1980 öncesi siyasal partiler ve kesimler arasındaki kanlı

çatışma büyük bir gerilim oluşturmuştu. Hemen herkes birbirine diş biliyor,

ortamın alevlenmesiyle çatışıyordu. Üstad Necip Fazıl ile başlayan sanat,

kültür ve düşünce hareketi ile Milli Görüş hareketi özellikle gençlik gerilimin

ve çatışmanın dışında kalmayı yeğledi. Bu, o gün bugündür devam ediyor. Öğrenci

olduğumuz yıllardı, yukarıdan gelen bilgiler olaylara kesinlikle bulaşmamamız

yönündeydi. Gerek dergilerde ve gerekse demeçlerde bu durum özellikle

vurgulanırdı.

1974 yılı olmalı, Diyarbakır da MSP gençlik toplantısı

yapıldı. Elâzığ dan bir otobüs ile gittik. İsmail Müftüoğlu gelmişti. Orada

iken Adalet Bakanı olduğu bilgisini aldı. Konuşmasında olaylardan özellikle

uzak durmamızı önerdi. Fakat taraflar olayların içine çekmeye çalıştılar ama

başaramadılar. Metin Yüksel in şehadeti o dönemde oldu. Buna rağmen intikam

alma duygusuna girilmedi ve daha büyük olayların olmaması sağlandı.

1980 darbesi siyasal partilerin üzerinden silindir gibi

geçti. 1960 darbesi sonrası önü açılan sol düşünce ve sol siyasal hareket 1980

darbesi ile silindir gibi ezildi. Yazar ve şairler içe kapandı soyut yazmaya

başladılar.

İdeolojisiz partiler süreci sadece ülkemiz için değil

bölge için de geçerli oldu. Turkuaz hareketi de diyebiliriz. Hatta kimi

partilerin renklerine bakılırsa bu rahat görülebilir. 28 Şubat süreci

sonrasında bu durum daha belirginleşti. İktidar partisinin demeçlerine

bakıldığında bu görülebiliyor. Dinler arası diyalog , Ilımlı İslam , Layt

İslâm , İslâmsız İslâm gibi kavramların oluşumu bundan sonradır. Dönemin

gazetelerin, partilerin ortak renkleri bile var.

11.05.2015 tarihinde Sayın Bülent Arınç ın, Biz dinci

bir parti değiliz demesi, Sayın Cumhurbaşkanı nın, başbakanlığı döneminde

sürekli vurguladığı, Din milliyetçiliği , Milli Görüş gömleğini çıkarma gibi

kavramlarla AK Parti ideolojik olmaktan çok konjoktürel bir parti olma özelliği

taşıyor. Fikirsiz ve ideolojisiz bir parti. 12 yıllık sürece bakıldığında da bu

belirgin. Din milliyetçiliği kavramının sosyolojik bir karşılığı yok. Aslında

bununla verilen mesaj biz din ile ilgili değiliz, dini mücadele içinde

olmayacağız, İslâm devleti mücadelesinde bulunulmayacağız, böyle bir hedefimiz

de yoktur. Dini duyarlık konusunda da bunu gördük. İdeolojisiz, fikirsiz bir

parti. Bunu da ancak psikolojik gerilimin tırmandırılması, şahıs partisi odaklı

bir oluş. AK Parti bir şahıs partisidir. İdeoloji partisi değildir. Tartışmalar

ideolojik olmaktan çok kişi merkezli yürüyor. Taban baskısı ve dış baskılar söz

konusu olduğunda ancak dini referanslara yöneliniliyor.

AK Parti ve tabanının bütüncül olarak bu duyarlıktan

uzaklaşması gözden kaçmıyor. Parti içinde kimi İslâm düşüncesine aykırı

davranışların içselleşmesi, tepki verilmemesi dikkat çekici. Aynı zamanda

sekülerleşmenin yaygınlaşması da söz konusu. Aydınlar AK Parti ile birlikte

geçmiş zamandan süregelen İslâmî duyarlık, bilinç ve mücadeleden vazgeçildi.

Muhalefet ruhu yitirildi. Düşünce üretmekten çok karşı taraflarla kavga ve

gerilim oluşturuldu. Bununla yetiniliyor.

İslâmî duyarlık ile siyaset yapanların bugüne değin

hiçbir zaman karanlık ilişkileri veya yolsuzlukları söz konusu olmadı. Ne yazık

ki AK Parti ile bunların tartışılıyor olması İslâmî mücadele içinde olacak

olanların işini zorlaştırıyor. Bir kara leke gibi Müslümanların üzerine

çöreklenmiş bulunuyor. Var mıdır yok mudur olmaktan çok tartışılması

Müslümanlar adına üzücü.