Hayatta hep şuna inanırım; ölümden başka her şeyin çaresi vardır. Yeter ki çare aranırken tarafların niyeti halis olsun. Yeter ki insanlar insan olsun. Peki, gerçekten inanılan gerçekleşiyor mu? İhtimal dâhilinde olsa da maalesef. İnsan inandığı kadar desek yine olmuyor. Neye inanırsan inan gerçekleşen gerçeğin tabiatına ait verilerdir. Genellikle inanılan olmuyor. Hatta olmaması için sanki her şey koro halinde sadece ve sadece ‘olmaması için’ çalışıyor gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bu koro bazen organize bir şekildedir. Organize kötülük can sıkacak bir veri arıyor gibidir. Aradığını da buluyor çoğu zaman. Aranacak onca iyi ve güzel şey varken durup dururken kötülüğü sahaya sürmek nasıl bir motivasyondur. Altta yatan rüknün nasıl bir ‘parça tesiri’ var ki ‘yok etmek’ için bunca efor durmak bilmeden harcanıyor. Bir şey yok olunca var olana ne katkısı olabilir. İnsani değerleri yok eden hangi değeri var kılmanın sıhhatine ulaşabilir. İnsanın varlık nedenlerini ortadan kaldırmakla yokluğu üzerine nasıl bir varlık ortaya konulacaktır. ‘Yok olan’ insanın nesi alınacaktır ki kendi varlığının binası yükseltilecektir. ‘Olmayan’ın olan nesi vardır ki. Eğer ‘yok olan’ın varlığındaki değerler kişinin varlığına varlık katacaksa o zaman neden ‘yok olmasını’ istemektedir. ‘Yok olan’ın varlığı da yok ‘yok olmasını’ isteyenin gözünde, neden ‘yok etmeye’ çalışıyor o halde. Kendi gözünde olmayanın olmamasını istemek zaten olmayan olmadığı için bir çıkmaz değil midir. ‘Çıkmaz’ı kim ne yapacak, ne işine yarayacak.
İnsanların kendi kendilerinde yarattıkları duvarlar değil midir bu. Aşamadığı ‘olmayanını’ başkasında ‘olmayan’ olarak görmek istemesi. Kendi varlığını kendisi ‘var olarak’ onaylayamayınca bunu başkasının ‘yok’luğunda onaylatma güdüsü. Başkasının ‘yok’luğunda mutlu olma istenci kişiye mutluluk verebilir mi, sanmıyoruz. Kişi kendi gözünde ‘olmayan’ olarak gördüğünün ‘olmamasından’ nasıl bir varlık çıkarabilir. İşte tam o noktada kibir duvarları yükseliyordur. Kendine atfettiği kozmikliği kutsallık seviyesine çıkarma merasiminin ‘komik’ kofluğu. Zaten ‘yok’ gördüğünün ‘yokluğundan’ kule yapma uğraşısı beyhude bir çabadan başka bir şey değil. ‘Kule inşaatı’nda bir evham heyulası da ortalıkta dolaşıyordur. Kendi rüknünün elifsizliğine mertek arama acentesi olarak. Bütün varlığını ‘acentesi’ne yükleyerek bir yere varma boşunalığını dindirmenin kisvesinde kendi kendisinin yokluğunu büyütmeden başka ne olabilir ‘yok etme’ heveslilerinin varacağı nokta. Etrafına ördüğü duvarlardan başka bir şey görünmez, görünmüyor. ‘Olmayan’ın ‘olmayan’ ‘yok etme’ duvarları… Hem kendi gözünde ‘yok’ hem kendisine ‘yok’ hem de ‘yok etme’ odağındakine kendisi ‘yok’. Geriye ne kalıyor; belki biraz can sıkıntısı…
Can sıkıntısına uygun görülenlerin can sıkıntısından uygun görenlere huzur doğmaz. Başkasının huzursuzluğu başkasına huzur vermez. İnsan olan şartını unutmayalım tabi. Nesneleşmişlerin zaten mihengimizle alâkası yok. Onlar için zaten mihengi yormaya lüzum da yok. Kendinde ‘olmayan’ı ‘olan’ vehmeden ‘yok’lara ‘yokluklarını’ ‘yok’ gördüklerinde giderme çabasının boşunalığıdır söz konusu olan. Çünkü ‘varlık’ transfer edilemeyeceği gibi ‘yok’luk da temele konulamaz, konulursa sadece temelsizlik yükselir. Temelsizliğin üzerine ancak kibrin kulesi yapılır. Daha ileri gidilirse zulmün iskelesi döşenir. Ellerinde ne kalır. Olmayanın olmayan olmazlığı. Yok edilenin yokluğunun yokluğu. Kendi gözünde zaten olmayanın yokluğu kendisine ne kadar varlık katabilir. Zaten yok gördüğü zaten yok, yok edince o yokluktan ne kazanacak. Diyelim ki zaten yok gördüğü yok gördükten sonra öldü. Öldü, bitti. Daha ne olsun. Halay çekin öldü diye ne geçecek elinize. Öldürdünüz rahat mı edeceksiniz. Hiçbir katil öldürdüğünden daha iyisini yaşamamıştır. Yaşayamaz. Yani hiçbir katil öldürdüğü kişilerden daha iyi ve güzel yaşayamamıştır. Yaşayamaz. Çaresizlerin çaresizliğinden medet umanlar medetsizdir. Başka bir şey değil. Mümkünü yok.
İnsanca olan, başkasının yokluğu için değil var olması için çalışmaktır!