İktidar partisi hariç tüm partiler asgari ücretin

yetersiz olduğunu dile getirerek artırılması gerektiğine dikkat çekiyor, bir

takım rakamlar telaffuz ediyorlar. Böylece asgari ücretle çalışmak zorunda

kalanların oylarını almaya çalışıyorlar. Bunun yadırganacak bir yanı yok.

Muhalefetin dile getirdiği asgari ücret rakamlarını birilerinin fazla bulması

da mümkündür. Özellikle işverenlerin asgari ücretin artmasına karşı olmalarını

fazlaca yadırgamamak gerekiyor. Ancak, Başbakan Davutoğlu nun Türkiye

İhracatçılar Meclisi (TİM) Sektörler Toplantısı nın basına kapalı bölümünde

ihracatçılara, İsterseniz 1.500 liradan fazlasını verelim. 1.500 lira ile

rekabet edebilir misiniz diye sorduğu ifade ediliyor.

Başbakan ın bu sorusuna ihracatçıların, İhracatta asgari

ücretin 1.500 lira olması rekabetimizi engellemez demelerini beklemek mümkün

değildir. Sanayici ve ihracatçılar ürettiklerini en ucuza mal etmek, en yüksek

fiyata satmak isteyeceklerdir. İhracatımızın diğer ülkelerle rekabeti için

ürettiğimiz ürünlerin fiyatının düşük, kalitesinin yüksek olmasına bağlı olduğu

da doğrudur. Ancak, bütün bu doğruların yanında çalışanlarımızın büyük bir

bölümünün yoksulluğa mahkûm edilmesi anlamına gelen asgari ücretten insanımızın

kurtarılması gerektiği de doğrudur. Kısacası, üreten insan ile bunu

pazarlayanların birbirin rakibi olduğunu, üreten insanların yoksulluğa mahkûm

edilmesi pahasına ihracatın artırılmasını düşünmeyi Başbakan konumunda olan

insanın aklına bile getirmemesi gerekir. Ülke yönetiminde bulunan insanlar

üreten ile pazarlayan ve ihracat yapanları koruyucu bir yol bulmaları gerekir.

Söz gelimi bu noktada ilk yapılması gereken asgari ücretten vergi alınmaması

olabilir. Böyle bir uygulama asgari ücretliye biraz olsun nefes aldırabilir,

ayrıca ihracattaki rekabet şartları da korunmuş olur. İkinci adım ise

sanayicilerin elde ettikleri yüksek kârların bir bölümünden

vazgeçebilmeleridir. Sermaye sahipleri sadece kendilerini düşünerek ve daha

fazla kazanma hırsı ile hareket ederlerse, sınırlı bir kesim her gün daha

zengin olurken, dar ve sabit gelirliler yoksulluğa, hatta açlığa mahkûm

ediliyorsa o ülkede huzuru sağlamak mümkün olmaz. Uygulanan ekonomik politikalar

sadece güçlülerin çıkarlarını koruyor, geniş çalışan kitleler açlığa mahkûm

ediliyorsa bu durum o ülkede doğru bir yönetim şeklinin bulunmadığını gösterir.

Sözün özü biri yer bir bakar mantığının geçerli olduğu ülkede, rüşvet ve

yolsuzlukların önünü alamazsınız. Bu bakımdan Başbakan Davutoğlu nun

ihracatçılara, 1.500 TL ile rekabet edebilir misiniz diye sorması adil bir

yöneticinin sergileyeceği tavır olmamalıdır.

Resmi istatistiklere göre bırakın asgari ücretlileri

toplumun çok büyük bir çalışan kesimi yoksulluk sınırının altında gelire

sahiptir. Rekabet şartlarını sürdürmek için asgari ücretin artırılmasına karşı

çıkmak yerine sanayici ve işadamları ile çalışanların durumunun nasıl

düzeltilebileceğinin konuşulması gerekirdi. En azından Başbakan a böyle bir

yaklaşım yakışırdı. Kaldı ki bu mantığın tabii sonucu olarak ihracatçıların

rekabet edebilmesi için asgari ücreti daha da düşürmek gerekir yaklaşımı ortaya

çıkar. Bu ise kölelik düzenini akla getirir.

Çalışanların verimliliğinin artırılması, üretimde yeni

teknolojilerin devreye sokulması, biraz da işverenlerin fedakârlık yapabilmesi

ile maliyetler düşürülebilir. Yoksa maliyetleri sadece işçilere verilen asgari

ücretin miktarı ile değerlendirmek bu ülkeyi yanlış uygulamamalara mahkûm etmek

anlamına gelir. Çalışanlar göz ardı edilerek sadece sermaye sahiplerini düşünen

uygulamalar vahşi kapitalizmden yana olanlar için makul görünebilir ama insaf

sahipleri için bu zulümdür.