Öncelikle Türk tiyatrosunun temel meselesinin yerli eser meselesi

olduğunu ifade etmeliyiz. Yakın zamana kadar tiyatro çevreleri Türk

yazarlarının yeterli oyunu olmadığı şeklinde mazeret sıralar ve yabancı

oyunlara gerekçe ararlardı. Bunun geçerli bir mazeret olmadığını, Muhsin

Ertuğrulun tavrı ortaya koyar. O dönemin tanınmış şair ve yazarlarının

tiyatro eserleri yazmasını sağlar. Nazım Hikmet ile Necip Fazılın oyun

yazmasını da o teşvik eder; Cevat Fehmi ile Haldun Taneri tiyatroya

yöneltir ve böylece tiyatro edebiyatımızı geliştirmiş olur!..

Sonraki yıllarda Tarık Buğra ve Necati Cumalı gibi hikâyeleriyle

tanınan yazarların tiyatroya yönelmesi, Güngör Dilmen ve Turan Oflazoğlu

gibi tiyatro tahsili yapmış yazarların eser vermesi tiyatromuzu

zenginleştirmiştir. Fakat nedense kamu tiyatrolarında söz sahibi

oyuncularla yönetmenler bu yazarlara gerektiği kadar itibar etmez,

bunların anlattığı dünyayı benimsemez. Halbuki kamu tiyatrolarının

eğlendirirken eğitmek gibi bir görevi var; aslî misyonu da öncelikle

Türk ve dünya tiyatrosunun klasiklerini sergileyerek tiyatro üzerinden

toplumun genel kültürüne katkıda bulunmaktır. Buna rağmen gerek Şehir

Tiyatroları ve gerekse Devlet Tiyatroları bu türden bir sorumluluğu

kabul ediyor görünse de gereğini yapmaz.

Bu yıl açıklanan repertuarlara baktığımızda, Türkiyenin dünya

önündeki imajını doğru şekilde temsil edecek seviyede yerli eser sayısı

ile karşılaşmıyoruz. Yüzde elli oranında yerli ve yabancı oyun

sergilenirken, klasiklerle çağdaş Türk yazarları azınlıkta ve yabancı

yazarlar baskın denecek kadar çoğunlukta! Bu yazarların ülkelerinde

bizim yazarlarımız bilinmez bile!

MÜSLÜMAN MAHALLESİNDE SALYANGOZ

Elbette tiyatroda klasiklerle çağdaş Türk yazarları kadar çağdaş

yabancı yazarlar da sergilenmeli, ama onların sahneleri bizim

klasiklerimize bile ilgi duymazken, biz onların bulvar oyunlarına kamu

tiyatrolarında yer verirsek, yanlış olur. Bunlar özel tiyatroların işi,

onların alanına girmek haksız rekabete yol açar. Doğrusu bugün

tiyatrolarımız o kadar Batı Avrupa indeksli eserler sahneye koyuyor ki,

yalnız yabancı yazarların eserleriyle değil, Türkçe sözlü yabancı ruhlu

oyunlarla da epeyce Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar.

Kısacası, kamu tiyatrolarında sahnelenen eserlerin yarısı yabancı

olabilir, ama bu yabancı yazarların oyunlarının ne kadarı klasik ve ne

kadarı yaşadığımız dünyayı ortaya koyuyor meselesi önemli. Bunların

ülkemizde sahnelenmesi bize ve tiyatro kültürümüze ne kadar katkı

sağlar, ona bakmalıyız. Mesela 60 eserin yer aldığı bir repertuarda

bunun yarısı yabancı yazarların eseri olabilir, ama bunların en az onu

klasik olmalı.  Halbuki gerek yerli ve gerekse yabancı eserlerin pek

çoğu özgün tiyatro eseri değil, şiirden, hikâyeden veya romandan

uyarlama. Bu da çoğu zaman tiyatro diline, sahne tekniğine uymayan bir

epik hava ile Yönetmen Tiyatrosunun keyfi üslubunu egemen kılıyor ki,

bu da tek kelimeyle şaşırtıcı bir tavır...

