Epeydir yazmayı düşünüyordum; Sabri Ülker’in Hayat Hikayesi…

Gazeteci-yazar Hulusi Turgut, Sabri Ülker’in hayat öyküsünü kaleme aldı. Doğan Kitap’tan çıkan eser epeyce de hacimli; tamı tamına 731 sayfa, ama fiyatı son derece düşük tutulmuş,  9.90 TL.

Ülker ailesi albümünden fotoğraflar da kitaba ayrı bir renklilik katmış.

Sabri Ülker’in Hayat Hikayesi’nden pasajlar vermeden önce, ÜLKER’in kilometre taşlarını şöyle bir hatırlayalım mı

* Berksan kardeşler, 1944’te bisküvi üretimine geçerken, ürünlerine de “Ülker” ismini verdiler. Anadolu esnafı bu markayı üreticilerin soyadı gibi kullanınca Berksan Ailesi “Ülker” soyadını aldı.

* Sabri Berksan, henüz “Ülker” soyadını almadan önce askere gitti. Müstakbel eşini görebilmek için askerden firar etti. Bir ay hapis cezası aldı. Evlendi, 3 çocuk babası oldu. Evlatlarından birini kaybetti.

* Tahtakale’deki ilkel bir imalathanede bisküvi üretmeye başlayan Ülker firması, 1950’lerin sonunda Topkapı dışına çıktı. Önce Sağmalcılar, ardından da Davutpaşa’da fabrikalar kurdu.

* Ülker, kuruluşundan 20 yıl sonra ülkenin saygın bir sanayi kuruluşu oldu. Ancak 1974’ten 1979’a kadar süren işçi olayları, fabrikadaki can ve mal güvenliğini tehdit etmeye başladı. Bunun üzerine İstanbul fabrikası, bir gece ansızın Ankara’ya taşındı.

* Ülker Ailesi’nden ikinci kuşak, 1970’lerde görev almaya başladı. Bir süre sonra, birinci kuşakla ikinci kuşak arasında yönetim anlayışı farklılıkları oluştu. Bu durum karşısında, iki kardeş ve yeğenler, karşılıklı oturup, ayrılmaya karar verdiler.

ÜLKER MARKASI NASIL DOĞDU

“Ülker”, ailenin ilk soyadı değil. Aile, soyadı kanunuyla beraber Berksan soyadını almıştı. Yıllar içinde, “marka”, soyadının önüne geçti.

Firmanın (artık Yıldız Holding) şimdiki patronu olan, Sabri Ülker’in oğlu Murat Ülker anlatıyor:

“Ülker Bisküvileri piyasaya çıktıktan bir süre sonra, müşterilerden firmaya sipariş mektupları gelmeye başlamış. Zarfların üzerinde de `Asım Ülker’ veya `Sabri Ülker’ isimleri yer alıyormuş. Yani müşterilerimiz, markamızı, soyadı zannetmişler. Babamdan işitmiştim; görüştüğü yabancılar da kendisine `Mr. Ülker’ diye hitap ediyormuş.”

***

Markanın ismi esasen bir romandan neşet etmiş; okumaya düşkün Sabri bey, büyük keyifle okuduğu bir romanın, dönemin ünlü yazarlarından Safiye Erol’un `Ülker Fırtınası’nın ismini ürünleri için uygun görmüş.

ÜLKER AİLESİNİN ASIL KÖKENİ…

Ülker ailesinin kökeni Kafkaslar…

Kırım’dan gelen aile özellikle ilk yıllarda çok yokluk çekti.

Sabri Ülker’in kızı Ahsen Özokur, babasının Bilecik’teki yatılı okul yıllarından bir anıyı onun anlattığı şekilde kitapta şöyle aktarıyor:

“Gurbete çıkmak üzereydim. Beraberimde götüreceğim kılık kıyafetimle ilgili hazırlık yapıldı ama ayağıma giyeceğim doğru dürüst bir ayakkabı yoktu. Mevcut ayakkabım, çürük çarıktı. Babamın parası olmadığı için bana yeni bir ayakkabı alamıyordu. İnsanlardan da borç para isteme tabiatı yoktu.

