Fuegialılar katili topluluk onun suçunu unutana dek, sürgüne göndererek cezalandırırlardı. Bazı kabilelerde ise adam öldüren kişiye kahraman gözüyle bakılmıştır. Dayaklarda en çok kelle getiren kişi kabilesinde istediği kıza sahip olabilirdi. Çünkü onlar bu kızların, en yürekli ve en güçlü erkeklerin anası olacaklarına inanırlardı. Bu toplumlar onur kırıcı bir duruma düştüklerinde kendi yaşamlarına son verirlerdi. Bazı kızılderili kabilelerinde kadınlar, kocaları tarafından azarlandıklarında intihar ederlerdi. Peki neden Çünkü güç onlar için önemli bir etkendi. Bu toplumlar yaşadıkları bölgelerde ayakta kalabilmek için iki şeye ihtiyaç duyarlardı. Güç ve besin maddeleri… İlk toplumlarda fiziksel gücün büyük önemi vardı. Bu topluluklarda haksızlığa uğrayan kişi ancak gücünü kullanarak bunu savabileceğine inanırdı.

Eski kabileler yaşadıkları haksızlıkları ya da öldürülme olayına karşı kendilerince bir hukuk geliştirmişlerdir. Başlangıçta, yaşanan kavga ve anlaşmazlıklar karşısında kişi fert olarak intikam alma yoluna giderdi. Fakat daha sonra karşı tarafa verilen zararın temini için farklı yollara başvuruldu. Genellikle grubun ya da topluluğun lideri konumundaki kişi, düzeni korumak için ortaya çıkan zararın temini için değerli maden ya da eşyalar almaya karar verdi. Bu karar, Hamurabi yasalarında olduğu gibi belli ölçütlerde geliştirildi. Suçu işleyen kişiye göre ceza belirlenmeye başlandı.

Eski toplumlarda sosyal kargaşa daha az yaşanmıştır. Çünkü o zamanlar toplumlar yaşamlarını sürdürmek için çalışırlardı, diğer toplulukların ellerindeki almak ve o toplumları sömürgeleştirmek için değil. Eskimolar, Avrupalılarla ilk karşılaştıklarında onların birbirlerini öldürmelerine ya da birbirlerinin toprağını çalmalarını bir türlü anlayamamışlardır. Topraklarının altında bulunabilecek değerli madenlerin buz ve karla kaplı olmasına şükretmişler hatta verimli topraklara sahip olmamalarının kendilerini koruduğunu düşünmüşlerdir.

Günümüzde kendilerini modern çağdaş toplumlar olarak tanımlayan zümreler ilkel topluluklar olarak tanımladıkları bu insanlardan öğrenecekler çok şey var. En azından Allah’ın yeryüzünde insanlığa bahşettiği nimetlerin bütün insanlığın ortak malı olduğunu bu insanlardan modelleyebilirler. Yer altı ve yerüstü zenginliklerini sömürerek açlığa ve ölüme terk ettikleri mazlumların haklarını iade edip hatalarını telafi etmenin yollarını arayabilirler. Yeryüzü zalimlerin mülkü değildir, bütün insanlığın ortak malıdır. Fakat gözü dönmüş emperyalist eşkıyalara bunu anlatmak mümkün değildir.