Önceki yazıyla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…
“Adaletli olmak için hevaya uymayın.” (Nisa Sûresi 135. ayet)
Günümüzde tam da bunu görüyoruz. Bütün dünyada bütün kanunlar, kurallar heva ile çıkarılır. Adalet heva ile sağlanmaya çalışılır. Allah’ın ayetlerine dayanmadan adalet sağlanamaz, sadece sağlanacağı sanılır.
“Ey Davud, kesinlikle biz seni yerde halife kıldık. Öyleyse insanların arasında hak ile hükmet ve seni Allah’ın yolundan saptıracak olması sebebiyle hevaya uyma.” (Sad Sûresi 26. ayet)
Allah’ın istediği hükmetme hak iledir, heva ile değildir. Heva ile hükmetmeye başladığın anda Allah’ın yolundan saptırır. Heva ile hükmetmeyip hak ile hükmetmenin de tek yolu Allah’ın kitabını rehber kabul edip, tüm hükümleri ona dayandırarak vermektir.
“O hevasından konuşmaz. O yalnızca vahyedilmiş bir vahiydir.” (Necm; 3-4)
Hazret, Peygamber aleyhisselamın konuşmaları heva ile değildi. O, kendisine vahyedileni söylüyordu. Allah’ın ayetlerini referans edinmeden konuşan herkes hevasından konuşuyor demektir. Referans gösterdikleriniz Allah’ın ayetleri değil de eski büyük adamlar (!) ise o zaman yine hevanızdan konuşuyorsunuz demektir.
“Rabbinin makamından korkan ve nefse hevayı nehy eden kimseye gelince kesinlikle cennet, o barınaktır.” (Naziat Sûresi 40-41. ayetler)
Cennete girmenin bir yolu da bu ayette söylenmektedir. Hevadan nefsi nehy edeceksin. Bunun da tek yolu vardır: Allah’ın kitabını, ayetlerini rehber edinmektir. Yok, günümüzde bunları uygulayamayız, günümüzde bunları kimse dinlemez, biz hele bir iktidara gelelim, ondan sonra zaten uygularız dediğiniz anda hevaya uyuyorsunuz demektir. Nefsi hevadan nehy etmek gerekir. Eskilerin yaptıkları, eski uygulamalar, nefsi hevadan men edeceksiniz ve sadece tek rehberiniz Kur’an olacak. Aksi takdirde hevanızla hareket ediyorsunuz demektir.
“Musa’ya kitabı vermiştik ve sonrasında arkasından resulleri gönderdik ve Meryem oğlu İsa’ya kanıtları verdik ve onu Ruhu-l Kudüs ile destekledik. Kendinizin heva etmediği (işine gelmediği) şeyi bir resulün size her getirmesiyle mi büyüklendiniz de bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını öldürdünüz.” (Bakara Sûresi 87. ayet)
Bu ayette İsrail Oğullarına hitap ediyor. Bu bir örnektir. Günümüzde de böyledir. Anlatıyoruz, ayetler bunu söylüyor diyoruz ama fayda etmiyor. Çünkü söylediklerimiz ayetlerden olduğu için nefislerin işine gelmiyor. İnsanlar mevcut uygulamalarını asla bırakmak istemiyorlar. Ticaret yapanlar mevcut düzende para kazanıyorlar. Bu düzenin asla değişmesini istemiyorlar. Bu nedenle ayetlerden getirdiğimiz kanıtlar hoşlarına gitmiyor. Hayata karışmayan bir İslam istiyorlar. Hayat mevcut “zulüm sistemi” içinde devam etsin, onların kazançlarına dokunmasın yeter. İslamiyet cami içinde kalsın, vicdanlarda yaşasın. Nefisleri ayetlerden getirilen kanıtları heva etmiyor, işlerine gelmiyor. Siyaset yapanlar da mevcut çoğunluk demokrasisinden hoşlanıyor, ona heva ediyor. Adeta zevkli bir oyun gibi geliyor onlara. Çoğunluk demokrasisinden uzak durun dediğimizde işlerine gelmiyor. Çünkü bütün hayat felsefeleri o yanlış üzerine kurulu ve sadece bir hevaya dayanıyor. Delilleri ayetler değil çok değer verdikleri siyasi büyükleri olduğu için hevalarının dalaleti içinde sürükleniyorlar.
“Kesinlikle çok kimse ilimsizce hevalarıyla saptırırlar.” (Enam Sûresi 119. ayet)
İnsanları saptırma ilimsizdir ve hevalarladır. Ayetler ilme uygundur, ilim de ayetlere uygundur. Ayetlere uymayan ilme de uymamış olur, hevasına uymuş olur.
“Sonra seni işten bir şeriat üzerine kıldık. Öyleyse ona uy ve bilmeyenlerin hevalarına uyma.” (Casiye Sûresi 18. ayet) Şeriat “şra” kökünden gelmiştir. Bir şeyin içine girip onu yararak ilerlemek, yol açarak ilerlemek manasındadır. Istılahi olarak insanların hayatlarını kolaylaştıran, işlerini kolaylaştıran yol olarak “şeriat” anlamında isimdir. Allah’ın birisini şeriat üzerine kılması demek, Allah’ın ayetlerine dayanan yöntemlerle hayatı kolaylaştırması demektir. Bu da hem bilgi hem de ayetlere imanı gerektirir. Heva ise Allah’ın ayetlerine dayanmadığı gibi ilme de dayanmaz. (Devamı var)