Haber, kanallara düştüğünde inanamadım, asparagastır dedim, herkes Mursi için başsağlığı yayınlıyordu.
Fakat ümmetin basiretsizliği, uyuşukluğu, nemelazımcılığı, kıpırtısızlığı, midesini doldurma telaşı arasında başsağlığı seremonisinde kusursuzluğu bir kez daha sahne aldı.
Bir evladını daha şehit verirken o aşina alışıldık rahvan tavrını kuşandı.
Şarkın ve garbın Firavunlarının elbirliği ile Mısır’ın demokratik yollarla seçilmiş ilk devlet başkanını alaşağı etmeleri yetmedi.
Demokrasi sevdalı Batı ve takipçisi doğunun sersemleri; Mursi’ye haince darbe yapılırken sevinçten dans ediyordu.
Darbe yapılan mazlum çiğnenip geçilmiş, darbeyi yapan Firavun, şarkın ve garbın Neronlarınca omuzlanmıştı.
Mursi’nin mahkemelere sürüklenmeleri ümmeti ürkütmedi.
Hastalandığında tıbbi yardım vermemeleri kimseleri şaşırtmadı.
Vahşi bir yaratık gibi o Kur’an hafızını kafeslere tıkmaları hiçbirimizi utandırmadı.
Dünyanın gözü önünde zehirleyerek mi, cam kırıkları yedirerek mi hangi kanlı metotla ölümü enjekte ettilerse, hiç şaşmayarak arsızca izledik.
Ümmetin mazlum bir evladı daha, dünyanın şarklı ve garplı katilleri tarafından vahşice katledildi.
Doğunun ve Batı’nın egemenleri onu hiç sevmediler zira mazlumlara sahip çıktı; Kudüs’ten vazgeçenlerden olmadı, “Gazze’ye saldıran Kahire’ye saldırmış gibidir” dedi.
Mursi, sonunu hazırladığını bilse de; halkının çıkarlarını korudu, dışarı peşkeş çekilmesine izin vermedi, mağdurlara destek verdi: “Ey Gazze halkı! Siz bizdensiniz, biz de sizdeniz. Sizden asla vazgeçmeyeceğiz.” Refah Sınır Kapısı’nı açıp, gıda ve ilaçları Gazze’ye ulaştırdı. Mısır’daki hastaneler de Filistinli yaralılar tedavi edilmeye başlandı.
Aydınlığın yüzü Mursi’den sonra HAMAS başta olmak üzere direniş gruplarını terörist olarak tanımlayan Sisi, ilk iş olarak Refah Sınır Kapısı’nı kapatıp, Filistinlilere darbe vurduğunda İsrail, BAE, Suud, ABD, AB son derece mutlu oldu.
Sisi, gencecik güler yüzlü İhvan mensuplarını idam etti.
Oysa İhvan, silahlı mücadeleyi değil, düşünce eksenli siyaseti temsil etmesine rağmen, Suud’undan ABD’sine terörist olarak yaftalandı.
Nemrutlarca yönetilen şark dünyası, Mursi gibi seçimle gelmiş bir özgürlük meşalesinin diğer mazlum milletlere de ışık olmasına izin vermedi, tehlikeli görüldü.
Ne yazık ki, Cuma namazı kıldırabilen hafız devlet başkanının takım elbise ve kravatından da kimi çok Müslüman(!), rahatsız olup, çul çaputa takılıp, neden yerel giysi giymiyor diye sorgulayıp, daha az Müslüman diye yargılayıp, Firavun yanında Tahrir Meydanı’na akacak denli, Mursi’ye had bildirme yarışına girebildi.
2012’de iktidara gelen Mursi’ye tıpkı Refah-Yol iktidarında olduğu gibi bir yıl bile sabredemedi içerideki ve dışarıdaki sırtlanlar.
3 Temmuz 2013 günü bir darbe ile yönetimden uzaklaştırıldı.
İdamla yargılandı.
İdamını nasıl yapacağını dizayn eden Firavun, şahitler eşliğinde farklı bir yok etme uyguladı.
Batı ve doğunun Nemrutları; vahşette, kan dökmekte, acı çektirmekte, birbirlerini bir kez daha ağırladı.
Olan ümmetin mazlum evlatlarına oldu.
Şehitler değil; ümmet örselendi, un ufak oldu, öldü, uyanamadı, dirilemedi.