Osmanlı sonrası insanlık yine bunalmıştı. Kurtarıcı bir el bekliyordu. Baharın müjdecisi ilk çiçek Konya’da açtı. Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan diğer çiçeklerin de uyanması için çalıştı.

Çiçeklerin düşmanı çoktu. Varlıklarını sürdürmeleri o kadar zor oldu ki!.. Milli Görüş kadroları dünyada eşine ender rastlanan çetin imtihanlarla karşı karşıya kaldılar. Nice fedakârlıklar yapıldı, nice şehitler verildi bu uğurda.

Lider, Müslümanları Türkiye’nin öncülüğünde birleştirerek tüm insanlığı saadet ve barış iklimine ulaştırmak istiyordu.

O tek çiçeğin mıknatıslama gücü yüksekti. Yetiştirip Milli Gençlik’e “Ağabey” yaptığı rahmetli Adnan Demirtürk şöyle diyordu kadrolarına: “Gönüllerinizi açın ve yürüyün! Toplumsal değişimin bir tek anayasası var: Kendimizi değiştirmek! Birbirimizi seversek, Allah da bizi sever ve önümüzü açar.”

Bir Ali Soylu’su vardı Lider’in! Cesur ve davasına tam inanmıştı. İş ondan korkardı. Lider emir verdikten sonra günde 5 mitingin alt yapısını hazırlamak içten bile değildi.

En son Abdullah Şahin katıldı bu kervana. Nevşehirliydi Abdullah! AGD Düzce Üniversite Başkanlığı yapmıştı. 25 yaşındaydı. Nişanlıydı, evlenecekti. AGD Genel Merkez Mali işler Komisyonu bünyesinde görev yapmaya başladı. Cihat niyetiyle yapıyordu, milli bir gençlik inşasını amaçlayan bu görevini.

“BENİ BIRAKMAYIN BAŞKANIM!”

Abdullah, bayram öncesi bir görev için gönderilmişti Bolu’ya. Bir gün önce de Filistinli ve Suriyeli kardeşleri için yardım toplamıştı. Dönüşte, Gerede civarında elȋm bir trafik kazasında şehit oldu. Derin bir üzüntü içinde bıraktı sevenlerini.

Genel Merkez heyetini görünce Ağabey’inin ilk sorusu şu oldu: “Cihat üzere öldü, değil mi ” “Allah şehadetini kabul etsin” diye dua ettiler hepsi. Babası da öylesine teslimiyetçi ve metanetliydi ki, büyük üzüntü içinde cenaze törenine katılan Genel Merkez heyetini teselli etmeye çalıştı.

AGD Genel Başkanı Salih Turhan, “Görevine düşkündü. Hep cihat üzere yaşadı” şeklinde özetledi Abdullah’ın mücadelesini.

Genel Merkez Mali İşler Komisyon Başkanı Köksal Bozan, mesai arkadaşını şöyle anlattı: “Hep güler yüzlüydü. Şakayı severdi, alıngan değildi. Ağabey’i, Abdullah’a THY’de iş bulmuştu. Abdullah bana gelip dedi ki: ‘Başkanım! Beni bırakmayın! Ben cihat çalışmasının tadına doyamadım!”

Abdullah’la hiç yüz yüze konuşma fırsatım olmadı. Ama genel merkez toplantılarında hep hareket halinde gördüm onu. Kişiliğinin şahidi olan sünnet sakalı, yüzünden eksik olmayan tebessümü, çok önemli bir görev üzerinde olduğunun belirtisi olan heyecanı sebebiyle hep gıptayla baktım Abdullah’a!

Denizli’de, Ortaokullar Komisyonu’nun Bölge Toplantısı’na katılmış, programdaki gençlerin hayranlığını kazanmıştı! Vefatı sebebiyle AGD Denizli Şube Sekreteri Ekrem Çetin şu açıklamayı yaptı:  “Biz şahidiz, Allah yolunda çalıştınız. Cihat üzereyken şehadete ulaştınız.”

“ARANIZDA HUZUR BULDUM!”

Abdullah’ın şehadeti bir hatıramı canlandırdı zihnimde:

2001 yılıydı. Osmaniye’nin Kadirli ilçesinden Fatma Özlü bacımız Erzurum Üniversitesi’nde okuyordu. Başörtülülere baskı uygulanan bir dönemdi. Fatma da bunalmıştı baskı ve dışlanmışlıktan. Çevresi de destek vermiyordu ona.

Denizli PAÜ’nde okuyup MGV evinde kalan Songül Akbudak isimli Kahramanmaraşlı arkadaşına açtı içini. “Gel!” dedi Songül, “Belki burada ferahlarsın!”

Fatma, bir kurban bayramı öncesi, sığınılacak bir liman bulmanın sevinciyle hiç beklemeden gitti Erzurum’dan ta Denizli’ye! MGV’li arkadaşları arasında farklı bir dünyada gibiydi. Sanki mutluluk iklimine yelken açmıştı. MGV’li kızlar da gönüllerini açtı Fatma’ya. 

Okulunun başlaması sebebiyle Fatma için 3 kere bilet alınıp erteletildi. Şöyle diyordu her defasında: “Aranızda mutlu oldum, gitmek bana zor geliyor!”

Hafta sonu, bir Genel Merkez Toplantısı için Hanımlar Komisyonu’ndan bazı temsilciler de çağrılıyordu Ankara’ya. Arkadaşları, Fatma’yı, Ankara’ya kadar refakat etmek, toplantı sonrası Erzurum’a uğurlamak istediler. 14 arkadaş bir minibüs tutarak hazırlığa başladılar. Şube başkanımız son anda bana da minibüsle beraber gitme teklifi yaptı.

Saat 23.00 civarı Kur’an tilavetiyle yola çıktık. Fatma, Songül’ün dizinde uyumuştu. Aracımız seher vakti Sivrihisar - Polatlı arasındaki yolda gizli buzlanma sebebiyle kaydı, ters yöne döndü, yol güzergâhındaki kuyu şeklindeki tek çukura arkası üstü düştü. Kazada, başı demire isabet etmesi sonucu vefat eden yalnız Fatma oldu.

Maneviyatçı gençliğin bu sıkıntılı dönemdeki destanlık mücadelesini anlatmak ciltlere sığmaz. Onlar, “fani bedene kefen gerektir” fedakârlığıyla bugünlere geldiler.