Vekil imam ve müezzinlere yapılan gece yarısı operasyonunu bu sütunlarda okudunuz..

Mağdur imam ve müezzinlerden bir mektup daha aldım.

Şöyle diyorlar;

“Saygı değer büyüklerimiz... Torba yasada vekil imamlar, vekil müezzinler ve vekil Kur’an kursu öğreticilerine kadro tahsisi için çalışmalarınız olmuştur. Bize gerekli değeri verdiğiniz için siz değerli büyüklerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Elbette her şey istediğimiz doğrultuda olmayıp çıkarılan yasada, vekil imam ve müezzinleri geri çekip, sadece vekil Kur’an kursu öğreticilerine hak verilmiştir. Sonuçta o kardeşlerimiz de vekil, biz de. Bu durum akıllarımızda “neden ayrımcılık oluyor ” izlenimi bırakmıştır. Şu zamana kadar da hiçbir değerli büyüğümüz açıklamada bulunmamış ve biz vekil imamlar ve müezzinlerde büyük bir hayal kırıklığına yol açmıştır. Yaşanılan bu durum hiçbir şey ile izah edilemez.

Olumsuz sonuçlar karşısında ailemiz, eşimiz, dostumuz en içten şekilde yaralanmıştır. Hangi gerekçelerle olursa olsun vekil imamların torba yasadan faydalanmasının bir hak olduğu düşüncesini yaşıyoruz, hâlen. Nasıl düşünür, nasıl yaşarsak yaşayalım vekil imamlara karşı bir vefa ve kul hakkı borcunuz bulunmaktadır. Vekil imamlar 2/3 maaşla en ücra köylerde milletimize din öğretmekte, görevlendirilmeleri müftülerce yapılan sınav sonucuna göre alınmaktadır. Yani her vekil din görevlisi, müftülerin kurduğu komisyonca “yeterli” görülüp görev verilmiştir. Bu vekil imam ve müezzin hocalarımızın çoğunluğu 28 Şubat döneminden beri mağdur. 

Çoğu görev yapmış ve halen yapmakta olan vekiller hafız ve ilahiyat ön lisans mezunlarıdır. En az bir sene görev yapmış ve hâlen senelerden beri bu görevi üstlenen hocalarımız imam hatiplik ve müezzin kayyımlık konusunda tecrübe sahibi olmuş, gittiği her camide belli bir itibara ulaşmıştır. İsteğimiz, arzumuz dileğimiz şudur ki; sizlerin delâletiyle vekil imamlara kadro verilmesi son derece meşru ve gerekli bir haktır.

Torba yasadan son anda çıkarılan bu hakkın ivedi olarak, hiç bir şarta bağlı olmadan tekrardan kanunlaştırılıp vekil imamların tamamına verilmesini, vekillik görevi yapmış ve yapmakta olan hocalarımızın şu zor zamanlarında yanlarında olduğunuzu göstermenizi rica ediyoruz. Şuna inancımız tamdır ki; sizler başımızda olduğunuz sürece kimsenin boynu bükük kalmayacak ve yarıda kalan sevincimizi tekrardan bizlere yaşatacaksınız. Gereğinin yapılacağını ümit ediyor, desteklerinizi bekliyoruz. Siz de bir “vekil”siniz ve bizleri de en iyi siz anlarsınız.”

Yarınki yazımda vekil imam ve müezzinlere “gece yarısı operasyonu”nun perde arkasını yazacağım

Kaçırmayın bence…

BUHARLAŞAN KIRMIZI ÇİZGİLER…

 

Tam bir sene önceydi…

Yine bir Temmuz ve Ramazan ayı..

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bir gurup gazeteci ile iftarda..

Bakan Davutoğlu, Türkiye’nin “Kırmızı Çizgileri”ni şöyle anlatıyor; “Üç kırmızı çizgimiz var; İster PKK, ister El Kaide veya başkası. Her hangi bir terör unsurunun sınır boylarımızda olmasına izin vermeyiz. Meşru müdafaa sebebi sayılır. Her türlü tedbiri almak bizim hakkımız. Zinhar bunu Kürt kardeşlerimizle ilgili bir politika olarak yansıtmamak lazım. Biz her zaman o Kürt kardeşlerimizin haklarını savunduk. Onları hiçbir zamanda tehdit olarak görmedik, görmeyiz.

İkinci nokta: Bu kaos durumunda yararlanarak de fakto otoriteler oluşursa bu otoritelerin mevcudiyeti Suriye’nin birliğini yok eder. Sünniler, Dürziler, Kürtler başka yerde oluşursa bu durum Suriye’yi Lübnanlaştırır. Irak’ta bile bunun acısını yakından çekiyoruz. Herhangi bir tarafı tek başına ‘Ben burada özerkliğimi ilan ettim’ diyemez.

Üçüncü nokta: PYD’nin durumu. Çok büyük çelişki içindeler. Önce Esed ile işbirliği yaptılar şimdi o boşluktan istifade etmeye çalışıyorlar. Biz üç parametre etrafında her türlü tedbiri alırız.” Şimdi gelinen noktaya bir bakalım;

1) Yüzde 15 ya da yüzde 20 veya daha fazlası; şu anda silahlarını bıraktığını dile getiren teröristler acaba neredeler Sınır boylarımızda olmasınlar, sakın!

2) Son gelen haberlere göre Türkiye-Suriye sınırında tıpkı Türkiye-Irak sınırındaki yapılanmanın bir benzeri sahneleniyor mu, acaba

3) PYD, sınırımızın hemen öteki yakasında bayrağını astı mı, asmadı mı

4) Ve son söz; Bakan Ahmet Davutoğlu’nun ifade ettiği “Kırmızı Çizgiler” buharlaştı mı, buharlaşmadı mı

BİRAZ GEÇ KALMADINIZ MI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Gezi Parkı eylemleri sırasında gündeme gelen tencere tavalı eylemlere değindi.

Erdoğan şunu söyledi: “Elinde palayla dolaşan değil, bilgisayarıyla dolaşan bir gençlik istiyoruz. Şiddet yanlısı bir gençlik değil, “Bu ülkeye ne kazandırırım” gayreti içerisinde bir gençlik istiyoruz.  Hiçbir zaman bu molotofçularla sizi mukayese etmemiz mümkün değil. Molotof kokteyli kullanmak, pala kullanmak suçtur. Komşuyu rahatsız etmek suçtur. Tencere tavacıları da çekinmeden, sizler yargıya taşıyacaksınız.”

Çok doğru…

Ama sayın Başbakan…

Gezi Parkı protesto gösterilerinin en civcivli zamanında, apartmanlarda tamtamcıların zirve yaptığı ve “Nerede bu devlet ” dendiği dönemlerde neredeydiniz

Biraz geç kalmadınız mı

NOT:  Bugün 21 Temmuz 2013 Pazar… İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Temmuz 2013’e kadar umutsuz son bir maraton da bitti… Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Görülüyor ki, yeni Anayasa olmayacak!” dedi. Yeniden TBMM Başkanlığına seçilen Cemil Çiçek, liderlerle görüşerek yeni bir süreç başlattı, Komisyonu toplantıya çağırdı. Başbakan Erdoğan, “Top, Cemil Çiçek’te” demeye başladı.. Du bakali n’olacak Her şeye rağmen yine de takipteyiz…