Gürültülü, yüksek sesli, sarı tonlu araçların “haydi şimdi bütün eller havaya” mealinde şarkılar çalarak dolaştığı zamanlardır. Millet fakruzaruret içinde harap ve bitap seyrederken, motorlu araçların şimdikinden çok daha az olduğu o zamanlarda gürültünün sahipleri girmedik sokak, dolaşmadık cadde, çalınmadık kapı, soyulmadık vatandaş bırakmıyordur. Araç görünce ardından koşturmak gibi saçma bir refleks gösteren bebelere o curcunalı otobüslerden sinek baskılı balon, petek motifli bayrak atılır. Bu lüzumsuz cümbüşe gayriihtiyari şahit olup vaziyetin saçmalığını idrak edebilen bebeler, savrulan süslü balonlara tav olmadan, şımarık tavırlara nedenini çok da bilmedikleri bir sinirle mukabelede bulunur. Ve her yanı kaplayan şımarıklığın ne zaman son bulacağını, insanlara hükmeden biçimsiz birtakım adamların ne zaman gideceğini, onların kulu kölesi olurcasına fanatizmini yaşayan insanlarınsa ne zaman kendine geleceğini düşünür. Çünkü kendine gelen her fert, şeksiz şüphesiz doğru olanın yanında yer alacak, geçmişteki hatalarından nedamet duyup, bir daha işlemeyeceğine azm-i cezm-i kast eyleyip tercihini iyilikten yana kullanacaktır. Hem az da olsa arada ‘gelin birlik olalım, el ele tutuşalım’ diye dolaşan eski minibüsler de görünür. İyilik, insanların refahını arzulayan, adil bir düzen oluşturmak için didinen, hakça paylaşımı savunan ve bunu cihad şuuruyla yapan delikanlı mücahitlerin emelidir. Gariptir onların, çocuklara balon dağıtacak, bayrak savuracak, içine asla ihtiyaçtan sayılmayan eşantiyon malzemesi konmuş amblemli çantalar dağıtacak paraları yoktur. Ama birlik olmanın, el ele tutuşmanın ne zararı olabilir? Sonra işte tutuşup “sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak…” romantizmine doğru yol alınır.

İnsanlık tarihi aslında bir nevi kendi türdeşleri tarafından hakkı yenen insanların hak mücadelesinin tarihidir. O mücadele, toplumun çoğunluğu tarafından rağbet görmez. Hak mücadelesi halkın mücadelesine dönüşebilse yahut halk hakkı olanı almak için mücadeleye girişse mesele kalmaz. Lakin hemen her zamanın gerçeği olarak sürekli insanlıktan kaybedildiğinden, insanlar aksi gibi kendi hakları üzerine çullanan hâkimleri sever. Allah’ın gönderdiği ve zaman zaman tecdit ettiği öğretiye göre insan ve de tüm yaratılmışlar üstüne hüküm sahibi Allah’tır. Heyhat bunu olduğu gibi kabul eden bile kendini yahut sevip mutlaklaştırdığını, Allah’ın hükmünün yeryüzüne yayılan insanlara karşı uygulayıcısı olarak görür. Ondan sadır olan zulüm de herhalde yaratıcının onu vesile kılarak insanları cezalandırmasıdır!

Zalimler, bowling oyununda yan yana dikilen labutlar gibi devrilmeyeceklerine göre bunun için yine insan çabası gerekir. Böyle bir gayret de bir anda insan olanın damarlarına yürümez. Keza daha evvel düşünmeyi bilmeyen birey bir anda düşünmeye başlamaz. Ve dahi kimse akşamdan sabaha, sabahtan akşama inancını farklılaştıracak bir aydınlanma yaşamaz. Sırasında menfaatine dokunan uygulamalar, bizzat başına gelen haksızlıklar dahi onu şevke getirmez. 1 milyon 159 bin okumuş, yetişmiş, atanacak hale gelmiş insanın girdiği sınav, yetkilendirilenlerin iş bilmezliği sonucu iptal edilir; mağdur olan 1.159.000 kişiden biri bile bunu dava etmez. Böyle bir yanlış, böyle bir yolsuzluk karşısında yer yerinden oynar zannedilir ama ne kimse dava eder, ne burnu kanayan olur. Mağdur sadece birileri bana yapılan haksızlığın hesabını sorsun diye bakar!

Zaman geçer, hiç devrilmeyecek denli muhkem görünen hüküm sahiplerinin tepetaklak olmasa da sessiz sedasız talihin tozlu safhalarına karıştığı görülür. En fanatik taraftarları bile birer birer, beşer beşer kopar, sevdiklerine tanınan sürenin de sonuna gelinmiş olur. Fakat oradan kopan hiç kimse gelip doğru olanı bulmaz. Daha saçma, daha beceriksiz, daha faşist kim varsa onun ardına takılır. Zaman geçer, talih tekerrür eder; yine şımarıklık, yine yokluk, yine hüsran… Ancak artık güç ve iktidar sahipleri bebelere balon fırlatmakla iktifa etmez; çay fırlatır. O kadar ki yıldan yıla çay paketleyicisi kurumun zararı artar! Kendisine bir şey fırlatılmasına alıştırılmış halk, hevesle koşuştukları mitinglerde bedava dağıtılan pet şişe suya yumulduğu gibi yakın zamanda leblebi taneleriyle iktifa etmeyi öğrenir! Belki bunu öğrenmelerinin önündeki en büyük engel, geleneksel kuş çağırma stiliyle; ‘altılı yedili, cibili cibili cibili şak şak şak’ diye her dakika yerden yere vurduklarıdır!