Yıl, 2008…

Aylardan Kasım…

Başbakanlık koridorlarında sıradan bir gün…

Fakat o da ne Garip bir hareketlenme var…

Mesele birazdan anlaşılıyor; Başbakanlık da Genelkurmay’a özenmiş, bazı gazetecilere ambargo koymuştu. Bazı Başbakanlık muhabir kartları son anda iptal edilmişti.

Başbakanlık muhabiri olarak yıllardır görev yapan bazı muhabirler bundan böyle Başbakanlıktan içeri adım atamayacaktı, çünkü Başbakanlık bazı muhabirlere ambargo uygulamıştı. Başbakanlık muhabirlerinin kartlarının yenilenmesi sırasında bazı başbakanlık muhabirlerine yeni kart verilmeyerek, başbakanlık haberlerini izlemelerinin önü tıkanmıştı. Tıpkı Genelkurmay Başkanlığı’nın uyguladığı gibi bir akreditasyon…

Artı, Başbakanlığın giriş kartı vermediği muhabirlerin sarı basın kartı ile haber izlemelerine de izin vermeyeceği de ifade edildi.

Kimdi bu isimler

Yıllardır başbakanlık haberlerini takip eden Ali Ekber Ertürk (Akşam), Turan Yılmaz ve Hasan Tüfekçi (Hürriyet) Abdullah Karakuş (Milliyet) ve Sultan Özer (Evrensel).

Projenin arkasındaki isim ise, zamanın kudretli Başbakanlık Basın Müşaviri –şimdinin Hürriyet yazarı- Akif Beki.

Konuşulanlara göre, bu muhabirlerin yaptığı bazı haberler Başbakanlığı “zor” durumda bırakmış, Başbakan Erdoğan’ın “o benim canımdır” dediği basın danışmanı Akif Beki de “ayar verme” yoluna gitmişti.

***

Muhabirler, o güne kadar aldıkları kartların yenilenmesi sırasında, gerekli olan formaliteleri tamamladıklarını ancak hiç bir gerekçe gösterilmeden kartların verilmediğini belirtti. Ambargo uygulanan muhabirler Başbakanlık basın bürosuna müracaat ederek, kartlarının neden verilmediğini sordular ancak, “Akif Beki’nin tasarrufu, onunla görüşün” cevabını aldılar.

Ancak Beki’den de bir bilgi alamadılar.

***

Çevirin sayfayı, lütfen!

Yıl, 2014…

Aradan 6 sene geçti.

Başbakanlığın bu alandaki uygulamalarında bir farklılık var mı acaba diye şöyle bir bakıyoruz.

Akif Beki’nin koltuğu birkaç kez “danışman” değiştirdi. Kimler geldi, kimler geçti. Son olarak Başbakanlık Müşavirliğine atanan meslektaşımız Lütfullah Göktaş’ın uygulamasına bakar mısınız

Biliyorsunuz; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, beş günlük Japonya, Singapur ve Malezya’yı kapsayan Uzakdoğu gezisine çıktı-çıkıyor.

Erdoğan bu geziye giderken birçok medya kurumuna ambargo uyguladı. Davet edilmeyen kurumlar arasında şaşırtıcı tercihler var. Hürriyet, Radikal, Posta, Habertürk, Milliyet, Vatan, Zaman, Bugün, Taraf, Sözcü, Cumhuriyet, Yurt Gazetesi. Cemaat medyasının davet edilmemesi bir yana Doğan, Ciner ve Demirören gibi medyanın üç büyük gurubundan da temsilci yok.

Bunlar yerine, Sabah, Akşam, Türkiye, Takvim, Yeni Şafak, Star, Akit gibi tamamen yandaş, neredeyse hiçbir eleştirel yazı ve habere izin verilmeyen gazeteler tercih edildi.

***

Sayfayı bir kez daha çevirir misiniz, lütfen!

Peki, nerede Milli Gazete

Yeni yaş gününü kutlamaya hazırlanan Milli Gazete, 40 küsür yıldır bu memleketin günlük gazetesi.

Daha dünkü çocukları “geziye çağrılmayan gazete” diye lanse ederken, milletin sesi olan yarım asırlık gazeteyi görmezden gelme, en hafif tabiriyle biraz “ayıp” değil de, nedir

Ama burası Türkiye. Oluyor böyle şeyler…

Abone olurken iyi de iptali neden zor

İki örnek vermek istiyorum, izninizle.

