Duygu düşünce ve eylemlerimizi mahpus kılan bazı hastalıklarımız vardır. Biz bu hastalıklara çocukluk döneminde yakalanır fakat bedelini ileriki yaşlarda öderiz. Hastalıklarımız sinsi birer düşman gibi olmadık zamanlarda, beklenmedik durumlarda ve en zayıf anlarımızda karşımıza çıkıverir. Ama hayatımızı etkileyen şeyin ne olduğunu bilmediğimiz için olduğumuz yerde saymaya devam ederiz:

1- Bastırılan duygular: Çocukluk döneminde büyüklerin talepleri ile kendi beklentilerimiz arasında bocalar dururuz. Yaşadığımız bir haksızlığa karşı çıkmak istesek, büyüklerin engeline takılır ve ne yaparsak yapalım bu engeli geçemeyiz. Yerimize onlar karar verirler, “haklı olsan dahi konuşmayacaksın, hakkını savunmayacak, böyle bir şeyi içinden dahi geçirmeyeceksin” deyip tehditler savurmaya devam ederler. Çocukça yaşadığımız düşler birden yıkılır ve haklarımızın gaspını önleyemez sessiz kalırız.

Zaman hatıralarla birlikte bizi de büyütür. Evlenir, çoluk çocuk sahibi oluruz. Ne var ki, sindiğimiz o duvardan kurtulup çocukluğa bir türlü veda edemeyiz. Korkarız, çekiniriz, irkilir ve başımızı o duvara yaslayıp hayata küseriz. Yaşadığımız haksızlıkları görmezden gelir ve yenilgiyi kabul ederiz.

2- Kin ve öfke: Çocukluğumuz annelerimizin, ninelerimizin gün boyu anlattıkları olumsuz hatıraları dinlemekle geçer. Annelerimizin biriktirme hastalığı bir zaman sonra öfke, kaygı, korku ve karamsarlığa dönüşmüştür. Bizi bir deşarj aracı olarak görüp aynı şeyleri rutin olarak tekrarlamaya devam ederler.

O günlerde aynı şeyleri dinlemek sıkıcı gelir ve tepki veririz. Ama tepkilerimiz bu hastalığın bize bulaşmasına engel olamaz. Bizler de tıpkı annelerimiz gibi, yaşadığımız sorunlara vaktinde müdahale etmeyip, biriktirmeye devam ederiz. Biriken öfke kin ve nefrete dönüşür ve bir süre sonra öfkeyi kendimize çevirmeye başlarız.

3- Kaş göz hareketleri: Çevrenizde bazı insanlar görürsünüz bir kişi konuşurken, kaş göz işaretleri ile bu kişiyi küçümsemeye, alaya almaya ve yerden yere vurmaya başlarlar. Bu yöntemle niyetlerini gizleyebileceklerini ve karşı tarafı duygular üzerinden vurabileceklerini düşünürler. Ama niyetlerinin rengi yüzlerine yansır ve çevrelerinde negatif bir etki bırakırlar.

Bu kimselerin ekserisinin, aşırı güvensiz, kompleksli ve sevgi yoksunu olduklarını görürsünüz. Bu tavırları ile varmak istedikleri nokta, insanları rencide edip, ben daha değerliyim, iyiyim düşüncesine sahip olabilmektir.

Karşımızdaki kişinin bazı tavırları hoşumuza gitmeyebilir fakat bunu uygun bir üslupla ona ifade etme hakkımız her zaman var. Bu şekilde ona faydalı olma imkânı da bulabiliriz. Fakat kaş göz hareketleri ile ne meramımızı doğru şekilde ifade edebilir ne de zemmettiğiniz kişiye faydalı olabiliriz. Bu sadece nefsimizin gönlünü okşar.

“İnsanların yüzlerine gülen ama arkalarından çekiştiren ve kaş-göz hareketleriyle alay etmeyi alışkanlık haline getirenlerin hepsinin vay haline” ( Hümeze,1)