Bu kadar yabancı yazar arasında tiyatromuza geçekten güzel eserler

veren Reşat Nuri ve Cevat Fehmi ile T. Oflazoğlu gibi yazarlara ait eser

sahnelenmemesi şaşırtıcı olduğu gibi, ölümünün 75. yıl dönümünde

Abdülhak Hamidin, 100. yıl dönümünde de Ahmet Midhat Efendinin hiç bir

tiyatro eseriyle hatırlanmaması, gerçekten açıklanması zor bir

sorumsuzluk!

Söz buraya gelmişken şunu da ifade edelim: Nâzım Hikmetsiz bir sezon

geçiremeyen tiyatro çevrelerindeki tartışmaların en tuhafı, Nâzım Hikmet

- Necip Fazıl ekseninde sürdürülen tartışmadır. Sadece aynı yıllarda

yayın hayatına atılmaktan başka hiç bir ortak yönleri olmayan bu

şahsiyetlerin sahneye uyarlanan eserlerinde bile ne kadar tarafgir bir

tavır ortaya konduğunu ifade etmek gerekir. "Üçüncü sınıf bir tiyatro

yazarı" olduğunu söyleyen Nâzım Hikmetin tiyatro eserleri müsamereyi

andırır şekilde yazılmış ve oynanmıştır. Bunların seyirciyi tatmin

edememesi yüzünden, Kuvayi Milliye Destanı, Memleketimden İnsan

Manzaraları ve son olarak da Benerci Kendini Niçin Öldürdü gibi onun

epik şiirleri sahneye uyarlanıyor.

Şunu iyi bilmek gerekir ki, epik eserler dramatik bir yapı içinde

sahneye konması çok zor metinler-dir, çünkü biri dramatik çatışmaya,

diğeri de destansı yüceltmelere yakın bir dille yazılır. O yüzden bu

türden kayırmacı tutumlarla sahneye getirilen Nazım Hikmetin tiyatro

hayatı, ona hayranlık veya ideolojik bağlılık duyanlar tarafından

uzatmaları oynuyor.  Bu hayran ve ideolojik bağlılıklar, objektif

tiyatro açısından daha fazla sürdürülemez. Onun sahneye konmaya müsait

en önemli eseri, Rusyadaki sükût-ı hayallerini anlatan İvan İvanoviç

Var Mıydı, Yok Muydu adlı eseridir. Moskovada olduğu gibi Türkiyede de

az oynanan bu oyunun dramatik yapısı sağlam, ama Sosyalist ve Komünist

aydınlar bu sistem eleştirisine dayanamaz. Halbuki Necip Fazılın

eserlerinin yarısı, sağlam dramatik yapısıyla fikri ve felsefi

mesajlarından ötürü her zaman oynanabilecek bir seviye ortayla koyuyor. O

yüzden bu karşılaştırma gülünç olduğu kadar tarafgirdir ve Nâzım

Hikmeti kayırmak sonucunu doğurur! Aslında her şeyiyle vasat bir şair

ve yazar olan Nâzımı tiyatroda çok da önemsememek ge-rek!

SANAT ALANINDA SOSYAL SORUMLULUK

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında altı ay önce

ortaya çıkan yönetmelik krizinin ardından göreve gelen yeni yönetimin

2012-2013 tiyatro sezonu oyunlarını nasıl belirleyeceğini merakla

bekleyenlerden biri de bendim, ama fazla bir değişiklik olacağını da

sanmıyordum. Eski oyunların bir kısmının bu sezonda da oynanması pek

tabii. Sahnelenmesi planlanan 15 yeni oyunun neler olduğunu henüz

bilmiyoruz. Shakespeare, Çehov, Becket, Sartre gibi yabancı oyun

yazarlarının eserleri her zaman sahnelenebilir. Yerli oyun olarak daha

çok uyarlamalarla Aziz Nesini görüyoruz. Türk tiyatrosunun klasikleşen

yazarları yok!