Avcılar’dan Ercan Karakelle aradı. D-Smart aboneliğinden çıkmak istediğini, bir türlü çıkamadığından söz etti.

İlginç bir hususu da anlattı:

“Kaç defa aradım D. Smart’ı. Defalarca aboneliğimi iptal etmek ettirmek istediğimi ifade ettim. Benden birçok belge talep ettiler, aboneliği iptal etmek için. Hemen şunu da eklemek isterim; abone yaparken bu belgelerin çoğuna gerek görmüyorlar, şip-şak abone ediveriyorlar. Neyse… Bu belgeleri faks geçmemi talep ettiler. Birkaç kez denedim olmadı. Bir de yayın kapandıktan sonra her defasında 20 TL gibi bir parayı, “yayın açma” adı altında faturaya yansıtıyorlar. Artık şurama kadar geldi.”

***

Bizim gazetenin telefon operatörü Fikret Oğuzdağ da aynı dertten muzdarip.

D-Smart aboneliğini iptal ettirmek için akla karayı seçmiş.

“Gazeteden arıyorum” diyerek ancak sonuç alabilmiş.

Peki, normal vatandaş ne yapsın

Sahi, bu tür şirketlerin hizmetlerinden yararlanmak için abone olmak çok kolay da, vazcaymak neden bu denli müşkül

Son zamanlarda bu şirketlere bir de “yazılı” olan eklendi ya, neyse…

Ben de işte burayı anlamakta zorluk çekiyorum.

Merak Ettiklerim…

MUSTAFA KALEMLİ: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, Sağlık Bakanı, İçişleri Bakanı, Orman Bakanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı. Şimdi artık “eser” kalmadı ama bir zamanların en meşhur ANAP’lısı. Zamanında DYP’nin de desteğini alarak Meclis Başkanı oldu. Muhtemel Refah Partisi-ANAP koalisyonuna ilişkin askerlerin bir notunu, dönemin ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a ilettiği ileri sürüldü. Ancak, Kalemli bu iddiaları hep reddetti. Kalemli, Meclis Genel Kurulu’nda yapılan değişiklikle ilgili yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle suçlandı ve yargılandı.

TBMM Başkanı iken, asıl gücün Meclis Genel Sekreteri Prof. Dr. Necdet Basa’da olduğu, kadrolaşmaların Basa üzerinden yapılığı dillendirildi, hep konuşuldu. 1999 seçimlerinde ise uzak kaldı ve parlamenter seçilemedi. Son olarak 28 Şubat süreciyle ve hakkındaki Meclis yolsuzluğu ile ilgili olarak kitaplar yazdı. Cuma namazlarına Meclis’e gelirdi, hala dinlenmede… Sahi, bir zamanların “one number” ismi Mustafa Kalemli şimdi nerelerde

NECMETTİN CEVHERİ: Turizm ve Tanıtma, Adalet, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yaptı. Süleyman Demirel’in karakutularından. Ama asıl şansı Tansu Çiller’le açıldı. Koalisyon görüşmelerinde hep perdenin gerisinde kalmayı yeğledi. Ama biliniyor ki, Anayol’un kurulmasında birincil rolü bulunuyor. DYP-ANAP görüşmelerinin kesilmesinin ardından gazetecilere Anayol’un mutlaka kurulacağından’ söz etmişti. Cevheri’nin sonraları Çiller’le arası açıldı.

İyi bir stratejist. Kokuyu zamanında alan ve harekete geçebilen bir siyaset uzmanı. Zaman zaman karşısında görünse bile Çiller’in hiç uzağında bulunmadı. Tansu hanımın önemli kararlarının altındaki imzalardan birisi her zaman kendisinin. Artı, Meclis’te Çiller’in odasını kullanabilen nadir DYP’lilerdendi. Cevheri geldiği zaman Çiller’in odası sorgusuz sualsiz kendine açılır ve istediği çalışmaları buradan yürütürdü. TBMM Başkan vekillerinden MHP’li Meral Akşener’in elini öptüğü nadir isimlerden. Sahi, bir zamanların “en mahrem bilgilerine sahip” güçlü ismi şimdilerde nerelerde

NOT: Bugün 5 Ocak 2014 Pazar... 1) İşte geldik 2014’e… Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011 seçimleri öncesinde yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi, sınıfta kaldı, çuvalladı. 2) Yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları, 28 Şubat darbesi döneminde kapatıldı. “Vakıf” olan bu yurtların asıl sahiplerine iadesi noktasında şu ana kadar “tık” yok. Dubakali n’olacak Takipçisiyiz…