Yemen asıllı bir Yahudi olan Abdullah İbniSebe Hz. Osman (r.a.) döneminde sözde Müslüman olmuştur. Ama gerçekte asla İslam’a adım atmamış ve daima Müslümanlar arasına tefrika sokmak ve ümmetin birliğini parçalamak için çalışmıştır. Bunda da Rafızi/Şii grubu bir çıbanbaşı olarak Ümmet-i Muhammed içerisinden ortaya çıkararak muvaffak olmuştur. İmam Taberi, Tarih’inde konu hakkında şunları kayda geçmiştir: 

“Abdullah İbniSebe’ San’a (Yemen) Yahudilerinden olup, annesinin ismi Sevda’dır. Rafızîlik inancına ilk davet eden kişi odur. Hz. Osman döneminde Müslüman oldu (göründü). Müslümanları saptırmak için şehir şehir dolaştı. İşe önce Hicaz’dan başladı. Sonra Basra, Küfe ve Şam’a gitti. Ancak Şam tarafında arzuladığı şeyleri gerçekleştiremedi. Hatta Şam halkı onu Şam’dan kovdu. O da Mısır’a gelip oraya yerleşti. Mısırlılara çeşitli şeyler söylemeye başladı. Söylediklerinden birisi de şuydu: “Şaşılacak bir durum. Bazıları İsa’nın geri döneceğine inanıyor fakat Muhammed’in geri döneceğini inkâr ediyor! Oysaki Allah Kur’an’da: “Ey peygamber sana Kur’an’ı indiren ve ona uymayı farz kılan Allah, kesinlikle seni döneceğin yere döndürecektir” (Kasas, 85) buyurmuştur. Halbuki Muhammed geri dönme konusunda İsa’dan daha önceliklidir” 

Bir zaman sonra halktan bazıları İbniSebe’nin bu görüşünü kabul ettiler. Böylece onlar için ric’at (geri dönüş) fikrini oluşturdu. (Ama asıl amacı bu değildi.) Halk onun bu söylediklerini dillendirmeye başlayınca o ilk dediklerinin üzerine şunları ekledi: “Önceki dönemlerde tam bin peygamber gelmişti ve bunların hepsinin geriye bıraktığı bir vasisi vardı. Muhammed’in vasisi de Ali’dir.” Evet, bu söz çok da itiraz edilecek bir söz değildi. Bunun için de halk tarafından bu fikir de benimsendi. Ama asıl sözünü henüz söylememişti. Bütün bunlar daha sonra dillendireceği şeylerin bir mukaddimesi kabilindendi. Yahudi işini sağlam yapıyor, zehrini azar, azar zerk ediyordu. Zira onun niyeti öldürmek değil zihinleri ele geçirmekti. İşte bu noktadan sonra yavaş yavaş Hz. Ali (r.a.) üzerinden planladığı dini tahrif etme ve İslam birliğini bozma projesini adım adım uygulamaya başladı. Zira din adına konuşan hiç kimsenin daha önce dile getirmediği çok yeni fikirlerle ortaya çıkmış ve kendisine inanan bir ihanet çetesi oluşturmuştu. Artık bundan sonrası kolaydı. Bu kendisine teslim olan ahmaklara her istediğini yaptırabilirdi. Nitekim bugün de sapkınlığı açıkça ortada olan birçok kişinin peşinden binlerce insan koşmaktadır. 

Taberi devamla şunları anlatıyor: 

İbniSebe bunun ardından şöyle dedi: “Muhammed peygamberlerin, Ali ise vasilerin sonuncusudur” Bu fikrin yerleşmesi ve taraftar bulması için belli bir süre bekledikten sonra söylemlerine şunu ekledi: “Resulullah’ın vasiyetini caiz görmeyen ve onun seçtiği vasiyi tepeleyerek ümmetin

işine el atandan daha zalim kim vardır?”

İşte bu sözler zehrini yavaş yavaş kusmaya başladığı noktadır. Sonra işi biraz daha ileri götürerek onlara şöyle dedi: “Osman hakkı olmadığı halde bu işi ele geçirdi. Resulullah’ın vasisi ortadadır. Kalkın ve onu harekete geçirin. Yöneticileriniz hakkında ileri geri konuşun, emr-i bi’l-ma’ruf ve’n-nehyi ani’l- münkeri açıktan yapın. Bu sayede insanların gönlünü çalar ve onları bu işe davet etmiş olursunuz” Böylece davetçilerini etrafa yaydı ve farklı şehirlerde kafasını bozduğu kimselerle mektuplaşarak onları gizlice anlaştıkları şeye çağırdı” (Tarih-i Taberi, 5/347)

Yahudi İbniSebe yaydığı bu fitne ile Rafızileri ortaya çıkardı. İbniSebe’nin kurduğu hile ve tuzaklara aldanarak oluşan bu grup daha sonra Raşid halife Hz. Osman’ı (r.a.) öldürecek kadar ileri gitmiştir. Mü’minlerin emiri Hz. Ali (r.a.)’ın halifeliği döneminde ise bu anlayış önceki döneme göre daha güçlü ve daha görünür hale geldi ve nihayetinde Hz. Ali’nin kendisi de bu anlayıştan ve bunu savunanlardan beri olduğunu açıklamak zorunda kaldı. Böylece tarihte Hz. Ebubekir (r.a.) ve Hz. Ömer’e (r.a.) dil uzatma cür’etini ilk olarak gösteren İbniSebe ve onun taraftarları oldu. Zira Hariciler bu iki güzide sahabeye dil uzatmazlardı. 

İbniAsakir kanalı ile gelen bir rivayette şöyle denmiştir: Hz. Ali minberde iken Müseyyeb bin Lecebe, İbniSebe’yi getirdi. Bunun üzerine Hz. Ali şöyle dedi: “Hayırdır, bu adamın neyi var? ”Müseyyeb: “Allah ve Resulü adına yalan söylüyor” Dedi. Bir başka kanalla gelen rivayette Hz. Ali şöyle demiştir: “Benim bu adamla ne işim olabilir? Ebubekir ve Ömer’e küfrederdi” (Fethu’l-Bari, 7/ 368) Bütün bunlar sahih rivayetlerle Hz. Ali’den nakledilmiştir.