Herhalde ülkemizdeki kadar bir sınıf ayrımı başka bir diyarda yok.
Hangi iktidar gelirse gelsin,
Zengin, kesinlikle gemisini yürütmekte.
Hem de İstanbul‘un en güzel yerinde,
Vanizade’nin anılarını hâlâ yaşayan Âsitane’nin bu masal kadar güzel köşesinde.
Denizin boğaza has turkuvaz, menevişli harelenmesine doyulamayan o asude yerde.
Bütün bu güzellikler yetmezmiş gibi,
En bakir ormanın içindeki nadide ağaçlar arasında yürümekte bu gemi.
Boğaziçi’nde imar yasağı olmasına karşın Vaniköy’de orman içinde dev bir villa yapıldı.
Bu kaçak villanın bir Rus oligark tarafından yaptırıldığı basında yer aldı.
Yeter ki zengin ol,
Hangi milletten olursan ol.
Türkiye’de en güzel yere villanı yapabilirsin.
Özal’lı yıllarda da Anadoluhisarı’ nın denize bakan Otağtepe’si yine zenginlere ve ünlü gazetecilere peşkeş çekilmişti.
Biz sıradan vatandaşlar ise o civarda babamdan kalma bahçemize 70 yıldır değil ev yapmak bir çivi bile çakamadık.
Zaten bizim devletlüler zenginleri o kadar çok sevmekteler ki,
Sıradan vatandaş randevu istediğinde, bir yüzyıl bekletecek kadar yoğundurlar.
Reza Zarrab gibi üstelik karanlık işlerle de ilişkili olan para babaları, gece bile olsa dakikasında bakanlara ulaşabilmektelerdi.
Siyaset arenası da sadece zenginlerle döndürülen bir aldatmaca.
Akaryakıtın, altının, doların kaçakçısı zenginlerin, müteahhitlerin milletvekili yapıldığını gören halk, bu kokuşmuşluğa şaşırmıyor bile artık.
Çelişkiler yumağı ülkemde,
Boğaz'da aylık kiraları milyon lirayı aşan dairelerin haberi yansıdı medyaya.
Milyonlarca insan, zemin katlarda rutubet ve hijyen olmayan ortamlarda çoluk çocuk yaşama tutunmaya çalışırken.
Böyle de bir saltanat süren güruh var memlekette.
Türkiye Gazetesi’nde yer alan habere göre,
Rus oligark veya Arap şeyhlerinin yanı sıra Anadolu’da yaşayan ultra zenginlerin de bu lüks projelerden ev kiraladığını ifade eden emlak sektörü temsilcileri, “İstanbul’da yaşamak isteyen çok sayıda yerli ve yabancı milyarder var. Gerek iş gerekse de tatil amaçlı İstanbul’a gelip kalmak isteyen bir kesim var. Bu kişiler otel odalarında kalmak istemiyor. Aylık kirası 2 milyonu dahi aşan evleri kiralayabiliyorlar. Yalnızca kendisi değil, misafirleri için de bu evleri kullanmak istiyorlar. İstanbul’un belli bölgelerinde lüks sitelerde oturabilmek bu kesim için bir prestij göstergesi. Bu sebeple talep de çok yüksek” diyor.
Bu haber sonrası yıllar önce tanıdığım Veli’yi anımsıyorum.
Ankara’da bir apartmanda kapıcı idi.
Fakat Erzurum’da çok güzel bir fakültenin 3. sınıfına geçmişti.
Önünde iki yıl vardı.
Fakat bu yoksul genç bir kızı sevmiş evlenmişler, bir de çocukları olmuştu.
Veli’ye “mutlaka okulunu bitirmelisin, sakın vaz geçme, dişini sık, şu iki yılı tamamla” dedim.
Çeyrek yüzyıl önce üniversiteye devamsızlık yapana tolerans yoktu.
Fakülte yönetimine ulaşıp bu gence yardımcı olmalarını rica ettim,
Sonuç olumsuz, muhtemelen bir zenginin evladı olsa idare ederlerdi.
Veli boynunu büktü: “Okulu bitirmem mümkün değil. Burada kapıcılık yapmasam oturacak ev bulamam, bana inanıp yuva kuran eşimi ve evladımı ortada bırakıp okumaya gidemem.”
Veli, hâlâ aynı yerde kapıcılık yapmakta,
Başka çocukları oldu,
Bu yıl emekli oldu, nasıl sevindi,
O küçük maaşına şükretmekte,
Özellikle zemin kattaki küçük kapıcı dairesi için daha fazla hamd etmekte.
Başını sokacağı bir ev için belki de yaşamını tamamen değiştirecek okulunu takas etmişti.
Başka çaresi yoktu çünkü.