Hafta sonu gençlerle birlikteydim. Bir üstleri gibi değil de aynı şartlarda biri olarak onları gözlemleme imkânı buldum. Böylelikle büyükleri varken kurdukları o duvarları benim yanımda inşa etmediler ve dünyalarını daha yakından gördüm. Her biri pırıl pırıl, kibar, efendi çocuklar demeyi öyle isterdim ki… Özlerinde her biri çok iyi insanlar. Ama özde iyi olmak yetmiyor işte. Bu özdeki iyilik halini işleyip davranışa dökmeyi başaramadığınız zaman birbirlerine zarar veren, düşünmeyen, sorgulamayan, hayvani hareketler sergileyen insanlara dönüşüyorlar.
Ne birbirleri ile kavga etmeden iletişim kurmayı biliyorlar ne de küfürsüz cümle kurabilmeyi! Birbirleri ile dalaştıkları anları belki “çocuktur, ergendir, kanı deli akıyordur” der geçersiniz ama birbirlerine kurdukları cümleleri öyle kolay kolay geçemiyorsunuz. Yanlarında sakin kalabilmeniz ise büyük başarı...
Rehber öğretmeni arkadaşlarla konuşunca konuyu öyle normal karşıladılar ki!.. Zaten uzun süredir toplu taşımada, parkta, sokakta bu hallerine şahit oluyorduk. Fakat bu durumun gençlerimizin normali haline geldiğini görmek beni telaşa sürükledi.
Düşünün ki yarının doktoru, öğretmeni, mühendisi, bürokratı, yöneticisi olacak gençler bunlar. Fakat en iyileri bu halde. Küfür etmeyi, birbirlerine zorbalık etmeyi başarı sanıyorlar. Bizden ayrı öyle bir dünyaları var ki, nerelerde kimlerle nasıl muhataplar bilmiyoruz. Ailesi düzgün olanlar bir şekilde kurtuluyor. Fakat aile mefhumunun derinden çatladığı, boşanmaların hızla arttığı, ailesi boşansın ya da boşanmasın, şiddetli geçimsizliğin ortasında kalmış gençlerimizin sayısının tavan yaptığı bu dönemde ulaşamadıklarımız nerelerde hayatlarını harcıyorlar? “Bizim zamanımızda böyle miydi?” bakış açımızla, dilimizdeki üstenci dille onların dünyalarına giremediğimiz bir gerçek maalesef. İşin kötü yanı, onların dünyasına girmek de istemiyoruz.
Sokakta terbiyesiz serseri ergenler diye gördüğümüz bu gençlerin nasıl bir caniye dönüşebileceğini acı bir tecrübe ile öğrenmişken tedavi için hâlâ harekete geçilmemesi, seferberlik başlatılmaması da ayrı bir garabet. Bazı uygulamalara erişim engeli getirilmesi anlık olarak sorunu çözmüş gibi bir algıya neden olabilir fakat sorun gerçekten bu uygulamalar olsaydı… Kötülüğü yayan kanalların önüne geçmek için buraları yasaklamak şart ama tek başına yeterli değil. Aynı zamanda ıslah edici çalışmaların da yapılması lazım. Aksi takdirde bugün bu kanal üzerinden çocuklarımızı zehirleyemeyenler yarın başka kanallar üzerinden zehirlemenin bir yolunu bulurlar.
Gençlerimizin içinde olduğu bu sorun sadece aileleri ya da öğretmenleri ilgilendiren bir sorun değil. Bu, bir beka sorunu. Türkiye’nin güvenliğini ve geleceğini tehdit eden ciddi bir sorun. Evet, bu kadar ciddi bir sorun. Zira bugün gençlerimizi eğitemezsek, onlara sahip çıkamazsak yarın milli ve manevi duyguları gelişmemiş, toplumsal aidiyeti olmayan, maddi ve manevi olarak bağımlı, özgür düşünme yeteneklerini kaybetmiş, mankurtlaşmış bir toplulukla karşı karşıya kalacağız.
En tepeden en aşağıya; milli eğitiminden aile bakanlığına; sosyoloğundan, psikoloğundan rehberliğine ve oradan da aileye varana kadar bir seferberlik başlatılması şart. Bu çalışmada “Gençlerimiz neden bu halde?” sorusu sorularak problem tespitleri yapılmalı ve bu problemlere karşı çözümler üretilerek bu çözümlerin sahada uygulanması sağlanmalı.