1961-1965 yılları arasında Meclis te CHP milletvekili olarak bulunmuş R. Tahir Burak ındır bu kapak karikatürü.

19 Mayıs 1965.

İhtilal yapılalı 5 yıl olmuş. 2. Cumhuriyet kurulalı ve devrimler yok olmaktan kurtulalı 5 yıl ancak geçmiş.

Atatürk adına yapılmış ne yapılmışsa...

Diktatörler (!) idam edilmiş, İnönü iktidar edilmiş.

Ama yine de bir rahatsızlık olmalı ki, o günü böyle anlatmış CHP li kalem erbabı. Üstelik kendinin de bizzat bulunduğu Meclis in çare olamadığını/olamayacağını anlamış ve çözümü parktaki heykelin orada, böyle bir tabloda görmüş. (CHP demokratlığının resmi.)

İnsanlar ne istiyorlar, parktaki heykelden

Tekrar Samsun a çıkmasını..

Memnuniyetsizliklerinin sebebi ne İnönü nün tekrar başbakan olması nelerine yetmiyor ya da hangi ihtiyaçlarını karşılamadı

Üç idamı az mı bulmuşlardı

Atatürk tekrar Samsun a çıkacak... Sonra kiminle savaşacak Seçimlerde hâlâ CHP ye oy vermemekte inat eden insanlarla mı Düşükler, sabıklar, kuyruklar, irticacılar, gericiler, yobazlar diye tasnife tabi tutulanlarla mı

Tekrar Samsun a çıkılacak da ne olacak

Yeniden 10 yılda 15 milyon genç mi yaratılacak Fakat onların da CHP li olmama huyları olursa, demir ağların içine mi hapsedilecekler

Ne olursun Atam, bir daha Samsun a çık!

CHP kalemşoru, ülkenin Samsun a çıkılacak hale gelmesinden (Birinci Cihan Harbi nde mağlup sayılmasından, Anadolu nun işgale uğramasından...) Atatürk ün çok mutlu olduğunu mu iddia ediyor

28 Şubat günlerinde kamyon kasalarında, Atatürk kızgın bakıyor diyerek heykel dolaştıranlar da bu kalemşorla aynı kaynaktan besleniyorlardı. Mustafa Kemal in askerleriyiz diyerek Gezi lerde dolaşanlar da...

Hâlâ aynı yerde, aynı noktadalar; interneti dahi maksat ağaç değil in ötesinde anlayamıyorlar, gibi bir iddiayı biz seslendirmeyiz. Türkiye de çok ayna var.

Peki niçin 1965 arzularını gündeme getirdik CHP lilerin

Tabloya dikkatle bakın ve işaretleyin Kılıçdaroğlu nu, adamı Gürsel i ve ikan odacı arkadaşlarını.

İşte, tam oradalar!

Gücü, cevaba cevap gösterir!

 

Obama, bir TV kanalının şov programına konuk olmuş. Yaza yaza bitiremiyorlar.

Sanmayın; neye darbe dediklerini ve neye darbe diyemediklerini anlatmış, izah etmiş.

Sanmayın; hangi Ortadoğu ülkesinde Bizim Çocuklar dediklerinden kaç bin tane ve nerede bulunduklarını söylemiş.

Uzatmayalım, bir TV şov programındaki Obama dan beklenen, icraatlarını değil, kendini anlatmasıdır. Değil mi

Obama da öyle yapmış. Lakin bu kadar da olmaz, dedirten cinsten yapmış.

Elbette biz de Obama şov programcısı Jay Leno ile canlı yayın öncesi birkaç kere prova yapmıştır demeyiz ama, danışmanlarıyla bir iyice hazırlandığı ihtimaline kuvvetle inanırız. Çünkü programda söyledikleri delilimizdir.

Beyaz Saray ı gezen grubun içindeki bir çocukla diyaloğuna bir bakın.

Çocuğa, kaç yaşında olduğunu sorduğunu ve yedi cevabını aldığını, Ya sen sorusuna 52 deyince, çocuğun çüş dediğini gülerek anlatmış Obama.

