Bizler kime benzemek istiyorsak, onların taşıdığı yük ile bizim taşıdığımız yüke bakmamız gerekiyor. Hep “fetih nesli”nden bahsediyoruz. Peki nasıl fetih nesli olunur?
Fetih nesli olmak bir iddia değil, asırların yüküne talip olmaktır. Ve bu yükü sırtında taşıyıp atalarına layık olabilmek iki şey ister:
Temsiliyet ve teslimiyet.
Teslimiyetten başlayalım.
Teslimiyet denince toplumda akla hemen pasiflik geliyor. Oysa teslimiyet pasiflik değildir; köşeye çekilip “nasipse olur” demek hiç değildir. Teslimiyet, elinden gelenin tamamını yaptıktan sonra sonucu gönül rahatlığıyla Allah’a bırakmaktır. Yani hem mücadele edip hem de kalbini sonuca bağımlı kılmamaktır.
Çağımızın insanı her şeyi kontrol etmek istiyor: ne zaman başarılı olacağını, ne zaman mutlu olacağını, ne zaman kazanacağını…
Ama hayat, bizim avuçlarımızda yönettiğimiz bir denklem değil.
İşte biz tam burada kopuyoruz. Çünkü biz attığımız her adımın garanti olmasını istiyoruz. Onlar ise sadece görevlerini yerine getirmeyi istiyordu. Fetih nesli, zaferden emin olduğu için değil; haklı olduğuna iman ettiği için yürüdü.
Biz çoğu zaman “Sonunda kazanacak mıyız?” diye soruyoruz.
Onlar ise “Ben doğru olanı yapıyorum.” diyordu.
Teslimiyet, sonucu bırakabilmektir. Ama önce gücünün tamamıyla mücadele etmek şartıyla.
İkinci meselemiz: temsiliyet.
Temsil etmek, anlatmaktan kat kat zordur. Çünkü anlatmak dil ister, temsil etmek hayat ister.
Bugün birçok insan dinini anlatıyor ama çok azı yaşıyor. Oysa insanlar söylenene değil, gördüğüne inanır.
Bir insan seni tanıdıktan sonra dine yaklaşmıyorsa, sorun dinde değil, onu temsil eden şahıstadır.
Sert bir söz, kırıcı bir tavır, adaletten uzak bir davranış… Bunların her biri sadece seni değil, temsil ettiğin şeyi de zedeler.
Fetih nesli sadece savaşarak kazanmadı; ahlakıyla, duruşuyla, adaletiyle kazandı. Çünkü temsil güçlüydü.
Bugün ise en büyük problemimiz şu:
Yaşadığımız ile söylediğimiz aynı değil.
Temsil, “ben Müslümanım” demek değildir.
Temsil, bunu söylemeye gerek bırakmamaktır.
Peki biz ne yapıyoruz?
Atalarımızın büyüklüğünü anlatıp, onların karşısında duranların torunlarına hayranlık duymak… Bu bize yakışmaz. Mesele geçmişle övünmek değil, o geçmişin yükünü omuzlamaktır.
Fetih nesli olmak; sadece tarihi konuşmak değil, o ruhu bugüne taşımaktır.
İz sürmek kolaydır, ama iz olmak bedel ister.
Bugün bize düşen, geçmişin gölgesinde yürümek değil; o gölgeden çıkıp yeniden bir iz bırakabilmektir.
Çünkü fetih nesli, başkalarının açtığı yoldan giden değil; gerektiğinde yeni bir yol açabilen nesildir.