2023 Mayıs seçimlerinden sonra birden bire ekonomi yönetimi ve onunla birlikte gidilen rota da değişti. Daha önce, “gözlerdeki ışıltı” bakan döneminde “nas var nas, faiz artmayacak, inecek” deyip enflasyonun çok kısa sürede yüzde 20’lerden yüzde 80’lere fırlamasına neden olan yanlışlar silsilesi, güya seçim sonrasında yeni ekonomi yönetimi ve eski “kıdemli bakan” Mehmet Şimşek eliyle düzeltilmek istendi.

“Nas var nas” denmesine rağmen üst üste faiz artışları yapıldı, “enflasyonla mücadele programı” adı altında “adı konmamış bir IMF programı” ama ondan daha da kötüsü uygulanmaya konuldu. Gerekli olan dış finansman için dünyanın çeşitli yerlerinde “yatırımcı” görüşmeleri, konferanslar vs organize edildi, küresel sermaye veya rantiye yürürlüğe giren enflasyonla mücadele programına ikna edilmeye çalışıldı.

İşin enteresanı, sanki kısa sürede patlayan enflasyonun sorumlusu idare edenlerin yanlış politika tercihleri değil de vatandaşın ta kendisiymiş gibi enflasyonla mücadele programının bütün yükü vatandaşın sırtına yüklendi. Enflasyonun nedeni aşırı talepmiş gibi vatandaşın harcamalarını kısma yoluna gidildi. Klasik tabirle “kemer sıkma” faslına geçildi.

2018 sonrasında reel gelirini süratle eriyen, Cumhuriyet tarihinin en hızlı fakirleşmesini yaşayan halkın orta sınıf da dahil olmak üzere büyük bölümü bırakın aşırı tüketimi, ay sonunu getirmek ve sadece geçinebilmek için harcamaya yapıyor. En zengin yüzde 20 gibi bir “kaymak tabaka” ve faizciler haricinde insanlar tam manasıyla “borç-harç” bir yaşam mücadelesi veriyor. Bu insanlara “kemer sıkma” tedbirleri uygulanarak daha da kısarak geçinmeleri daha da zor hale getirildi.

Enflasyon, haliyle yüzde 75 seviyelerinden yüzde 39’a kadar geriledi. Elbette ki ölçümlerin toplum nezdindeki güvenilirliği hususu ayrı bir meseledir. Talebin ve reel gelirin baskılanması baz etkisiyle de birleşince enflasyonda istatistiki manada bir düşüş görüldü. Ancak hayat pahalılığı, fiyat artışları ve geçim sıkıntısı tam gaz sürüyor. Bu sene de temmuz döneminde ücret artışları gündeme gelmeyecek ve yılın ikinci yarısı halkın büyük bölümü için daha zor geçecek gibi gözüküyor.

Siyasi iktidar, zor günlerin geride kalıp enflasyonun belinin kırıldığını ve 2026’da rahata erileceği propagandasıyla “sabır” telkin etmeyi sürdürürken, yaşanan son gelişmeler “onca çekilen çile boşa mıydı” sorusunu orta yere koydu. Yaklaşık 2 senedir acı reçeteyi içen ve bolca nasihat, sabır tavsiyesi, “az kaldı” sözleri işiten vatandaşın enflasyonun düşmeyeceği yönündeki beklentisi nasıl olup da kırılacak bu şartlarda? İnsanlar, bankalara muhtaç halde geçinmeye çalışırken, bu sancılı enflasyonla mücadele sürecinin daha da uzayacağını düşünmeye başladığında “geçim meselesi” konusundaki umutsuzluklarını kim giderecek?

19 Mart Çarşamba günü yaşanan siyasi gelişmeler, para piyasalarını öylesine salladı ki, duyan “acaba savaş mı çıktı” diyebilir. Siyasi iktidarın, seçim odaklı hamleleri ve bu hamlelerindeki hoyratlığı, en büyük zararı ekonomiye verdi daha şimdiden. Siyasete, hukuka, toplumsal barışa vs verilen zararlar bir yana son derece kırılgan olan ekonomi ve daha da önemlisi, halkın “geçim meselesi” çok büyük tehdit altında maalesef.

Geçen hafta Çarşamba’dan Cuma’ya 3 günlük süreçte kamu tarafından yaklaşık 26 milyar dolar satıldığı belirtiliyor.  Borsa İstanbul’da hisselerde yüzde 20 değer kaybı yaşandı, parasal karşılığı olarak 28-30 milyar dolardan bahsediliyor. Kurdaki bu atak, şimdilik bertaraf edilmiş gözükse de dövizde muhtemel yükseliş fikrini beklentiler arasına soktu zihinlerde. Enflasyon beklentilerine de yansıyacak muhakkak. Ve faizde indirim devrinin başlaması beklenirken gelen örtülü faiz artışı da işin tuzu biberi oldu.

Bakan Şimşek’in Pazar günü bankalar ve iş dünyasıyla yaptığı toplantılarda “faiz artırılacak, dövizde artışa izin verilmeyecek” sözleri şayet doğruysa, vatandaşın payına da “enflasyon biraz zor düşecek” gibi bir hisse kalacak demektir.

Siyaseten yapılan yanlışların faturası bir kez daha ekonomiye, asıl önemlisi de vatandaşa çıkarken; son dönemlerde yaşanan yüksek enflasyonla ve yoksullaşmayla birlikte zaten sallantıda giden enflasyonla mücadeleye ve ekonomi politikalarına güven de resmen tuz buz olmuş durumda demektir.