Obama, mutlaka çocuk da olsa insanların kime çüş diyeceğini biliyordur. Fakat bir çocuk bana çüş dedi, derken anlatmak istediğini bizim anlamamız zordur. Çünkü biz, Bir kız bana emmi dedi, neyleyim diyen Karacaoğlan kültürünün çocuklarıyız.

Şu olabilir mi Obama nın niyeti; bunu da bilmeyiz Amerika da, Beyaz Saray da bana çüş deme cesaretini ancak yedi yaşındaki bir çocuk gösterebilir.

Bu dahi Amerikalıların sorunudur, derken, geldik mi bizim kuvvetle inandığımız ihtimale

Obama yı hazırlayan danışmanların birinin muhalefeti ya da Obama ya kuyu kazdığı nokta.

Size bir çocuk çüş demiş olsun. Herkes çok gülsün!

İtiraz yok Obama dan. Çocuk, yaşımın ötesinde başka bir şey merak etsin, bana çocukça bir soru sorsun demiyor. Hatta çocuk bana çüş dediğinde, ben de ona sorsam: Senin çüş deme yaş sınırın nedir Yahut evde çüş demeyi kullanma sıklığın nedir Çocuk, ne cevap vermiş olsun ki, insanlar kahkahalara boğulsunlar da alkışlasınlar beni

Bu şov programını yaza yaza bitiremeyip ve fakat yazılarını Bu şov programını TV kanalları her saat başı tekrar tekrar yayınlansın diye bitirenlere bir soru sorma ve bir fıkra anlatma hakkımız vardır.

Sen bu ülkenin insanlarının hepsini sizin mahallenin mukimleri mi sanıyorsun

Fıkramız, Atatürk ten.

Fark...

İsmail Hakkı Baltacıoğlu, bir gün merhum Atatürk ün meclisinde bulunuyordu. Ata, içire içire terbiyeciyi sarhoş ettikten sonra sordu:

Samimi söyle, sen mi daha büyüksün, ben mi daha büyük adamım

Uzun İsmail Hakkı, meşhur medeni cesaretine kavuşmuştu:

Ben daha büyüğüm paşa! dedi.

Herkes tısss!.. Mustafa Kemal, sükûnunu bozmadı:

Uzunum demek istiyor! dedi.

Vardar Ovası / Ah, o sıla parası

 

Gazetelerde haberi öyle okuyunca şaşırmıştım. Bir yanlışlık, bir yanlış anlama olmalıydı. Sonra bir TV kanalında dün gece kaydını gördüm o haberin. Önceki şaşkınlığıma bir şaşkınlık daha ekledim. Biz, ne türkülerimizin nasıl yakıldığını, ne de insanımızın nasıl yandığını biliyorduk.

Yardımcı sıfatlı Bülent Arınç haberinden bahsediyorum. Seçim bölgesindeki Balkan göçmenleri derneğini ziyaret etmiş. Orada da seçmenleri vardır, ne var bunda Demeyin hemen, durun. Ev sahiplerinden bir ses sanatçısı bayanın türkü ziyafetine de bir şey demiyorum Sayın Arınç a.. Unuttuğu Hasret i en azından kelime olarak hatırlamasına vesile olur, da deriz.

Bizim itirazımız, Sayın Arınç ın Vardar Ovası türküsüne yaptığı yorumadır.

Ne demiş Sayın Arınç Ki bir TV kanalının yayınından bizzat duyduğumuzu da söylemiştik.

Orada rakı falan geçiyor!

Birinci şaşkınlık noktamız burasıydı. Nasıl olur da bilmez, Vardar Ovası nın değil içinden; kıyısından kenarından dahi rakının geçmeyeceğini/geçemeyeceğini; velev ki bir mide içinde dahi...

Vardar Ovası, sıla parası mücadelesinde hasretin alev aldığı yerdir zira.

Balkan göçmenleri derneğinde bulunanların, kendi türkülerine, T.C. nin laiklik koruyucuları tarafından radyoevlerinde montajlanan rakı parası na bir hayır deme cesareti yoksa ve düzeltilmiyorsa Sayın Arınç ın rakı kokulu bir ova olarak bilmesi, şaşkınlık yaşatmaz mı size de, bu mahzun bayram gününde

Rakı kelime olarak da mı, sarhoş edermiş insanları

SPOR OLSUN

(Güneş batarken büyürmüş gölgeler)

Bir zaferi ne gölgeler

Arsenal i 2-1 yenen GS ın zaferi gölgelendi başlığıyla yazılmaya başlansaydı o haber, aşırı meraklandırmanın ötesinde, taraftar okuyucuları bir endişe bulutu sarmaz mı idi

Neyin gölgesidir bu gölge

Fatih Terim in gölgesidir, efendim!