Ertesi gün yola çıkacaktık. Komşulardan biri bu durumumuzu işitmiş. Kendisine de o günlerde çok güzel, ısmarlama bir ayakkabı yaptırmış. Ayakkabı, komşumuzun ayağını ya sıkmış ya da bol gelmiş. O ayakkabıdan kurtulmak istiyormuş. Ayakkabıyı bir güzel paketlemiş, bu özel ayakkabısını bana hediye etti. İstanbul’dan Bilecik’e geldim. Pansiyona yerleştim. İlk gün ayakkabının paketini açtım ve ayağıma giydim. Ayakkabı 43 numaraydı. Adım attıkça, ayağımdan fırlar gibi oluyordu. Ama hiçbir öğretmenim, “Oğlum bu ne biçim ayakkabı...” demedi. Hiçbir arkadaşım da halime gülmedi. Bilecik’teki ilk senemi bu ayakkabıyla geçirdim. Yani, kocaman ayakkabılarla utana sıkıla da olsa sene sonunu buldum.”

 

ÜLKER İŞTE BÖYLE BAŞLADI…

Yine kitaptan bir bölüm…

Eminönü’ndeki Nohutçu Han’da, Sabri Ülker’le birlikte sadece üç işçinin gece gündüz çalışıp, 1944’ün son ayında tam 75 ton Ülker pötibör bisküvisini ürettiği mütevazı imalathaneyi, yeğen Selçuk Berksan (Asım Ülker’in oğlu) anlatıyor:

“Babamların devraldığı imalathanede, bir bisküvi makinesi vardı. Çocukluğumda, bu imalathaneye giderdim. Amcam Sabri Bey, gündüzleri yoğun bir şekilde çalışır, iki çuval un işler; gece, sabaha kadar da ustayla birlikte bisküvi imal ettikleri makinenin bakım ve tamiratıyla ilgilenirdi.

Amcam Sabri Bey’in o ilkel şartlardaki imalat sırasında sergilediği olağanüstü gayretleri unutamıyorum. Çünkü gecesi gündüzüne karışırdı. Gün boyu bisküvi imal eder, gece de makinenin tamiratıyla uğraşırdı. Sabri Bey, Eminönü’ndeki bisküvi imalathanesinde çalışmakla yetinmez, bir yandan da Sirkeci’deki şekerleme imalathanesine koştururdu. Bu arada babam Asım Bey ise hem şekerleme hem de bisküvilerin pazarlanması için Anadolu yollarına düşerdi.”

Kitapta birbirinden ilginç anekdotlar böyle devam ediyor…

ETİ VARSA ETİNDEN DE KOY!

Antidemokratik 28 Şubat sürecinde şirket üzerindeki baskıları farklı metodlarla aşmaya çalışan ÜLKER hakkında ben de bir hatırayı anlatmak isterim;

Bilindiği gibi 28 Şubat sürecinde birçok şirket ‘yeşil sermaye’ adı altında fişlendi.

Bu esnada Anadolu’da bir mağazada alış veriş yapan bir vatandaş, o mekanda rutbeli askerlerin de olduğunu görünce mağaza görevlisine yüksek sesle bağırır;

- “Koy oğlum ÜLKER’in nesi varsa sepete koy! Hatta eti varsa etinden de koy!..”

ÜLKER, üzerinde bu baskılar yaşatılmaya çalışılırken, Anadolu insanı işte böylesine sahiplenmişti, bu markayı...

***

Sabri Ülker, bu ülkede çığır açan işadamlarımızdan. Kendisine Allah’tan (c.c.) rahmet diliyorum.

NOT: Bugün 29 Haziran 2014, Pazar… 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!