Kendimizi bildiğimizden beri bir yoldayız. Bu yol bizim

istikametimiz.

Yolumuzu ve yönümüzü yitirmeden, istikamet üzere

olduğumuzun bilincindeyiz.

Bilinç, bir şeyin farkında olma, ne yaptığını bilme

eylemi. Ruhu ve düşüncesi.

Müslüman ız. Müslüman olmakla şükrümüzü ne kadar

yinelersek yineleyelim azdır. Allah bizi bu yol üzere kıldığından beri

sapmadan, bir endişe duymadan yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. Eksiklerimiz olabilir,

kimi zaman yanılabiliriz. Aslolan bu yol üzerinden sapmadan sürdürmek.

Bu zamanda en önemli duruşlardan biri.

Karşımıza, bizi yoldan çevirecek çok şey ve neden

olabilir. Dünyalıklar, zevkler, hazlar, heyecan verici hâller bir anlıktır

bütün bunlar. Bütün zorlukları, çileleri, yorgunlukları göze alarak yol

yürüyoruz.

Dünya hazları anlık da olsa heyecan verir, zevk tattırır.

O anlar geçtikten sonra olan pişmanlıklar bizden çok şey alıp götürür. Önemli

olan o anları yaşamamaya, tuzaklara düşmemeye, yanlışlara sapmamaya özenmek.

Kendimizden sorumluyuz ilk elde. Yakınlarımızdan, akraba

ve komşularımızdan ve bütün insanlıktan da.

Yoldayız. Bu zaman insanı yanılsatan, küçümseten,

aşağılatan karşı şeyler olabilir. Bugünün en büyük sorunu teknolojinin,

sanayinin, silâhların bizim dışımızdakilerin ellerinde olması. Bu, küçümsenilecek

bir durum değil. Eksiklerimize, yol yürüyüşümüzdeki aksamalara, azim

eksikliğimize, dikkatsizliklerimize bakarız. Bunların giderilmesi zor değil.

Yol üslubumuzda değişiklik yaparız. Hızımızı artırırız, daha dikkatli adım

atarız. Yolculuğumuzda ve adımlarımızdaki hayırlı olan edimlere bakarız. Neyin

nasıl iyi ve hayırlı olduğunu düşünürüz.

Yol uzun. Biz yolun bir yerinde bir durağında beklemek ve

ayrılmak zorunda kalabiliriz. Ardımızda yolumuzu sürdürecek kimseler var mıdır,

güvenli yol arkadaşlıkları edinmiş miyiz, bizi yalnız bırakmayacak yol

arkadaşlarımız var mı Sevgili Efendimiz büyük yolculuğuna çıktığında yanına en

sevgili dostunu aldı: Hz. Ebû Bekir. Ona: Dostum dedi. Benim bir dostum var

o da Ebû Bekir dir buyurdu. Diğerleri arkadaşlarım ve kardeşlerimdir dedi.

Dostluğa derin anlamlar yükledi. Bundandır ki: İkinin ikisi denildi Hz. Ebû

Bekir e. Bu, özel bir tanıtlamaydı.

Yolculuğumuzda nerede olduğumuz önemli. Dönüp geriye

bakmanın, oyalanmanın zamanı değil. Bize biçilmiş olan yol kesitini aşıp

geçeceğiz, geçmemiz gerekiyor. Yarım kalan yolculukların vebali üzerimizde.

Sorumluluğumuz altında olan bölümde neler yapıyoruz o da önemli. Yol boyunca

bırakacağımız izler, eserler bizim için geride kalacak önemli eylemlerimiz

olacak.

Eskiler yol boyunca çeşme, han, barınak, meyve ağaçları

bırakmayı ilke edinirlerdi. Bir başkasının ayağına takılmaması için taş, hatta

bir çıkıl ve çırpı bırakmazlardı. Bizler de onlara öykünürdük. Köy çocukları

toplanır bir günümüzü bir yol ayırırdık, yolda ne var ne yok toplar atardık.

Bunlar küçük gibi görünen davranışlar. Ama bunlar bizim yol ilkemizi belirledi.

Bir yoldayız. Bu yolun sorumluluğu çok büyük ve çok ağır.

Elbette Allah taşıyamayacağımız sorumlulukları ve ağırlıkları bize yüklemez.

Taşıyabileceklerimiz kadarı elbette var. Yükümlülük gücümüzün kaldıracağı

kadardır.

Bir yoldayız bu yolda kendimize ne katıyoruz, neler

sahipleniyor ve nelerle yaşıyoruz.

Bu uzun yolculukta bezginlik, yorgunluk belirebilir. Her

yolculuğun durak anları ve soluklanma anları var. Bunlar daha çok mesafe kat

etmemiz için zorunlu ve gerekli.

Dört bir yanımız kan gölü. Müslümanlar baskı altında ve

kuşatılmışlar. Bu yolculuk bizim onlara öncülük anlamına gelir. Yol bulmalarını

sağlayabilir. Yanlış yollara sapmayı engelleyebilir. Geleceğimizi daha bir

güvenli kılabilir.

Biz yol için varız. Yol bizim önümüze konulmuş bir olanak

ve hizmet. Biz anlamsızlık için yaratılmadık. Anlamımız bizim yolculuğumuzda.

Yolumuzu emin adımlarla yürürsek bizi gitmeyi arzuladığımız yere salimen

ulaştırır. Bunun başka bir yolu da yok.