Ekonomideki başarının ölçüsü ne Ülkemizde uygulanan

yüksek faiz-düşük kur politikasıyla ihracatı cazip olmaktan çıkartılınca

işsizlikte patlama yaşandı. Kısacası dışarıya mal satmak cazibesini yitirdi.

Diş ticarete konu olmayan malların üretimi çoğaldı. Başka bir tabirle, inşaat

sektörü, hizmet sektörü cazip hale getirildi. Fabrikada işçilerle uğraşacağına,

yap AVM, konut, yüksek kârlarla sat! İşçiymiş, SSK sıymış, vergiymiş ve benzeri

şeylermiş. Uğraşma! Al gülüm! Sat gülüm!

Bu yanlış politika; ürettiğinden fazla harcamayı

beraberinde getirdi. Bu durum cari açığın daha da büyümesine neden oldu. Tabi

aynı süreçte işsizlik oranlarında istenilen düzeye getirilmesi mümkün

olmadı. Ekonomide başarı ölçüsünün işsizlik oranı olduğunu, işsizlik

artıyorsa ortada ekonomik başarıdan söz edilmeyeceğini hatırlatalım. Böylece

pompalanan lale devri bitti.

Türkiye nin ihracatının 2023 yılında 500 milyar dolara

yükseleceği ileri sürüldü. Oysa ihracat 2012 ve 2013 yıllarında 150 milyar

dolar düzeyinde takıldı kaldı. AKP nin ekonomi anlayışı üretim merkezli

değildi. Buzdolabı, çamaşır makinesi, otomobil vb. şeyler üretip, dışarıya

satacaksınız ki, ülkemize döviz girsin. AKP hükümeti ne yaptı Bütün devlete

ait hizmet sektörünü yabancılara sattı.           PTT,

T. TELEKOM, SİGORTA ŞİRKETLERİ gibi kuruluşları alan yabancılar kârlarını kendi

ülkelerine götürdüler. Dolayısıyla ülkemizden döviz çıktı. Oysa döviz girmeli

ki kalkınma gerçekleşsin. Bunları yabancılar değil de bizler işletseydik, döviz

ülkemizde kalacaktı. Devletin elinde olursa arpalık haline dönüyor

diyeceksiniz. Doğru da; şu an özelleştiği halde arpalık olan kurumlar yok mu

sanıyorsunuz Eş, dost akrabayı belirli yerlerde göreve getirmediler mi

Bunların içerisinde özelleşen kurumlar olduğu gibi, devlet kurumları da var.

Oysa oy verdiğin partiyi denetlemek, hesap sormak senin görevlerinden biri

değil mi Ben oy veririm, etliye sütlüye karışmam demeye hakkın yok!

Seçtiklerini denetle! Hesap sor! Her parti üyesi seçtiklerini denetlemek

mecburiyetindedir.

Halka havuz medyasının yazılı ve görsel basınıyla sahte

bahar pompalandı. Hep bir umutla bir şeylerin değişeceği düşündürüldü. Atom

bombası atılan ve adalardan meydana gelen Japonya, elektronikte dünya devi

olabiliyorsa, yıkılan Almanya kısa sürede kendini toparlayıp, Avrupa nın en

güçlü ülkesi haline gelebiliyorsa, bilim ürettiklerinden olabilir mi Biz ise,

kendi halkımızı takip etmekle ve fişlemekle meşguldük.

Yıllarca Kemalizm in altında ezilen, hor görülen ve

ikinci sınıf vatandaş olarak görülen kesimler, adeta kurtuluşu AKP de gördüler.

Çünkü her krizin artından, bir kahraman meydana getirilir ve milletin bu

kahramanın peşine gitmesi sağlanır. Merhum Erbakan Hocam bu olayın Demokratür

olduğunu ifade etmişti. Yani demokrasilerde medya eliyle rıza üretme ve

böylece kitleleri istediğiniz doğrultuda olmasını sağlamaktır. İslami kesim

horlanmak istemiyordu, inandıkları gibi yaşamak istiyorlardı. Böyle bir talebin

önünde hiç kimse duramazdı. Bunun farkında olan AKP bu güçlü algıyı elindeki

medya gücüyle oluşturdu ve safları gererek yönetmeyi başardı. Başörtüsü

serbestliğini gecikmeli olsa da getirdi. Fakat kanunla sağlam bir zemine

oturtturamadı/oturtmadı. Amaç insanlığın saadeti olmaktan çıkıp, belirli bir

kesimin saadeti olmaya gelince, kendi burjuvasını meydana getirmiş oldu. (Devam

edecek.)