Başbakan Erdoğan dünkü konuşmasını baştan sona dikkatle dinlemeye çalıştım. Konuşmasında içinden ayrılıp geldiği hareketin çokça izleri vardı. Bu da gayet doğaldır. Bazıları konuşmanın önemli bir kısmına bakarak Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını ısrarla söylemelerine rağmen yanlış uygulamaları burada sıralamaya gerek yok. Ancak, geçmişte Milli Görüş hareketi içinde olup da daha sonra gömlek değiştirenlerle birlikte olmayı tercih edenler eskiden bir farkları olmadığını söyleyerek savunmaya geçebilirler. Elbette söylenenler arasında benzerlikler olması önemlidir. Ancak, söylenenlerin uygulamalarla örtüşmesi çok daha önemlidir. Eğer söylenenler ile uygulama arasında çelişki varsa bu tutarsızlık değil midir .
Derdim Başbakan Erdoğanın konuşmasına yönelik bir eleştiri yazısı yazmak değil. Bugün böyle bir yazının zamanı da değil. Hatta diyebilirim ki söylediklerinin büyük bir bölümüne katılmak da mümkündür. O katıldığım sözlerin uygulamada hayata geçmesinden memnuniyet duyarım. Ancak, pek çok konuda 10 yıldır tek başına iktidar olan bir partinin gelinen noktada büyük başarılar elde ettiğini söylemek mümkün değil. Terörle mücadelede 10 yıl önceye göre bugün bir gerileme olduğunu, terör örgütünün yok olmaya başladığını söylemek mümkün mü Terörle mücadeleye Mecliste temsil edilen üç siyasi partinin destek olmadığını, çözüm üretmediğini, hatta terörün devamını siyasetlerinde malzeme yaptıkları doğrudur. Ancak, buna rağmen bugün iki seçmenden birinin oyunu almış bir iktidar partisinin muhalefetin çözüm üretmemesinden şikayet etmek yerine kendi çözümlerini hayata geçirmesi gerekmez mi
Bu noktada Başbakanın konuşmasında terörün dış destekçileri olduğunu söyledikten sonra esas destekçileri içeride araması, bölgedeki Kürtlerin terör örgütüne ve teröristlere karşı ayağa kalkmasını, direniş göstermesini istemek gerçekçi bir yaklaşım olabilir mi Bölgede devletin emniyet güçleri saldırıya uğrarken, terör örgütüne karşı direnişe geçecek sivilleri korumak mümkün olacak mıdır
Yani terörün dış destekleri ile bağı kesilmeden, o eller kırılmadan sivil halkın direnişi sağlamak ve böylece sonuç almanın mümkün olacağını sanmak gerçekçi bir yaklaşım olabilir mi
Yani terörle mücadele gibi asli bir görevi devletin sivil halka havale etmek istemesi olayların daha artmasına,daha fazla kan dökülmesine yol açmayacak mıdır
Sıkça belirttiğim bir hususu bu vesile ile tekrarlamak istiyorum. Terörle mücadelede öncelikli olarak teröre destek veren Amerika ve İsrailin bu desteğini kesecek adımların atılması gerekiyor. Bunun yanında artık devlet olarak sınırlarımıza tam olarak hakim olmak, buraların yol geçen hanı olmaktan kurtarılması şarttır. Geçmişte sınırlarımız kaçakçıların ellerini sallayarak geçtikleri yerlerdi, terörle birlikte bu defada terör örgütü mensupları sınırlarda ciddi bir engel görmeden geçiyorlar. Yani öncelikli olarak gerçekleştirilmesi gereken husus sınırlardan teröristlerin giriş çıkışının engellenmesidir. İkinci olarak Başbakanın bir televizyon konuşmasında terör örgütüne destek veren Almanya ve Fransanın adını açıkladığı devletlerin yanında artık Amerika ve İsrailin de bulunduğunu görerek bu iki ülkeye karşı bazı adımlar atılması gerekiyor. Bu adım atılamadığı sürece, Türkiye özellikle Amerikaya karşı eli kolu bağlı demektir. Böyle olunca da terörün arkasındaki en önemli dış desteğin eli kırılamıyor,kırılamayacaktır.
Çünkü, terör örgütünün dış destekleri kesilir, sınırlarımıza hakim olursak hareket kabiliyetini büyük ölçüde yitirecek, istediği zaman sınır ötesinden militanlarını göndererek eylem yapamayacak, bu ise bölge halkının rahatlamasını, devletin yanında yerini almasını sağlayacaktır. Bu noktada bir başka hususa dikkat çekmek istiyorum. Terörün kökünün kazınması, Amerikaya gereken cevabın verilmesiyle yakından ilgili. Bunun yolu ise artık Amerikaya karşı bölgesel ve kürsel bazda yeni bir güç merkezi oluşturulması gerekiyor. Bunun yolu ise İslam Birliğinden geçiyor. Ne var ki Başbakan Erdoğan okullarda Kuran-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin hayatının seçmeli ders haline getirildiğini belirtti ama nedense İslam Birliğinden hiç söz etmedi. Belki de edemedi. Eğer İslam Birliğini hedef olarak belirleyip, bunu gündemine alamıyorsa, bunun engelleri varsa dünya jandarması Amerika ve İsrail bölemizde kendi planlarını yürüteceklerdir. Bu planlar ise Türkiyenin aleyhinedir. Bu gerçeğin görülmesi gerekiyor.