İnsanı tanımak mı istiyorsun? Onun yüzüne değil, yüreğinin yüküne bak. Çünkü insanın kimliği nüfus kâğıdında değil, derdindedir.

Hz. Mevlânâ, Mesnevî’de şöyle der: “Dert, insana yol gösterir. Dertsiz insan, kanatsız kuş gibidir.” Dert, insana hem yön hem istikamet verir. O olmadan insan, gökyüzünde savrulan yaprak gibidir.

Sâdî-i Şîrâzî de Gülistan’ında öğütler: “İnsanın değeri, kendisini neyin kaygılandırdığıyla ölçülür.” Kimimiz ekmeğin derdinde, kimimiz aşkın, kimimiz davanın. Ve işte bu farklı dertler, farklı kimlikler doğurur.

Necip Fazıl’ın tok sesiyle haykırışı da kulaklarda çınlar:

“Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!

Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?”

İşte dert, insanı düşünce pazarında köle olmaktan kurtaran zincirdir. Dertsiz kalan, menfaatin fahişesi olur; dertli olan, vicdanın hür adamı.

Tarihe bak: Fatih’in derdi İstanbul’dur; çağ kapatıp çağ açtıran budur. Yunus’un derdi aşk, Mevlânâ’nınki hakikat, Ömer’in derdi adalet, Ali’nin derdi ilimdir. Ve işte onlar, derdi kadar büyüyenlerdir. Dert, onların yol haritasıdır.

Bugün Yusuf Kaplan’ın sözünü hatırlamak gerekir: “Dertsizseniz, dert sizsiniz demektir.” Çünkü dertsizlik, insanı içten içe çürüten en sinsi hastalıktır. Dertsiz insan, varlığıyla yokluğu belli olmayan gölge varlıktır. Dertsiz millet ise, başkalarının oyuncağı olmaya mahkûmdur.

Çanakkale şehitlerini hatırla: Onların derdi, canını saklamak değil, vatanı yaşatmaktı. Onun için gözlerini kırpmadan toprağa düştüler. Cemil Meriç’i hatırla: Gözlerini kaybettikten sonra bile yazmaya devam etti. Çünkü derdi, hakikatin karanlıkta kalmamasıydı. Yunus’u hatırla: Aç kaldı, sürgün yedi, ama aşkı derdi olduğu için unutulmadı.

Dert, insanın aynasıdır.

Birinin derdi midyeyse, ömrü sahilde geçer. Birinin derdi inciyse, dalar derin sulara. İşte o yüzden insan, derdi kadar derinleşir. Dertsiz kalan ise yüzeyde sürüklenir.

Bugün gençliğin derdi nedir? Bir telefonun ekranı mı? Bir futbol skorunun heyecanı mı? Yoksa yıkılmış şehirleri onarma, yeniden ayağa kalkacak bir medeniyetin taşlarını döşeme gayreti mi? Eğer derdimiz tüketmekse, geleceğimiz çöplüktür. Ama eğer derdimiz üretmek, hakikati bulmak, insanı yüceltmekse, o zaman istikbalimiz ufuk çizgisinden daha geniştir.

Unutma!

İnsanın kıymeti altınla değil, derdiyle ölçülür.

Toplumun kaderi tanklarla değil, taşıdığı dertlerle çizilir.

Bana derdini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim! Çünkü insan, yarası kadar insandır. Ve biz, derdimiz kadarız...