Bu yazının başlığı Türkiye böyle bir ateşin içine
düşmeli miydi olacaktı. Soruyu öyle de sorsak böyle de sorsak sonuç aynı
olacak.
Türkiye bölgesinde kendi coğrafyasında, kültür ve
uygarlık merkezinde birden bire yalnızlaştı. Bu, onu giderek bir kıskacın içine
düşürdü. İslâm coğrafyasının bütünlüğünü oluşturan bu bölgede Türkiye merkez
konumda iken son gelişmelerde kendisini yalnız buldu.
Bir yanıyla Türkiye; NATO, AB düzleminde batılılarla
iyice sıkı fıkı iken, bu büyük güçlerin dayatmaları sonucu onların
buyruklarından çıkmaz iken ve hatta kimi konularda onlarla at başı bir yarışta
iken tuhaf bir biçimde yalnızlıkla baş başa bırakıldı. At başı derken, Orta
Doğu coğrafyası üzerinde planlanan adına kimi zaman BOP [Büyük Orta Doğu
Projesi], kimi zaman BİP [Büyük İsrail Projesi] diye nitelenen süreçte, Türkiye
egemen güçlere direnemediğinden onların bir dediğini iki etmediği gerçeği
yaşandı. Kimi zaman bazı durumlara direnir gibi göründüyse de geri adım atmak
zorunda kaldı. NATO dayatmasıyla [Aslında buna Amerika dayatması dememiz daha
doğru olur] önce İzmir e Üs, ardından da Malatya Kürecik e Radar Üslerinin
konuşlandırılmasına direndi, fakat bastırmalar sonucunda kabul etti. Bu üslerin
Müslümanlara karşı kullanılmayacağı söylendiyse de sonuçta hiç de öyle olmadı.
Bunun ilk uygulaması Libya işgali sırasında yaşandı. Diğer taraftan İsrail,
istediği zaman elini kolunu sallayarak, İncirlik üssünü kullanarak istediği
yere, istediği zaman bombalarını yağdırıyor.
Mavi Marmara olayından beri tam bir kıskaca sokulmuş
durumda. Görünürdü İsrail in özür dilemesi de laftan öteye geçmedi.
Suriye konusunda Türkiye yi ateşin içine atanlar geride
durdular keyifle izliyorlar.
Arap Baharı diye nitelenen süreçteki büyük dalganın
kuzey Afrika ülkeleri ile sınırlı kalacağı sanılırken, bu dalga, örneğin
Ürdün ü, Suudi Arabistan ı, Kuveyt i, Birleşik Arap Emirlikleri ni, Katar ı es
geçti. Onlar da krallık, onların da diğer Arap ülkelerinden hiçbir farkı yok.
Bu dalga Suriye de uzun zamandır tam bir alaboraya döndü. İki yılı aşkın bir
süredir burada yüzbinleri aşan insan katloldu. Hesapta bu olayların içinde hiç
yokken benzer durum Türkiye de yaşanmaya başladı. Belki o ülkeler kadar etkili
görünmüyorsa da bir çürüme süreci başlattığı kesin.
Kaldı ki görünürde, bölgeye demokrasi ve özgürlük
getirdiği iddiasında bulunan egemenlerin, yani emperyalizmin hesabında ve
niyetinde asla böyle bir durum yok. Irak ta hemen her gün onlarca insan ölüyor.
Eskisinden çok da farklı değil. Ama orada sanki hiçbir şey olmuyor.
Bu süreçte Türkiye de on yıllardır süren Türk- Kürt
çatışmasından yeni evreye girdi. Savaşın bitmesi gerektiği düşüncesi hemen
herkesin katılabileceği bir düşünce. Aslında bunun arka planında gene
egemenlerin, bizlerce sonu bilinmeyen, ama onlara göre bir hesabı olan bir
durum vardı. Biz, zamanında buna değindik. Durduk yerde buna izin verilmesinin
elbette bir gerekçesi olmalıydı. Tüm bu olaylar yaşanırken aniden Reyhanlı ile
Gaziantep patlamaları yeni sürecin bir başlangıcıydı. Suriye de şimdi Kürtlerin
yaşadığı bölgede özerklik ilân edilmiş durumda. Beşar Esat yönetimine karşı
ayaklanan gruplar arasında bir çatışma başladı. Batılı egemenlerin El-Kaide
diye niteledikleri İslâmî özlü bir oluşa izin vermeyecekleri belliydi.
Suriye de çatışmaların bu kadar uzun sürmesinin bir nedeni de buydu. Taraflar
birbirilerine kırdırılırken bir taraftan da zayıflatılıyorlardı. Suriye de
Müslüman Kardeşler bir oluşuma asla izin verilmeyecekti. Kürtler de Beşar Esat
yanlıları da aynı şeyi ifade ediyorlar.
Siyasal İslâm diye nitelenen oluşa karşıdırlar. Bu
karmaşada Batılalar da, Beşar Esat da, Kürtler de ve hatta Özgür Suriye
oluşumuna destek verenlerin tamamı da İslâmî bir oluşa izin vermeyecekler. Bu
kesin. Türkiye bir yandan Beşar Esat a, batılılarla birlik olup demokrasi, bir
an önce seçimlere gidilmesi baskısı, diğer yandan da Mısır olayından sonra tam
bir paradoks yani açmaz oluşturdu. Öyle ise Türkiye şu anda neden ve ne için
taraf olabiliyor. Kimden yana olacak Mısır gerçeği ve Suriye açmazı ve gerçeği
biz bir şeyler anlatmıyor mu