Seçimler yaklaştıkça partilerde gözle görünür hummalı çalışmalar başladı. İktidar partisinde ve ana muhalefet partisinde aday adayları aday olabilmek için adeta birbirleriyle yarışa girdiler. Merhum Erbakan hocanın siyaset sahnesine çıkmasıyla bu millet, devletin milletine efendi değil, garson devlet olacağını öğrendi. Kırk yaş ve yukarısı olanlar bu hizmetleri bilir ve hatırlarlar. Fakat x ve y kuşağı dediğimiz, sanal âlemden çıkmayan nesil var ki, Milli Görüş’ün efsane hizmetlerinden bihaber yaşamaktadır. Hem geçmişte yapılan hizmetleri hem de yeni projelerimizi bu genç kuşağa anlatabilmemiz için yola revan olma zamanı.

Evet, yola revan olalım. Bu yol ki, yeniden büyük Türkiye, Yeni bir dünyayı kurma yoludur. Bu yol ki, önce ahlak ve maneviyatın yoludur. Bu yol ki, İslam dünyasında akan kanın, gözyaşının sona ereceği bir yoldur. Sen yola revan olursan, bu yol başarıya giden yola dönüşür. Sen mücahidim! Sen mücahidem! Sizler bu yola revan olmazsanız, durmaz bu kan, durmaz bu gözyaşı. Durmaz bu sömürü. İşte bu yol bu kadar önemli ve bu kadar kutsal. Bırak şu sanal mücahitliği, bırak elindeki akıllı telefonları yola revan ol! Ol ki, seni bekleyen gönüller, gerçeğe ulaşsın. Susayan gönüllere abı-hayat olasın. “Gitmediğin yer senin değildir” derdi merhum Erbakan hoca. İşte bundan dolayıdır ki, yol bir pınar ve biz de onunla birlikte akan olmalıyız. Öteki taraftan yola revan olmak, ilahi adalete teslim olmuş, vicdanından daha büyük bir mekanizmanın adaletine tam inanıp, okyanusa kavuşma arzusu ile çalışmaktır. Bu yol öyle kolay bir yol değil. Aksine, kınayanların sizi beklediği ve bir takım engellerin olduğu çetin mi çetin bir o kadar da zor bir yol. Milli Görüş ne kolay lokma oldu ne de kolay yolu seçti. Bugün Türkiye normalleşiyorsa, Milli Görüş’ün tırnaklarıyla kazıdığındandır. Dedik ya! Ne belediyelerdeki kazanımlarını ne de iktidarı hiçbir zaman kolay bir şekilde kucağında bulmadı/bulamadı. Zaman zaman düştü ama her zaman düştüğü yerden kalkmasını bildi, onurunu, şerefini ve kalbindeki imanını koruyarak başı dik olarak hep yola revan olmayı başardı.

Erbakan hocamızın öğretileriyle, ilkeleriyle ve gösterdiği hedefte, yeniden büyük Türkiye ve yeni bir dünyayı kurmak üzere milletin hizmetine mazhar olmak üzere projelerimizle, imanlı ve hizmet aşkıyla yanan adaylarımızla, yeniden yola revan olalım. Prof.Dr. Necmettin Erbakan hocamız, kendisine gazeteci Ali Kırca tarafından yönetilen, “Hocam bu sistem sosyalist sistem mi, kapitalist sistem mi ” şeklindeki soruya şöyle cevap vermektedir; “Milli Görüş; ne kapitalisttir, ne de sosyalisttir. Bin yıl dünyaya hâkim olmuş bir milletin evlatları olarak, bizim ille kapitalizmi veya komünizmi veya sosyalizmi taklit etmeye ne ihtiyacımız var, ne ihtiyacımız var Niye kendi sistemimizi görmüyorsunuz İlle gözünüze bir batılı gözlük takmaya mecbur musunuz Çıkartın bu gözlükleri ve millete dönün, milletin inancına dönün. Her şeyin en iyi çözümünü orada bulacaksınız. Türkiye efsane hizmetleri Milli Görüşle tanımıştı. Globalleşen dünyada merhum liderimizin gösterdiği istikamette artık yeni ve farklı projelerle halkın karşısına çıkmalıyız. Mevlana ne güzel söylemiş;

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş”

Milli Görüş siyaset arenasına çıktığı günden beri, bulanmadan, donmadan duru bir şekilde akıyor ve Mevlana’nın “Dün de beraber gitti cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım” sözünün bilinciyle yeni projeler üretmektedir.

Bu ırmakta ne ölmek var bize,

Bu ırmakta ne gam var,

Ne keder var, ne dert.

Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan,

Bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret.

Durma, çabuk gel, gelmem deme

Ne evet demek yaraşır sana,

Ne hayır, dostum,

Senin şanına sadece gelmek yaraşır.  (Mevlana)

Bu insanlar hizmete susamış bir vaziyette bizim çalışmalarımızı bekliyorlar. Bekletmeyelim! Buyurun! Haydi! YOLA REVAN OLALIM!

TACEDDİN DERGÂHİ MÜZESİ

Yolunuz Bağcılara düşerse belediyenin yapmış olduğu Tacedin Dergâhı’nın rölevesini çıkarıp aslına sadık kalarak Mehmet Akif Ersoy Bulvarı üzerinde Mehmet Akif Ersoy Kültür ve Sanat Merkezi’yle birlikte inşa ettiği dergâhı ziyaret ediniz. Aslı Ankara’da bulunan dergâhın bire birinin aynısı olan bu mekân mutlaka halkımız tarafından gezilmeli ve o İstiklal marşının şiirinin nasıl duvara yazılarak ortaya çıkarıldığını görmeleri gerekmektedir.

12 Mart 1921’deki oturumunda Milli Marş olarak kabul merasimi yapılan marşımızın hangi atmosferde ve ne gibi şartlarda yazıldığını dergâhı gezdiğinizde adeta bire bir yaşıyorsunuz. Milli Eğitim Bakanlığı bir yarışma düzenledi. Mehmet Akif para ödülü konulduğu için yarışmadan uzak durdu. Ama gönderilen 724 şiir istenileni karşılamayınca, Taceddin Dergâhı’nda beraber kaldığı arkadaşı Hasan Basri Çantay ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, para ödülünü izale ederek Akif’i ikna ettiler. Bunun üzerine Mehmed Akif tüm vaktini bu marş için ayırdı. Hatta bir gece aniden uyanarak kâğıt-kalem aradı, bulamayınca sivri bir aletle odasındaki duvara şiirin,

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, tasarım.”

Kıtasını kazıdı. Bu kıta, milletimizin kaderiyle bütünleşmiş o gecenin hatırasına, Taceddin Dergâhı Müzesi duvarına kazındı… Gidip görmek ve o havayı solumak lazım.