Avrupa da çok tanınıyor, Avrupa ona hayran, Avrupalılar diyor ki diye başlayan formalı yorumcuların yazdıkları doğru mu yoksa Bir çalıştırıcı, takımını gölgesine alacak kadar mı büyür/büyütülür

Cevabı siz de biliyorsunuz

Bir takım, ki adı GS dır. 90 dakika mücadele ediyor, onbir oyuncusu sayısız kere temas kuruyor görevli futbol topuyla. Lakin kenarda duran Fatih Terim in bir kere ve üstelik görevli top oyun alanının ve oyun süresinin dışında iken dokunması olay oluyorsa, haber oluyorsa, alkış alıyorsa, büyüklük ölçüsü sayılıyorsa, GS ın başarısı gölgelenmez mi

Elbette Arsenal taraftarlarının işine gelir bu durum. Fatih Terim in topa temasının çok yazılması, kendi takımlarının yenilgisinin daha az yazılması demek değil mi Ki gazetelerin metrekaresi bellidir.

Kenarda oturan/duran bir çalıştırıcı olmak, kapasitesine yetmediği için Fatih Terim in, böyle görevli topun kapsama alanına dalma figürüne ne ilk der, ne de son der bu ülkenin futbol seyircisi insanları.

Belki neden diye sorarlar...

Neden Türkiye de görevli topu hızla yere vurma depresyonuna giriyorsun da, İnglitere de neden bale oynayan devlet sanatçısı kalıbıyla pozlar veriyorsun

GS ın Fatih Terim den fazla yazılmak hakkıdır!

Kızdırırsanız asarım

Geçen hafta devam edeceğimizi söylemiştik Milli Şef İnönü yazılarına. (Habertürk gazetesindeki Kübra Par röportajı dayanaktır.)

O röportajın bir sorusu ve cevabı şöyle:

Siyasi ilişkileri bitse dahi dostlukları devam etti diyorsunuz...

Özden Toker: Evet. O senenin Aralık ayında babam rahatsızlanmıştı. Atatürk yurt gezisindeydi. Dönünce Vedit Bey e bir mektup yazarak geçmiş olsun dilemiş ve hanımlara rahatsızlık vermemek için gelmek istemediğini söylemiş. O hastalandığında da babam yanına gitmek istemiş ama Atatürk gelme, ben Ankara ya geleceğim diyerek Dolmabahçe deki entrikalardan onu uzak tutmak istemiş. Babam uzakta kalsın, Cumhurbaşkanı olarak sırasını beklesin istemiş. Öldüğünde de başucundaki çekmeceden babamın mektupları çıkmış.

Hiçbir yakın tarihçinin yazmadığı bilgileri Özden Toker den öğreniyoruz. İsmet, sen uzakta dur. sıranı bekle. Mektupların başucumda.

Röportajcı hanımın, neye göre Cumhurbaşkanlığı sırası, diye bir soru daha sormamasını, diyelim ki önemsemeyelim. Lakin Dolmabahçe deki entrikalar ın ne olduğu ve kimler tarafından çevrildiğini izah etmek zorunda olması niçin hatırlatılmamış Özden Toker e

Dolmabahçe de kalan, bir Atatürk değil mi

Bir başka ilginç soruya Özden Toker in ve CHP milletvekili kızının (Dersim harekatı o bölgeye medeniyet getirdi mi demişti ) verdikleri cevapları da okuyalım.

Atatürk ölüm döşeğindeyken, babanızın öldüğünü zannederek size miras bıraktığı da söyleniyor.

Özden Toker: Hayır, sadece bana ve iki kardeşime yüksek eğitim paramızı bırakmış. O parayı da kullanmadık zaten. Son dakikaya kadar haberleşmişler, öldüğünü düşünmemiştir.

