoğlu Hocamız İsmailağa Kur’an Kursu’nda sohbet yapıyor. Herkes orada. Diyor ki: Refah Partili birisi geldi: “Sen Anavatan’a oy verin demişsin?” diye çıkışmaya başladı. Ben kendisine: “Bu sözü bizzat benim ağzımdan duydun mu?” dedim. “Yok” dedi. “Peki, bunu sana söyleyen Anavatan Partili birisi mi idi.” Dedim. “Evet” dedi. Ben de kendisine: “Bak o sana yalan söylemiş. Peki, sen niye beni savunmadın? Yok, Hocamız Refah Partilidir demedin” dedim. Diye bir hadiseyi anlatmış, hem nasıl hikmetli davrandığına ve hem de hocaların etrafında oluşturulan yalan rüzgârlarına bir örnek vermişti.

İsmailağa Kur’an Kursu›nun hafızlık, Arapça ve temel İslami ilimler alanında yürüttüğü ilmi faaliyetler, 1980’li yıllarda öylesine hüsnü kabul görmüştü ki, Türkiye’nin her tarafından adeta insanlar sel gibi akıp geliyordu. Çocuğunu yer yokluğu yüzünden yazdıramayan aileler günlerce gözyaşları ile kursun giriş kapısında nöbet tutuyorlardı. O dönem çevrede bulunan camilerin alt katları dahi yatakhanelere çevrilmişti ama yine talebe yetişilememişti.

Ahmet Vanlıoğlu Hocamız talebelere kendisi de bizzat ders okuturdu. Özellikle Akaid ve Usul derslerine önem verirdi. Usul-i Fıkıh’tan Usul-i Serahsi’yi bizzat okuturdu.

Rabbim rahmet eylesin. Makamı Cennet olsun. Arkada bıraktığı ilmi, ilim müessesesi ve talebeleri inşaallah amel defterinin kıyamete kadar açık kalmasını sağlayacaktır.