İnsana bahşedilen nimetler ne kadar da çoktur değil mi? Nefes alıp vermesinden karnını doyurmasına değin onlarca, yüzlerce nimet verilmiştir insana. Ama içlerinden birisi var ki çok önemli olmasına rağmen ilk hatıra gelenlerden biri olmuyor nedense. O nedir derseniz akıldır derim. Akıl insanoğluna Allah’ın bağışladığı en büyük nimetlerden birisi bence. Bugün ulaşılan gelişmişlik ve insanoğlunun tabiata olan hükmedişinin belki de yegâne sebebi.

Akıl düşünme, anlama ve kavrama melekesidir. Yani bir insan için her şeydir. Her şeydir her şey olmasına ama imanla bütünleşmeyen akıl aynı zamanda insan için çok büyük bir tehlikedir, sonu zararlı bir uğraştır. Akıl doğruyu bulma aracıdır elbette. Ama sahih bir kaynaktan beslenmeyen aklın gerçek doğruyu bulmasını beklemek de pek mantıklı olmasa gerek. Akıl, cehaletin zıddı, insanı kendi vasıtasıyla bilgi almaya ve kabul etmeye hazırlayan bir kuvvet olup, onu diğer canlılardan ayıran önemli bir melekedir. Kişi, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, doğru ile yanlışı akıl vasıtasıyla ayırt edebilmektedir. İşte bu iyi-kötü, güzel-çirkin ve doğru-yanlış kavramlarının içini dolduran kaynak ilahi olmadığı zaman insan kavram karmaşasına düşüyor ister istemez. Zira mücadele bu kavramlar arasında geçtiğinden iki seçenekten birini tercih etmek zorunda kalıyorsunuz. İlahi kaynak imanı da beraberinde getirdiğinden imanla birleşmesi gereken bir akıldır mevzubahis olan. Bilgi birikiminin doğru kanallardan alındığı ve gerekli süzgeçlerden geçtikten sonra kullanıldığı bir akıl lazım bize. İmanla örtüşen, tasdik eden, nefsi mutmain eden bir akıl. Nereden gelip nereye gittiğinin idrakinde olması için insana yol gösteren bir akıldan bahsediyorum. Saf, temiz, katışıksız olan ve mutlu bir akıbete götüren akıldan. Aklını yerli yerinde ve düzgün kullanan insana da akıllı insan denir. Akıllı insan denildiğinde de davranışlarında ve söyleminde tutarlılık olan, tercihlerini doğru kullanan insan demektir. Akla uygun hareket eden, doğru kaynaktan beslediği aklın kendisine gösterdiği yolda ilerleyen insan, az hata yapan insandır aynı zamanda.

Akıllı olmanın bir de zıddı vardır. Akıl melekesini yitirmiş olanlar. Deli deriz biz onlara. Davranışları akıllıca değildir. Söyledikleri de öyle! Başlarında huni ile özdeşleşmiş insanlardır bunlar. Her semtin bir delisi mutlaka vardır. Kimisi çevresine zarar verebilen ama pek çoğu zararsız insanlardır. Yolda rastladığınızda kimi zaman gülümseten, kimi zaman üzen, kimi zaman da düşündüren cümleler kurar, davranışlar sergilerler. Bazen öyle bir cümle söyler, öyle bir davranışta bulunurlar ki onların mı yoksa sizin mi deli olduğunuza kanaat getiremezsiniz.

Bir de velilerimiz vardır bizim. Maddi boyutta maneviyatı yaşayan insanlarımız. Seyri sülük içerisinde halden hale geçenler. Yaşarken nefislerini öldürenler. Canlı cenazelere, hayat süren leşlere inat! Veliler de akıllı insanların kavramakta güçlük çekeceği hallerle hemhal olurlar. Dünyevi lezzetlerden mümkün olduğunca elini eteğini çeken, dünyaya itibar etmeyen insanlardır veliler. Aşkın, sevginin, terk eyleyişin sembolüdür aslında onlar. Yalnız bir farkla ki burada aşk, sevgi nefsani değil İlahidir. Sevilmeye en çok layık olan için dünyevi sevgiden kendini arındırmışlardır. Bu dünyevi hazları hissetmez, işleri yapmazlar anlamına gelmez elbette! Zira onlar da evlenir, bir işle iştigal eder, yemek yer, uyurlar vs. Onların dünyaya bakışlarında bir ölçü vardır. Hani denir ya ölmeyecek kadar diye işte onlardaki dünya işleri de bu ölçüdedir.

Kimi zaman veli ile deliyi ayırt etmek neredeyse imkânsız gibidir. Hatta bazı zamanlar veliler aynı zamanda deli olarak da tanımlanmaktadırlar. Her ikisi de aykırı düşünen ve yaşayan insanlardır aslında. Fakat buna rağmen veli ile deliyi birbirinden ayıran ince bir çizgi vardır. O ince çizgi de ibadet boyutudur bence. Zira deliler ibadetten beridirler ama veliler ibadetleri daha biz özenerek yaparlar. Velilik ile deliliğin ince ayrımının ibadet olması ne kadar garip değil mi?..

Minik bir tebessüm

Hepsi bu kadar mı?

Küçük Ayşe’ye teyzesi on lira para verir. Küçük kız bir şey demeden parayı alır cebine sokar. Bunu gören annesi:

- Ayşe teyzene ne demen lazım? Demiş.

Ayşe düşünmüş bir cevap bulamamış. Susarak önüne bakmaya başlamış. Annesi bunun üzerine yardımcı olmak için:

- Baban bana para verdiği zaman ben ne diyorum Ayşe hatırla! Birden gözleri parlayan Ayşe heyecanla bağırmış:

- Aaa! Hepsi bu kadar mı?

İlgilisine notlar:

* Senin için beş dakikasını feda edemeyen birisinin kendisi için ne kadar kıymetli olduğunu ve çok değer verdiğini ifade etmesi kadar acı bir durum yoktur.

* Günümüzde öyle insanlar var ki eskiciye verseniz karşılığında bir mandal bile alamazsınız!

* Bazen insanın suskunluğunu kulağı olan değil yüreği olanlar duyar. Fakat böyle yüreği olan pek kalmadığından iyice sağırlaştık ne yazık ki!

* “Bazen insanlar seni incitir ve inciten sanki senmişsin gibi davranırlar”

* “Boş insanlarla içi dolu hayaller kuramazsınız” Charles Bukowski

* Ne makam delisi ne de koltuğun esiri olmalı insan ve ne duruşunu ne de yürüyüşünü bozmalı. Onun bunun değil davasının kölesi olmalı. Bir hiçlikten gelip yine hiçliğe dönmeli.