Adalet gibi, iktidarı da erdem, yani ahlaki temelinden kopardığınız takdirde, varıp dayanacağınız şey güçtür. Bu gücün doğrudan ya da dolaylı, gizli ya da açık, somut ya da soyut kullanımı sonucu değiştirmez. Nasıl ki, adaletin manevi özü sayılan erdemin yokluğu, uygulama ve kararda adaletsizliğe, haksızlığa, daha doğrusu zulme dönüşmekten kurutulamazsa, erdemden yoksun iktidar da kaba ve ilkel bir güce dönüşmekten kaçınamaz. Elbette, erdemi içselleştirememiş, buna lakayt kalmış birtakım kurallar, kanunlar, düzenlemeler ve hükümler ortaya konulmak suretiyle haksızlık, zulüm, kaba ve ilkel güç görünmez bir hale getirilebilir, şekli bir meşruiyet görünümü sağlanabilir. Ama bu adaletin ve iktidarın meşruiyetini insanın ruh ve zihninde tasdik ettirip kişiliğinin bir tezahürü olduğu inancına vardıramaz. Bu durum adalet ve iktidara itaat etmekle yükümlü olan kadar, adalet dağıtmak ve iktidarı kullanmak yetkisinde olan için de geçerlidir.

Adaletin gerçekleşmesini, erdem temelinde tasavvur etmeyi ihmal ettiğimiz için, en açık görünüşüyle, yürürlükteki kanun ve kuralların değişmez ölçü olarak alınmasına bağlıyoruz. Tek tek olaylara uygulanan mevzuatın kaynaklık ettiği yargıları ve sonuçlarını adil olarak kabul ve tasdik ediyoruz. Ama hak ve adalet duygumuzun, eşdeyişle erdemliliğimizin, dolayısıyla kişiliğimizin varlığını ve sesini bastırıyoruz. "Şeraitin kestiği parmak acımaz" özdeyişini sözel ve şekli anlamına mahkum ediyoruz.

Adaletin ihlali kuşkusuz insan ve toplum hayatında, hemen görünmeyen ve hissedilmeyen derin rahneler, yarıklar, dehlizler ve karanlık delikler açar. Bu duyarlığa sahip ruh ve zihinler, kişilikler, adaletin özünde meknuz, saklı erdemi içselleştirmiş, onunla teçhiz olmuş, donanmış olan kişiliklerdir. Adaletsizlik ve dolayısıyla erdemsizlik nedeniyle "arşın titremesi"ni ruhlarında duyarlar ve yaşarlar.

İktidarın, dolayısıyla siyasetin erdemden soyutlanması durumunda ortaya çıkacak sonuçların, daha etkili, daha kalıcı ve o nisbette daha çürütücü, daha bozucu ve daha titretici olduğu rahatlıkla söylenebilir. Aslında söylemek bile fazladandır İşte Suriyede olup bitenlere, yaşananlara, maruz kalınan ilkel ve vahşi güç kullanımına bakılabilir. İktidarın erdemden soyutlanmasıyla dizginlerinden boşalan ve ortaya çıkan gücün kullanımının nasıl da insana düşman olduğu ortadadır!

Erdem, diğerkâm, özgeci, hemcinsi lehine fedakar ve feragat üzre olmayı buyurur, ister, teşvik eder, ayrıca gerektirir. Erdemden yoksun iktidar, ilkel ve kaba güce dönüşürken, sahip olanı hodkâm, bencil (egoist), hemcinslerine karşı kindar, nefretkâr, mütekebbir, korkak ve haris bir kişiliğe dönüştürür. Erdem içerikli iktidar paylaşıldıkça kullanıcıları gönendirir, hoşnut eder, itminan sağlar, güven verir, kişiliği yetkinleştirir. İlkel ve kaba gücün nasıl bir ağu, nasıl bir zehir, ne denli bir uyuşturucu olduğunu duyumsatır, idrak ettirir.

Özellikle siyasette, devlet yönetiminde erdem içerikli iktidarın, ilkel ve kaba bir güce dönüşmemesi için, bir önlem olarak, paylaşılması, tedbirin ötesinde bir takdir olarak görülmelidir. Öncelikle iktidarı kullanma yetkisine sahip olanların, erdemsizlik batağına sağlanmamalarını sağlayan bir takdirdir. İktidarın merkezileşmesini, tek elde toplanmasını sağlayıcı her türden tedbir, takdire karşı asla başarılı olamayacak bir başkaldırı girişimidir. İnsanın kendisini ve insanlığı horlama, tahkir etme, izansız ve insafsız bir saygısızlık düşünce ve eylemidir. İlkel ve kaba gücün yücelttiği hiçbir kişilik, hiçbir makam yoktur. Çaresi toprak gibi tevazu üzre olmaktır, iktidar sahiplerinin erdemlilik ölçüsü.