Elbette tiyatroda bütün güzel sanatlarda olduğu gibi boyacı küpü

tarzında eser çıkmıyor, insanların sanat anlayışı ile politik

tutumlarının değişmesi veya gelişmesi zaman ister. İstekli olanlarda

değişme ve gelişme olur. Başka türlü yapılacak her türlü müdahale

zorlamadır!

Yeni Genel Sanat Yönetmeni Hilmi Zafer Şahinin kısa sürede hiçbir

müdahaleyle karşılaşmadığını söylemesi güzel. Bir ay önceki sözleri de

olması gerekenin olduğunu gösteriyor:

"Sistemimiz aynen sürüyor. Buradaki tartışma, Sen götürürsün ama o

oyun onay almaz idi. Şu kısa sürede bu oyunlar anlamında böyle bir şeyi

yaşamadım. Her şeyi çalışma grubumdaki arkadaşlarımla birlikte

hazırladık. Bana gelip şu oyunu sahnelemek istiyorum denildi, oturduk,

teknik ve insana ilişkin yanları konuştuk, karara bağladık. Sıkıntılar

birbirimizi çok tanımamamızdan, çok iyi bilgilendirilmememizden

kaynaklanıyor."

Kültür İşleri Daire Başkanı Abdurrahman Şenin genel olarak sanat

konularındaki tavrının özgürlüklere olduğu kadar sosyal sorumluluğa da

ilgi olduğunu biliyoruz. Belediye Başkanı Kadir Topbaşın bunca zaman

sonra yeni bir yönetmelikle tiyatronun statüsünü belirleyerek yeniden

yapılanmaya gidilmesini istemesini de iyi anlamak lazım. Her prodüktör

gibi İstanbul Belediyesi de yapımda bazı taleplerde bulunur. Bunu

müdahale sanmak da tuhaflık!..

Ayrıca, sanat işi sürekli müdahaleye ihtiyaç duyulacak kadar sosyal

sorumluluktan uzak değildir. Bu konularda bilinmesi gereken çok şey var

ve eskilerden irfan sahibi olanların bu konularda çok bilinen şu sözünü

de hatırlatmak isterim: Kem âlât ile kemâlât olmaz... Kısacası, Şehir

Tiyatroları kendisinden beklendiği gibi sorumlu sanat yolunda olmak

zorundadır. Devlet ve Şehir Tiyatroları gibi kamu tiyatrolarında, ben

daha çok çağdaş yazarlarla uyarlamalara değil de yerli ve yabancı özgün

klasik eserlere yer verilmesinden yanayım. Tiyatronun önemi klasik

eserlerle daha iyi anlaşılır, sinema ve televizyon dizileri ile

yarışması gerekmez. Yönetmen tiyatrosu anlayışı yüzünden oyuncular ön

planda, tiyatrocuların uyarlamaları gündeme geliyor, yazarlar ikinci

planda kalıyor. Bunun yeni dönemde gözden geçirilerek Muhsin Ertuğrul

dönemindeki gibi yazarlarla repertuar oluşturma anlayışına gidilmelidir.

Bu yıl Necip Fazılın üç eserinin sahnelendiğini göreceğiz. Geçen

yıldan beri Bora Seçkinin yöneterek başrolünü oynadığı Bir Adam

Yaratmak adlı oyunu, özel bir grupla sergileniyor. Püf Noktası adlı

sahne eseri de Bahçelievler Nureddin Topçu Sahnesinde gösterime girdi.

Reis Bey adlı oyununu da 30. ölüm yıldönümü vesilesiyle

sahneleyeceklerini Devlet Tiyatroları ilan etti. Bu münasebetle Şehir

Tiyatrolarında başka bir Necip Fazıl eserine yer verilmesi bekleniyor.

Tek Parti döneminde Necip Fazılın eserleri daha çok sahneleniyordu...