İnsanın tilkiye ilişkin algılaması, gerçekten tilkinin o türden özelliklere sahip olduğunu mu gösterir, yoksa insanın algılamasının tilkiyi bir simgeye dönüştürdüğünü mü anlatır Sözgelimi "tilki gibi kurnaz" sözünü alalım. "Kurnazlık" akılla, zekayla, dolayısıyla düşünsel bir kurguyla, değerlendirmeyle ilgilidir, öyle olması gerekir. Oysa tilki insan değil, hayvandır. İnsandaki aklın hayvandaki karşılığı içgüdü (insiyak, instinct) dür. Düşünme, muhakeme, akıl yürütme, değerlendirme vb. akla, zekaya ilişkin, o da insanın ayırt edici niteliğini oluşturur. Descartes, insanın diğer varlıklardan ayırt edilmesini sağlayan tek şeydir düşünme. Ama insan aynı zamanda bir içgüdü varlığıdır. Hayvan varlığını da içkindir bu yönüyle.

Demek oluyor ki "kurnazlık"ı tilkiyle ilişkilendirir, hatta diğer hayvanlardan belli bir şekilde ayırt etmeye çalışırken böyle bir özellik yüklüyoruz ona. Avlanmak isterken, korunmaya çalışırken tilki içgüdüsünün akışına kendini bırakır. Anlatacağımız olayda, yani meselde geçtiği gibi.

İnsan aklını, zekâsını kullanmak suretiyle bit, pire, yani haşerelerden belli ölçülerde korunabilirken, tilki gibi hayvanlar bu haşerelerle yaşamak durumundadırlar. Gerçi hayvanlar da içgüdü alışkanlıklarıyla bir takım korunma yolları edinmişlerdir. Toprakda ya da çamurda debelenmek, ağaca ya da kayaya sürünmek, suya girmek gibi.

Meselin dayandığı rivayete bakılırsa, tilki, gövdesini işgal eden pirelerle başedemez hale geldiğinde, şu çareye başvururmuş. Bir akarsunun veya gölün kıyısına gidermiş. Ağzına bir tezek veya yassı bir taş ya da bir yonga alırmış. Kıyısında durduğu suya, önce kuyruğundan başlamak üzere girermiş. Suya temas eden vücut bölgesindeki pireler kuru bölgelere kaçışırlarmış. Pire için bu kaçış pek zor olmasa gerek. Fişek hızıyla bir zıplayışta kendi kütlesinin birkaç katı mesafeyi katedebilir. Pire için ha kuyruk bölgesi olsun, ha sırt ya da karın bölgesi, farketmez. O da, yani pire de kendini korumak için içgüdüsünün akışını izler.Su onun için tehlike oluşturur, dolayısıyla uzak durması kurtulması için şarttır.

Nihayet tilki, başına kadar gövdesini suya batırırmış. Baş kısmının suya daldırılması, daha bir dikkatli, daha bir ihtiyatlı ve aynı zamanda maharetli olmasını gerektirirmiş. Onun için yavaş yavaş baş bölgesini suya daldırırmış. Ama burun ve ağız bölgelerini yukarda tutması şartın da ötesinde maharet istermiş.Öyle de yaparmış tilki. Pireler kuyruktan başlayan kaçışlarını baş bölgesinde, tamamladıklarını sanırlarken, yavaş yavaş bu bölgenin de suya batmasıyla, kuru bir yere ulaşmak için zıplarlarmış. En nihayet burnuna kadar gövdesini suya daldıran tilki, bir solukluk mola verir, pirelerin orada toplandığını anladığı anda, o bölgeyi de suya daldırmaya başlarmış. Can derdine düşen pireler, suya düşen yılana bile sarılır misali, tilkinin ağzındaki tezeğe doğru zıplamaya başlarlarmış.Son toplantı, pireler için kurtuluş yeri olan tezeği tilki burnunu da suya daldırarak suya bırakır, bir zıplayışta kıyıya ulaşırmış.

Beydeba dan La Fontaine e, Aisopos (M.Ö. 6.yy) da dahil birçok yazar fabl, yani kahramanları hayvanlar olan masallar anlatarak insanları düşünmeye, uyarmaya çalışagelmişlerdir. Masallardaki hayvanlar aslında insanın algılamasından kaynaklanan bir takım özellikleri, huyları somut hale getiren unsurlardır, denebilir.

Hatırlattığımız tilkinin pirelerinden kurtulma meseli de, şimdiye kadar olduğu gibi, birtakım kişilerin, kurumların ulusal, uluslararası ve bireysel durumlarına, anlaşılır kılınmak üzere, uyarlanmaz mı İşte bu noktada algılama, basiret, feraset, öngörü ve bilgece değerlendirme diyebileceğimiz bir muhakeme ve muhasebe edebilme yeteneğini şart koşar. Mesele tilki meselinden hareketle ABD nin, AB nin, Türkiye nin ve Türkiye de patlak veren bir takım olayların (sözgelimi parti kapatmanın) bilgelikle değerlendirilmesine temel oluşturamaz mı Pireler kim, tilki kimi işaret eder, kurnazlık ne anlam ifade eder Bunları da sizler değerlendirebilir, yorumlarınızda gözönünde tutabilirsiniz, değerli okuyucular.