Yeni eğitim-öğretim dönemi başlıyor. Bu hafta anaokulu ve birinci sınıflar, haftaya da diğer kademedeler için zil çalacak. Üniversitelerde de durum aynı. Bu sırada önemli bir çoğunluk ek yerleştirmeyi bekliyor.
Malumunuz bu sene yükseköğretim kurumları sınavında (YKS) baraj kalktığı için üniversitelerde rekor sayıda bir yerleşme gerçekleşti. TYT sınavına toplam 3 milyon 8 bin öğrenci katılırken toplam 1 milyon öğrenci üniversiteye kayıt hakkı kazandı. Açıkta kalan 2 milyondan fazla öğrencinin gözü şu an ek yerleştirmelerde. İlk yerleştirmeye göre 13 bin kontenjan boş kalmıştı. Kayıtlarını yapmayan öğrencilerden dolayı bu sayının 50 binleri bulması bekleniyor.
Bu da demek oluyor ki tüm kontenjanlar dolsa dahi 2 milyon öğrenci açıkta kalacak. Herkes üniversiteye yerleşmede doluluk oranlarını konuşup duruyor fakat yerleşemeyen bu öğrencilere ne olacağını hiç düşünüyor muyuz? Ya da devletimizin bu öğrenciler için bir planı var mı?
Eğitim sistemimiz herkesin üniversite okumasını mecburi hale getiriyor. Maalesef ki üniversite okumayanın adam yerine konulmadığı, hakir görüldüğü bir toplum yapısı oluştu. Ancak yüzde yüze yakın yerleştirme olduğunda da görüyoruz ki liseden mezun olan her öğrenci için kontenjanlarımız yeterli gelmiyor. Sınavın niteliği, barajın kalkmasının dezavantajlarını da konuşmamız gerekiyor fakat bunları bir yana koyup tüm öğrencilerin üstün başarı sağladığını farz etsek tüm gençlerin üniversite okuyamayacağı gerçeği ile yüzleşiyoruz. Burada, “Öyleyse neden herkesi üniversite okumaya teşvik ediyorsunuz?”, “Üniversite okumayan gençlerimiz için ne gibi planlarınız var?” soruları ile yüzleşmeliyiz.
Ülkemizin işsizlik ve ekonomik sorunlarına bakarak yerleşemeyen bu öğrencilerin çoğunluğunun atıl kalacağını söyleyebiliriz. Bu öğrencilerin bir kısmı ya tekrar tekrar üniversite sınavına hazırlanarak senelerini tüketecek ya da işsizler kervanına katılacaklar. Kaldı ki çoğu üniversite mezunu da iş imkânı bulamadığı için üniversite ancak bir süre gençleri oyalayan bir araca dönüştü.
Benim Ayşe teyzem, Mehmet amcamsa çocuğu üniversite kazandı diye seviniyor, üniversite kazanan çocuğunu üniversite kazanamayan komşu çocuğundan başarılı sanıyor. Önüne tek seçenek olarak üniversite konulan fakat yerleşememiş komşu çocuğu sistemin hatasını kendi hatası zannederek başarısız olduğunu düşünüyor. Halbuki iki çocuk arasındaki eşitsizlik sadece 4-5 sene sonra düzelecek. Her iki çocukta işsizler kervanına katılacak.
Devlet yapması gerekeni yaparak iyi bir eğitim sistemi oluşturamıyor da biz de bunu talep ediyor muyuz diye bir sormalıyız kendimize. Mevzu arz talep meselesidir. Kendimiz veya kendi çocuğumuz yerleşti diye diğerini hakir görmek yerine hepimiz için daha adil bir eğitim sistemi talep etseydik aynı kaderi paylaşmak zorunda kalmazdık.
Adalet demişken 7-13 Eylül’de ek yerleştirme tercihleri başlayacak, 14 Eylül’de de ek yerleştirme için ücret ödemeleri yapılacak. Birinci yerleştirme ve ek yerleştirme arasında hiçbir fark olmamasına rağmen neden ek yerleştirmelerden ücret talep ediliyor? Bu gençlere “sen tek seferde yerleşemedin başarısız oldun bu yüzden para ödemeden sana okul yok mu” demek isteniliyor? Üstelik sonucunda yerleşin veya yerleşmeyin ücret geri ödenmiyor. Bu ücret sembolik bir rakam olmasına rağmen adaletsizliktir. Şimdi diyeceksiniz ki ek yerleştirmelere gelene kadar ooo! Siz de haklısınız, ülkemde düzeltilmesi gereken o kadar çok şey var ki…
İnşallah dediklerimiz yanlış anlaşılarak dağa bayıra üniversite açmaya devam edilmez. Zira bu mevzu çok üniversite açılarak, tüm gençleri üniversiteye yönlendirilerek çözülemez. Çözülemediğini de görüyoruz zaten.
Yeni eğitim-öğretim dönemi başlarken her çocuğun üniversite okumaya zorlanmadığı, çocukların kendi becerilerine göre eğitim gördüğü ve ona göre mesleklere yönlendirildiği, eşit imkân ve fırsatların olduğu bir eğitim kurumu hayal ediyoruz. Çok mu şey istiyoruz?