Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Hakkı üstün tutan Müslüman bir ümmetin temel aksiyon görevlerinin başında tebliğ ve davet görevi gelir. Marufu emretmek, münkerden menetmek Müslüman bir ümmetin yine temel görevlerindendir. Maruf olan, İslam ve adil düzenidir. Münker olan ise Siyonizm ve faizci kapitalist düzenidir. Ali İmran 104: “İçinizden, insanlığı hayra çağıran, Kur’an’ın ortaya koyduğu evrensel adalet ölçüleri çerçevesinde maruf düzenini emreden ve kötülükler düzenini önlemeye çalışan yönetme ve yönlendirme yetkisine sahip bir topluluk bulunsun. İşte gerçek anlamda mutluluğa erenler, bunlardır.” İslamca davet; “tevhit” inancına, bu inancın ortaya koyduğu adil düzene, güzel ahlaka bir çağrıdır. Bilinsin ki doğrunun, iyinin, güzelin, faydalının, adaletin, insanlığın ve bunlara bağlı değerlerin tek kaynağı İslam’dır. İslam, Batılıların tanımladığı gibi kötü değildir. İslam, iyidir ve iyilik düzenidir. Dünya ve ahiret saadetine ulaşmak için İslam, mecburi istikamettir. Bu saadete, İslamsız ulaşılamaz. Fert ve toplumları bu İslam gerçeğine davet etmek; Müslüman bir ümmetin imtihanıdır. Bu imtihan, sıradan ve basite alınacak bir ödev de değildir. Bu, farz bir görevdir. Bu görevi terk etmenin, ihmal etmenin vebali ağır, hesabı çetin olur.
BİR MÜSLÜMAN
Şuurlu bir Müslüman; din ve düzen olarak İslam’ın mesajını herkese ulaştırmak için güzel araçları, en uygun bir biçimde kullanacak ve insanların İslam’ın adil düzeniyle tanışmalarını sağlayacaktır. İslam’ın tebliğ edilmesinde en güzel metodu bütün peygamberler nasıl uyguladıysa, bu tebliğle mükellef kılınmış her mümin de bu metodu aynen uygulamalıdır. Bütün ibadetlerde Allah’ın rızası gözetildiği gibi, tebliğ ve davet görevinde de Allah’ın rızası gözetilmelidir. Tebliğ ve davetin amacı, insanların gönüllerini fethetmektir. Yürekleri hakka, hidayete ve İslam’ın aydınlığına açmaktır. Davetin etkili olabilmesi için, Peygamberimiz’in kullandığı metotlara başvurmak gerekir. O, Kur’an’ın emrine uyarak insanları en güzel yollarla Allah’a davet etmiştir. Allah, Kur’an’da Peygamberimiz’e bunun nasıl yapılacağını özlü bir şekilde emrediyor. Nahl 125: “Sen Rabbinin yoluna, ilimle, hikmetli sözlerle, örnek yaşayışınla, kurduğun örnek toplum düzeni ile sünnetinle gönül alacak güzel öğütlerle, sorumluluklarını hatırlatarak, uyararak davet et. Onlarla, en güzel usulleri kullanarak mücadele et. Rabbin, başına buyruk hareket ederek, yolundan uzaklaşanları, sapıklığı, bozuk düzeni, helaki tercih edenleri iyi bilir. Hidayet rehberiyle gösterilen, öğretilen hak yola girmeye istekli olanları, İslam’da sebat edenleri de iyi bilir.” Bu ayette davet emri, şu üç şeyi kapsıyor. 1. Allah yoluna hikmetle çağırmak. 2. Allah yoluna güzel öğütle çağırmak.
3. En güzel bir biçimde mücadele etmek. Hikmetle tebliğ; dikkatli olmak, karşıdaki kişinin durumuna göre hareket etmek, en güzel bir tavrı takınmak, ısındırıcı olmak, açık ve kesin deliller sunmak, insanlara fayda sağlayacak, akılları aydınlatacak ve vicdanları harekete geçirecek örneklerle davet etmektir. Güzel öğüt vahyin müjdeleri ve uyarıları ile olur. Öğüt yalnızca sözle değil, fiil ve davranışlarla da yapılır. Davranışların bazen sözden daha etkileyici olduğu açıktır. Allah yoluna, güzel, tatlı, çekici ve doyurucu öğütlerle davet etmek gerekir. Çünkü bilgisiz, hikmetsiz, sert ve kaba davranmanın, taassupla hareket etmenin bir yararı olmaz. En güzel mücadele, tebliğ yönteminin en güzel, en mantıklı, en inandırıcı, en çekici ve en ikna edici olmasını anlattığı gibi, tebliğe engel olucu unsurlarla en güzel mücadeleyi de göstermektedir. Mücadelenin günün şartlarını, sosyal yapının özelliklerini, muhatabın tutum ve dayanaklarını dikkate alarak sistemli, seviyeli, şuurlu bir şekilde yapılması gereklidir. Hakkı tebliğ etmeyi inancının en kıymetli esası olarak gören her bir Millî Görüşçü, tebliğ ve davette bu üç esasa dikkat eder. Sözün en güzelini söyler. Hakkı tebliğ etmek, her Müslüman için eda edilmesi gereken hilafet görevidir.
İYİLİKLE KÖTÜLÜK
Rabbimiz buyuruyor. Fussilet 33-35: “İnsanları, Allah yoluna davet eden, teşvik eden, sevk eden, halis niyet ve amaçlarla, İslam esaslarını, İslami düzeni hayata geçiren, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olan, salih ameller işleyen, ‘Ben de İslam'ı yaşayan Müslümanlardan biriyim’ diyen, daha iyi sözlü kim olabilir? İyilikle kötülük bir olmaz. Sen, kötülüğü en güzel bir şekilde önle. O vakit seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur. Bu güzel davranışa, bu olgunluğa ancak sabrederek mücadeleye devam edenler, sabrı huy edinenler, bu olgunluğa büyük kabiliyetleri olanlar, büyük lütuflara mazhar olanlar kavuşturulur.” İyilik, adil düzendir. Kötülük, faizci kapitalist düzendir. Adil düzen düşmanlıkları ortadan kaldırır. Faizci kapitalist düzen ise kin ve nefreti, düşmanlığı körükler. Bu ayetlerden yola çıkarak, tebliğ ve davetin mecrasını, içeriğini şöyle sıralayabiliriz. 1. Allah’a davet: İnsanları mutlak doğruya, tevhide, İslam’ın ana esaslarına, adil düzene çağrı. Uydurulmuş beşeri din ve düzenlere değil. 2. Salih amel: Yani sadece sözle yaptığımız davetle yetinmeyip hal dili, beden dilini de kullanmak, anlattığımızı önce ihlaslı bir şekilde nefsimizde yaşamak ve örnek olmak gerekmektedir. Unutmamalıyız ki, eteği tutuşan itfaiyeci, kendini kurtarmadan dışarıdaki yangını söndüremez. 3. “Ben Müslümanlardanım” demek: Yani Allah’a teslimiyet, İslam düzenini tavizsiz yaşamaya çalışmak, İslâm kimliğinden başka kimlik ve aidiyetleri öne çıkarmamak ve dünyevi çıkar gözetmemek gerekir. 4. Hayırlı ve faydalı şeyler konuşmak: “Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa, ya hayır; iyi, güzel, hak, doğru, meşru söz söylesin veya konuşmasın, sussun.” (Buhari) Tebliğ ve davet; Millî Görüş davasının temel esaslarındandır. Selam hidayete tabi olanlara…