Popüler olan akımlar, söylemler toplulukları hiç düşünmeden harekete geçirir. Popüler olan söylemin veya akımın peşinden giderken kişiler çoğu kez sonucunu düşünmeden hareket eder. Hâlbuki akıllı bir insan, yaptığı işin sonucunu düşünür. Koyunlar, yaptıkları işin sonucunu akledemedikleri için sürüdeki diğer koyunları takip ederler. Topluluklara uyan, sorgulamayan insanlara da, “Koyun sürüsü müsünüz siz, niçin sorgulamıyorsunuz, bu işin sonunda uçurum var, görmüyor musunuz” diye sitem edilir. Popüler olan şeyler çoğu kez insanı böyle uçuruma sürükler. Çünkü böyle topluluklarda akıl ortadan kalkmış, gruba uyma davranışı gelişmiştir.

Zaman zaman bu popüler söylem ve davranışlara köşemizde yer verdik. Her biri önemli sonuçlara neden olmakta. Her biri güzel bir hasletimizi yerinden etmekte. Bugün üzerinde duracağımız konu ise “hayâ”. Toplumumuzun en güzel hasletiydi hayâ. Geçmiş zamanla ifade ediyorum çünkü utanmanın kötü olduğuna dair oluşturulan ortam hayâ duygumuzu ortadan kaldırdı.

Utanmayı, özgüvensizlikle eş tuttuk. Utanılması gerekilen davranışları sergileyenleri ise cesur ve özgüven sahibi diye ilan ettik. Bir dönem herkes evladı özgüven sahibi olsun diye uğraştı. Öyle ki utanıp sıkılmadan söylememesi gereken sözleri söyleyebilen çocuklar alkışlandı. Çocuk da sandı ki böyle konuşmak marifet. Böyle böyle normalleşti utanmamak.

Diyorum ya, popüler olanın peşinden gitmeyi seviyoruz. Utanmanın özgüvensizlikle, utanmamanın cesaretle eş değer tutmanın sonuçlarının ne olacağını düşünmeden sürüyle hareket ettik. Aslında böyle kalıpların çabuk benimsenmesinin altında yatan kısmi bir haklılık payı var. Bu söylemin doğruluğuna inanan yetişkinler, aslında kendilerinin aşırı utangaç olmasına karşın en azından evlatlarının kendilerini ifade edebilmesini istediler. Hâlbuki bunlar, böyle kalıp cümlelere sıkıştırılamayacak kadar önemli mevzular. Mesela kendini ifade edemeyecek kadar utanmak, toplum içine çıkamamak özgüven eksikliğinden kaynaklanıyor olabildiği gibi ahlaka mugayir söz ve davranışların içerisinde olan bir toplulukta bulunmamayı tercih eden ve ortamı terk eden biri de cesaret sahibidir. Sanırım kaş yapalım derken yine göz çıkarttık?

Eskiler, “Bir insanın ar damarı çatladı mı, ondan her şeyi bekle” derlerdi. Ar damarı çatlayan insanın utanma duygusu kaybolmuştur. Utanması olmayan insansa utanılması gerekilen şeyleri kolaylıkla yapabilmektedir. Eskilerin, “Utanmıyorsan dilediğini yap” demesi de bundandır.

Eskiden televizyonlarda müstehcen bir sahne gördüğümüzde kafamızı çevirirdik. Artık izlediğimiz diziler veya filmlerde müstehcen bir sahne görmüyoruz. (Bakınız sahne diyorum çünkü artık dizi ve filmler baştan aşağı müstehcenlik, küfür, argo ve kötü davranışlarla dolu.) Bu durum toplumumuzda öyle normalleşti, öyle normalleşti ki; eskiden televizyon ekranlarında görmeye utandığımız şeyler artık ulu orta yapılabiliyor hale geldi. 

Tabii ar damarının çatlamasının tek göstergesi bunlar değil. Bir insan rahat rahat yalan söyleyip sonra hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyorsa, verdiği sözleri tutmayıp muhatabını zor durumda bırakabiliyorsa, konuştuğunda hak ve adaletten dem vurup en büyük haksızlıkları ve adaletsizlikleri kendisi yapabiliyorsa, insanların gözünün içine baka baka çalıp sonra da dürüst bir insan olduğunu söyleyebiliyorsa bu insanın da ar damarı çatlamış demektir. Çünkü hayâ duygusu olan bir insan için bunlar utanılması gerekilen, yüz kızartıcı eylemlerdir. Gel gelelim bunlar maalesef ki toplumumuzun gerçeği olmuş durumda. Bunun popülerlikle ne ilgisi var derseniz… Yüz kızarmadan yalan söylemeyi, çalmayı, çırpmayı, haksızlık etmeyi de alkışlamadık mı? Böyle insanların ne kadar cesur olduğunu söylemedik mi? “Vay be, adam çalıyor ama nasıl da karizma” demedik mi?

Diyeceğim o ki; birileri bir şeyleri çok tekrar ediyorsa lütfen durup biraz düşünün… Düşünmediğimiz için bugünleri yaşıyoruz.