Ankaralı yıllarım…

Kızılay’daki SSK binasının zemin katında bir mescid var, namaza oraya gittim.

Abdest alıp çıkarken tam hatırlamıyorum ama tuvaletlere bakan kişi o zamanın parasıyla biraz yüksek bir para talep etti.

Zaten kulübede de yazıyordu, bu rakam.

Üstelik yazar kasa bile vardı, isteyene fiş de veriyorlardı.

O kadar yani!..

Tam da o günlerde Başbakanlığın verdiği Sarı Basın Kartım çıkmıştı.

O zamanlar, Sarı Basın Kartı (Yellow Press Cart) olan gazetecilere birçok kamu alanında yüzde elli kadar indirimler yapılıyordu; telefon, uçak bileti gibi… Şimdi öyle indirimler yok…

Ben de biraz da şaka olsun diye, Sarı Basın Kartımı göstererek, “İndirim yok mu ” deyince kasadaki adam bir hayli şaşırmış, biraz da tedirgin olmuştu;

- “Bizde indirim yok, ama hadi sana yüzde elli indirim yapalım!” demişti. Hemen yanımda bulunan kadim dostum Selami Güder de olan biteni şaşkınlıkla izliyordu!..

***

İşin latifesi, şakası bir yana…

Özellikle cami tuvaletlerinin paralı olması gerçekten de tuhaf…

Yaşlı ve de üstelik abdestini tutamayan, sık sık tuvalete gitme gereğini hisseden emekli-yaşlı bir cemaatin her tuvalete gidişte para ödediğini düşünün…

O arada çay ocağında birkaç tane de çay içtiğini…

Günde bilmem kaç lira, ayda da epey bir miktar para eder… Bayağı bir bütçe…

Bu kadar parayı nereden bulacak bu emekli-yaşlı amca

***

Tam da bunları düşünürken, Zeytinburnu’nda bir cami tuvaletine girdim.

Gözlerime inanamadım desem, inanır mısınız

Cami tuvaleti parasızdı, üstelik tuvaletler tertemizdi.

“Bu nasıl oldu ” diye sordum, gayriihtiyari bir cemaate…

“Zeytinburnu’nda 16 camide böyle bir uygulama yapılıyor. Bu 16 camide de kimseden tuvalet ücreti talep edilmiyor. Görevli kişiler var, tuvaletlerin temizliğine de bu kişiler bakıyor…”

Çok hoşuma gitti.

“Keşke Türkiye’deki tüm camilerde böyle bir uygulama yapılsa…” diye düşünmeden edemedim.

Kimin eseridir bilmiyorum ama bu uygulamaya imza atanları da buradan tebrik ediyorum…

***

Bir son not; Benzer şekilde otogarlarda, şehirlerarası dinlenme tesislerinde ve metro istasyonlarındaki tuvaletlerin de ücretsiz olması lazım.

 Bu ziyaret ne kadar önemli

Rivayet odur ki, 1964 yılında Johnson Mektubu geldikten sonra, Milli Şef İsmet İnönü mektuba cevaben “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de bu dünyadaki yerini alır.” gibi iddialı bir söz sarf etti.

Peki, neydi,  Johnson Mektubu

Johnson Mektubu, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Lyndon B. Johnson tarafından Türkiye Başbakanı İsmet İnönü’ye 5 Haziran 1964 tarihinde gönderilen, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesini önlemek amacıyla ve “kaba bir üslupla” yazılmış mektup.

***

Bu mektubu neden hatırlattım

Planlamada bir aksilik yaşanmazsa Rusya lideri Putin yarın Türkiye’ye geliyor.

Şimdi, Putin’in ziyareti öncesi önemli bazı açıklamalarını ve bazı bilgileri buraya almak istiyorum. Adından da bir sorum olacak;

* “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile enerji alanındaki ortak stratejik projelerin hayata geçirilmesi dahil Rus-Türk işbirliğinin “tüm temel boyutları” bu ziyarette ele alınacak.”

* “Suriye konusunda elbette, tutumlarımız aynı olmayabilir ve hatta farklı olabilir. Bu, bağımsız dış siyaset güden devletler için doğaldır. Bununla beraber ki en mühimi de budur, ülkelerimiz ve halklarımız arasındaki ortaklığın kıymetini biliyoruz.”

* “Karşılıklı ticaret hacmini arttırıp yatırım sahasındaki işbirliğimizi Rus ve Türk halklarının hayrına yeni bir boyuta taşımayı umuyoruz. Zaten ticari hacmimizi 100 milyar dolar seviyesine çıkarabileceğimiz konusunda Sayın Erdoğan ile anlaşmıştık.’’

* “Rusya’daki pazarda oluşan boşlukların Türk ziraatçileri tarafından doldurulmasını istiyoruz. Türk müstahsillerinin Rusya’ya et, süt, balık ürünleri, sebze ve meyve ihracatının arttırılmasına yönelik niyetlerine müsbet yaklaşıyoruz.”

* “Uzay araştırmaları Türk-Rus ilişkilerinde gelecek vaad ediyor. Nükleer enerji alanında, yaklaşık 20 milyar dolarlık Akkuyu Nükleer Enerji Santrali inşaatı anlaşması önemli.  Nükleer alanda nitelikli uzmanların yetiştirilmesi için 2011 itibarıyla Rusya’da eğitim gören 250’den fazla Türk öğrenci misafir edildi.”

* “Suriye’deki  şiddetli çatışma sebebiyle Türkiye’nin sırtındaki yükün tamamıyla bilincindeyiz. Rusya Federasyonu olarak, aşırıcılarla mücadele eden Suriye, Irak ve bölgenin diğer hükümetlerine ileride de yardım sağlamaya devam edeceğiz.  Suriye dahil, kargaşalarla sarsılmış Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da terörist ve aşırıcı unsurlarla mücadeleyi uluslararası toplumun öncelikli hedeflerinden biri olarak değerlendiriyoruz.”

* Türkiye-Rusya arasındaki ticaret hacmi 2013 yılında 32,7 milyar dolara ulaştı. Rusya’nın Türkiye’ye doğrudan yatırımlarının toplamı 1,7 milyar dolarken, Türkiye’nin Rusya’daki yatırımları ise 1 milyar dolara yaklaşıyor.  Rusya’da şu an 100 civarında Türk inşaat şirketi faaliyette.

* Vizelerin kaldırılması sayesinde 2013’de Türkiye’yi 4,3 milyon Rus turist ziyaret etti. Bu sene sadece ocak-eylülde bu rakam 4,1 milyona ulaştı. Kültürel alanda ikili ilişkiler faal bir şekilde gelişiyor. Şubat ayında Ankara’da Rus Bilim ve Kültür Merkezi kuruldu. Moskova’da ise Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nin açılması planlanıyor.

***

Merak ettiğim şu;

Putin’in bu ziyaretiyle birlikte, ABD’nin bölgede kendine yeni yeni partnerler aradığı böyle bir dönemde Türkiye’den hiç de beklenmedik bir kritik adım gelir mi

Benim bu soruya cevabım, “zor”.

Peki, ya sizinki!

NOT: Bugün 30 Kasım 2014, Pazar… 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!