Her çocuk bayramında aynı hata tekrarlanmakta!

Anımsadığım ilk çocuk bayramlarımda, arkadaşlarım kimi

gelin olmuş, kimi dans kostümleri, bale kıyafetleri giymişti.

Derken gösteriler başlamış kuğu gibi süzülmesi için

aylarca çalıştırılan kız ve erkek çocuklar sahne almıştı.

Büyükleri taklit eden danslar, tangolar, valsler,

twistler sergilenmişti.

İzleyici çocuklarını alkışlamış, hünerleri için gözleri

nemlenmiş fakat en büyük alkışı her seferinde bu batı dansları değil, başka bir

gösteri almaktaydı.

Kafkas ekibi sahneye çıktığında yer yerinden

oynamaktaydı.

Hepimiz nefes almadan havada uçan, dizlerini yere

değdirdiği anda gökyüzüne yükselen, parmak uçlarında dönüp sahnenin öbür ucuna

rüzgâr gibi giden halk oyunlarının ritmi ile sarhoş olmuştuk. Adeta bu halk

oyunlarında yudum yudum vatan sevgisi içirilirdi, şehitlerin esintisi

gözlerimizi yaşartırdı, mertlik, kahramanlık, doğruluk, dürüstlük, şahadet

görünmeyen harflerle sahneye kazınır, oradan ruhlara üflenirdi.

Ben her 23 Nisan geldiğinde küçük yüreğimle batı dansları

grubuna girmeye direndim zaten halk oyunlarının o yüksek sanat figürlerini hiç

beceremedim ama şiirleri hep okudum.

Günümüze geldiğimizde çocuklarımın uzun okul dönemlerinde

batı danslarında hiç yoklardı kendileri istemediler, çok arzu etmeme rağmen

folklorik oyunları da beceremediler, onlara da sadece sunuculuk ve şiir kısmı

kaldı törenlerin.

Ama üçüncü kuşağımızın ilk temsilcisi torunum Gevher in

anaokulundaki törenine geçen yıl, bütün aile toplanıp ellerimizde çiçeklerle

gösterisini izlemeye gittik. Bütün sınıfların gösterileri gibi, Gevher in

sınıfı da tamamen çocuk müzikleri ya da oyunları değil büyüklerin dinlediği

şarkılar eşliğinde oryantal dans etmekte idiler. Hepimiz şaşkın belki başka bir

sınıf çocukça şarkılar eşliğinde gösteri yapacak diye beyhude bekledik.

Öğretmenler bir yıl boyunca çocuklara büyükler gibi şarkılar eşliğinde

kıvırtarak dans etmeyi öğretmişlerdi. Milli eğitim müdür yardımcısı,

bürokratlar, okulun müdiresi ve öğretmenler ön sırada bu yanlışlığı gözleri

parlayarak alkışlamakta idiler. Daha yürek yakanı da bu gösterileri hazırlayan

anaokulu öğretmenlerinin yarısı başörtülü idi. Yahu siz ayakta mı

uyumaktasınız, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Nasıl çocuk yetiştirmektesiniz,

o milli eğitimden gelen ilgililer de başlarını kuma sokmuş alkıştan ağrıyan

elleri, kafa sallayan gövdelerini sürükleyip arabalarına atlayıp, törene

katılarak vazifelerini yapmanın mağrurluğu ile alandan ayrıldılar.

Bu yıl okul idaresine dilekçe verdik, böyle bir gösteri

hazırlayamazsınız diye, onlar da parlak bir fikir bulmuşlardı, daha kaliteli

dans ettireceklerini söylediler, bale dersi aldıracaklardı çocuklara, Gevher in

babası yeni bir dilekçe yazdı, çocuğuna bale dersi aldırmak istemediğini bildirdi,

halk oyunları özellikle Kafkas folkloru çalıştırılmasını belirtti. Gevher bu

yıl Kafkas danslarını güzelce öğrendi, kostümleri dikildi, bal renkli kaftanı

ve saman sarısı şalvarı, kırık beyaz örtüsü, pabuçları ile gösterisi için uyku

uyumuyor gün sayıyordu, bu sefer daha kalabalık bir sülale olarak anaokulunun

törenine katılacaktık, çiçeklerimizin siparişini verdik. Fakat talihsiz bir

kaza ile Gevher omzunu kırdı, doktor kırıkları askıya alıp bandajladı

kesinlikle hareket yok dedi, çocuk ve biz çok üzüldük, o kadar hevesle

hazırlanan torunum gösteriye çıkamayacaktı. Fakat en büyük kârımız; yüksek,

şahane, içli Kafkas folklorunu öğrenen Gevher için bu oyunları devam ettirmesi

kararını aldık. Zira Anadolu nun sarp dağları da, nazlı nehirleri de, engin

ovaları da öylesine nakışlanmıştı ki bu müziğe; yurt sevgisi çağlayan olup

dolmakta idi yüreklere.