İyi ihtimal; halkların yarım asırdır bilvesile şahit olduğu Hanzala karikatürüne özenmesi; figürün kahpeliğe, köhneliğe, esarete sırtını döndüğü gibi dünyanın da Gazze’ye sırtını dönmesidir! Ezeli yalnızlığı ve ne tür davranırsa davransın tek başına bırakılacağını bilerek yola çıkan İslami Direniş Hareketi mensupları, zaten göze aldıkları akıbeti yaşar. Gözlerini onlara çevirip bakanların, sadece bakıp bir şekilde eyleme geç-e-meyenlerin ve bunların özellikle Müslüman olanlarınınsa bundan böyle akıbetleri meçhul olmaktan çıkar, malum olur! Oysa özenip öykündükleri Hanzala figürünün sırt döndüğü mücadele değildir; toprakları işgale uğramış Filistin değildir, mazlum halklar değildir. Aksine, bilcümle insanların severek iştirak ettiği, benimsediği, vazgeçemediği hayat standardıdır. Dünya halkları, kendi devlet düzenleri içinde iktidarı ele geçiren zalim yöneticilerine itaat etmek, müreffeh ve huzurlu yaşamalarını sağlamak itibarıyla, yani koşulsuz teslimiyet ve itaatte kusur göstermemekle nasıl özgürleşeceğini çözmüş olmalıdır! Söz temsil Filistin topraklarını kan gölüne çeviren Yahudi telin edilecekse böyle bir eylem otoritelerin izniyle, kaymakamlıklar ve valilikler oluruyla, kolluk kuvvetleri gözetiminde, gösterilen yer ve saatte yapılır. Kontrollü bir protesto, tahakkümü altında kalınan iktidarları, hükümetleri, işbirlikçileri kapsamaz. Eylemciler toplanıp Yahudi lanetler, üç beş slogan atar; olaysız dağılır. Bu kişisel ve kitlesel itminandan başka ne sağlar bilinmez. Bilinmesi de gerekmez. Toplanıp dağılmak eylemden sayılır. Gırtlaklar patlarcasına ‘Kahrolsun İsrail’ diye bağırmak görüldüğü kadarıyla Yahudi’yi pek de kahretmez. Bu mühim temenninin gerçekleşebilmesi için kahredici eylemlerde bulunmak iktiza eder. Zira bu topraklarda eylemde bulunsun için yetkilendirilenler dahi bir şey yap-a-mamak üstüne elini kolunu bağladığı kitleler gibi duaya sığınır, eylemi Allah’a sevk eder. Oysa yaratan ve yaşayan Allah, inananlar için eylem mecburiyetini üstlerinden atabilecek bir gölgelik sağlamaz. Akif’in “His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin? / Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.” dizeleri üstünden yüz yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen bu minvalde değişen pek bir şey yoktur. Hem de ‘Her eylem yeniden diriltir beni’ diye yıllar boyu okunan şarkılardaki diriltici eylem böyle bir şey olmasa gerektir. Mazlumlara yardım edilemiyorsa hiç yoktan düşmana iletilen suyun kesilmesi, ulaştırılacak lojistiğin engellenmesi, düşmanı ihtiyaç duyduklarından mahrum bırakmak yani işbirlikçilik alanlarının eyleme açılması söz konusu değildir. Ve bu durum gün geçtikçe daha meşru, daha doğal addedilir. Örneğin eski sağlık bakanlarından birinin hastanesini protesto etmek üzere toplanmış küçük bir gruba karşı orantısız kolluk kuvveti yığmak, ses çıkaran mağdurları susturmak, görüntü alanları tartaklamak pek sıradan sayılır. Yahudi teröristler gibi bebek ölümleriyle anılan doktorların zaten yer almadığı, kapatılmış, hastaları ve personeli tahliye edilmiş bir hastane binasını korumak, işlevsel bir eyleme meydan vermemek adına elzemdir! Keza Yahudi’nin silah tedarikçisini iyi ağırlayabilmek, ayağına taş değmesini ve kötü bir söz işitmesini engellemek adına sürüyle personel yığmak ve en doğal haklardan sayılan basın açıklaması yaptırmamak da… Dolayısıyla dile getirilmelidir ki; işbirlikçileri, yardakçıları, hamileri olmasa Yahudi bu denli pervasızlaşmaz. Ve dahi işgal ettiği topraklar; belası, varlığı, fitne fücuru kalmaksızın rahatlıkla temizlenir.

Kötü ihtimal; özgürlük mücadelesi adı altında insanlık, onur, haysiyet mücahedesinin sadece Gazze’yle sınırlı kalması, zalimlerin ve zulmün egemenliği altında dünya halklarının gıkını çıkaramaz hale gelişidir. Irkçı emperyalist teamüllerle adam akıllı teslimiyetçi, demokrat ve de duyarsız hale getirilen halklar, çaresizliklerini kendi elleriyle vücuda getirdikleri, mutlaklaştırıp piyasaya sürdükleri putlarına, yetki verip şımarttıklarına; işbirlikçi, taşeron, jandarma, distribütör vazifesini yerine getirenlere izafe eder. Acı olan, şimdiki halde nehirle deniz arası topraklardan tüm Yahudi unsurların çıkarılışı dolayısıyla küresel Siyonizm inancının hiç mi hiç sarsılmayacağı gerçeğidir. Zira Siyonizm artık kendilerine vaat edildiğini iddia ettiği topraklarda değil, yeryüzünün her yerindedir. Oranlanışı pek mümkün olmasa da BAE, Suud, Ürdün, Mısır, Türkiye’dedir. Hatta bu topraklar Siyonizm’in en etkin cepheleridir. İş bu sebepten sıranın burada olduğunu söylemek saçmalıktır. Sayelerinde çoktan teslim alınmış, Siyonizm’in menfaati doğrultusunda ne gerekirse yerine getiren, bütün ev ödevlerini özenle yapan, üç beş slogan dışında hiçbir karşıtlığına rastlanmayan bir memlekete şu halde Yahudi ancak minnet duyar. Hem bu denli özverili davranan topraklara atılması muhtemel her kurşun ancak kendi ayağına sıkmak olur. Ve galiba tüm dünya, hiç kimsenin ve hiçbir zümrenin işine gelmese de bu ikinci ihtimalin figüranıdır.