Ülkemizde siyaset için çalışanların birçoğu kibir abidesidir. Her şeyi o bilir, kibir libası içinde etrafa caka satar. Hiç kimseyi beğenmez, insanlara tepeden bakar. Vatandaşlarla hemhal olmaz, kibirli yürür. Oysa Allah: “Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, ortalıkta çalım satarak yürüme; unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez.” (Lokmân/18)
Ayrıca Peygamberimiz de, “Size cehennemliklerin kimler olduğunu söyleyeyim mi? Katı kalpli, kaba, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimseler cehennemliktir” (Buhârî: ‘Edeb’/61; Müslim: ‘Cennet’/47) buyurmuştur.
Görülüyor ki hem Allah hem de Peygamberimiz bu gibi insanlardan şikâyetçidir. Buna mukabil mütevazı insanlara da kıymet vermektedir. Ama cahil olanlar, kemal sahibi, mütevazı insanların kıymetini bilmez. Zira körler çarşısında ayna satılmaz. Sağırların oluşturduğu çarşıda da gazel okunmaz.
Ülkemizde siyasilerin birçoğu cehaletlerini setretmek için kibir elbisesini giyerek dolaşmaktadır. Bu gibiler milletin derdiyle hemdert olmaz, sadece nefsine hizmet eder. Maalesef bu tipler parlamentoda ziyadedir. Burunlarından kıl aldırmazlar, dışarıda da adam diye gezinirler.
Ercişli Emrah der ki:
İtibar olmazmış yüze gülene.
Canım kurban olsun kadir bilene.
Karacaoğlan da şöyle der:
Gübreliğe inip konan kargalar,
Has bahçede gül kadrini ne bilir?
Ülkemizde de muhtevalı, alçak gönüllü, milli ve manevi değerlere sahip siyasilerin kıymeti bilinmediği için, siyasi perişanlığımız devam etmektedir.
Zira kimsenin kimseyi sevmediği bir siyaset içinde kıvranıp duruyoruz. Hemen hemen herkes, menfaat elde etmek için, bir nevi kapı eşiklerinde bekler haldedir. Unutmamak gerekir ki; hiç kimsenin ahı kimsede kalmaz. Çünkü dilinizle, tavrınızla incittiğiniz insanlara karşı özrünüzü vicdanınızla ödemek mecburiyetinde kalabilirsiniz.
Yarını belli olmayan fâni bir dünya için fırıldak olmaya, yalakalık yapmaya gerek yoktur. Sadece ve sadece dürüst olmak yeterlidir. Zira dürüst insan her zeminde itibar görür. Bu gibi insanlar ülkesi için, milleti için gayret gösterir. Şahsi menfaat peşinde koşmazlar.
Gel gör ki, bizim siyasetimiz bu konuda maalesef sınıfı geçecek durumda değildir. Her gün meydana gelen kepazelikleri seyreder durumdayız. Her konuda zor bir dönemden geçmekteyiz. Millet olarak bizi aldatanlardan günü gelince seçim sandıklarında hesap soracağız. Aldatanlara, kibirli olanlara, millete tepeden bakıp konuşanlara elbette ki bu sefer evet diyenlerden olmayacağız. Bunun aksini yapanlar da gönül defterinden silinip atılacaktır inşallah.
Unutmamak gerekir ki; Hz. Muhammed (sav): “Kimin yanında bir haksızlık yapılar da o bunu engelleyebilecekken susarsa, Allah o kişiyi dünyada da ahirette de rezil eder” buyurmaktadır. Bu sebeple inanan ve Müslüman olduğunu söyleyen herkes, emir bi’l-ma’rûf, nehiy ani’l münkere göre hareket etmeye mecburdur.
Malumdur ki, vebalini ödeyemeyeceğimiz ah almaktan uzak durmalıyız. Pişman olmamak için, ‘Adil Düzen’ için, kararlı bir yürüyüşe berdevam olmalıyız. Çünkü ‘Adil Düzen’ tarik-i müstakimdir.
Ama öyle bir dünyada yaşıyoruz ki; edepsizler edepliyi bastırmak için konuşmakta, haksız olanlar da haklıyı bastırmak için her renge girmektedir. Ancak denildiği gibi: “Fazla kurcalamayın bu hayatı, tek yiyen tek ölür. Hak yiyen de zor ölür.” Hemen belirtelim ki, dünyamız kötülük yapanlar kadar, kötülüğe seyirci kalıp, hiçbir tavır koymayanlar yüzünden de tehlikeli bir hal almaktadır. Yanlışı görüp, onu önleyeceği yerde tam aksini yapanlara da zalim denmektedir. Malum, zalimlere de iltifat edenler, zulmedenler kadar sorumludur.
Mesela:
· Çalmak haramdır,
· Sömürmek haramdır,
· Millete ait olanı cebe indirmek haramdır,
· Rüşvet almak, vermek haramdır,
· Haksızlığa geçit vermek haramdır,
· Fakir fukarayı vergiler, zamlarla perişan etmek haramdır.
Buna rağmen, sırf partidaşlık adına, bunları görmemezlikten gelmek vicdani cinayettir. Zira emeksiz elde edilen şeyler, mirastan gelen mal gibidir. Gelişi emeksiz, gidişi de üzüntüsüz olur. Unutmamak lazım; bugün iktidar olanlar da zamanı gelince ölecek, kıyamet günü hesaba çekilecektir. Belki o gün kurtulmak için çare aranacak ama nafile, orada adam kayırma yoktur.
Denir ki; “Üç misafir habersiz gelir: Rızık, kader ve ölüm.” Onun için; “Ey Allah’ım rızkımızı helal, kaderimizi güzel, ölümümüzü imanlı eyle” duasını hiç unutmamalıyız. Zira bir gün beklenen ölüm de kıyamet de gelecektir, vesselam.
Rahman ve Rahim,
Kadir ve Muktedir,
Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.
“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”
Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). 05.01.2026