Gülsün Bilgehan: Öldüğünü zannetmiş de olabilir çünkü ikisi de hastalarmış. Öyle olsa dahi bir şefkat duygusuyla çocukları ortada kalmasın istemiş.

İnönü nün öldüğünü zanneden Mustafa Kemal... İstihbarat yok, haber veren yok...

Öldüğünü zannetmiş de olabilir, çünkü ikisi de hastalarmış.

Atatürk ün hasta olduğunu herkes biliyor. İnönü nün hasta olduğunu (öldüğünü zannedecek kadar) sadece Atatürk biliyor.

Halbuki İnönü nün, insanların aklına öleceği ihtimalini getirecek kadar hiç hasta olmadığını torunu CHP milletvekili Gülsün Hanım bilmez mi

İnönü öldüğünde Millî Gazete nin bir yazarının makalesini şu ünlü beyitle bitirdiğini hatırlıyorum. (O yazar kimdi )

Ne kendi eyledi rahat, ne âleme verdi huzur;

Göçtü gitti bu dünyadan, dayansın ehl-i kubur.

İnönü ile kabristan ehlinin ilişkilendirilmesi ilk o yazıda olmamış. 1960 İhtilali nden sonra tekrar başbakan olduğu yıllarda (ve sonraları da) hep konu olmuş mizahçılara ve siyaset bilimcilerine...

Atatürk yaşarken hasta olmasına rağmen, neden hâlâ yaşıyor olması sorulmuş olmalı ki; cevabı ilham vermiş kalem erbaplarına.

Beni kızdırmazsanız bin yıl yaşarım.

28 Şubat bin yıl sürecek iddiasından çok farklı bir durum var burada.

Gelen bir seçimde o iddia alt edilebilir ama, seçimlerde alt edilen İnönü, alt edilmiş sayılmaz.

İnsanların karamsarlığını, içlerine çöken hüznü, yeislerini ne güzel anlatmış bir karikatürist Kabristan ehli daha gelmiyor diye seviniyorsa..

İnönü, işte böyle anlatılır!

Boy (Dak) Ölçüsü

Şimdi itiraf ediyorlar: 28 Şubat ta yeşil sermaye yaftalamasına karşı iş dünyası sesini yükseltip, sermayenin rengi olmaz, haksızlık yapmayın, diyememişlerdi.

Neden diyemediler

Yaşları mı müsait değildi

Şimdi işyerlerinin denetimine karşı çıkacak yeşil (!) sermayedarlar arıyorlar; aferin demek için.

Yani birilerine rant, birilerine ucuz kahramanlık...

Cüzdancılar seçmenlerden önde

Misafir olduğu eski politikacıyı yazmış Yavuz Donat. Eski TOBB Başkanı, eski milletvekili, eski Bakan Ali Ağbi diyerek...

ANAP ve AKP li Ali Coşkun un yazılacak neyi varmış, diye merak edenleri bilgilendirmek istedik biz de...

Bir gezisinde omuzlara almışlar: Türkiye seninle gurur duyuyor!

T. Özal döneminin her yerde, herkes için (ünlü Horzum dahil) kullanılan bu sloganını duyunca, sebep ne ola, diye düşünmüş mü anlatılan o politikacı, bilmeyiz. Belki de beni taşıyıp durduklarına göre bir bildikleri vardır, diye geçmiş olabilir aklından.

Omuzda taşıyıcılar operasyon u bitirip bıraktıklarında, bir bildikleri vardır sandıklarının, cüzdanının nerede olduğundan ötesini umursamadıklarını, ceplerini yokladığında anlamış adı geçen politikacı.

Yavuz Donat a anlatmış, biz de öğrendik.

Bir cüzdanını kaybeden hâlâ unutamıyor kaybettiğini.

Lakin bizler çok çabuk unuttuk o yıllarıda neler, neler kaybettiğimizi.

(Operasyoncular kimin ne istediğini ve kendilerinin ne istediğini iyi bilirlermiş.)

İŞ BİRLİKÇİ

Kafeslerde kanat çırpan kuş gibi

Sanki başında beyni yokmuş gibi

Sahibi yanında süt dökmüş gibi

Zordur işbirlikçilik  hemde çok zor!

Efendisi ne derse başüstüne,

Karşı gelen olursa bas üstüne,

Her gün susuz traş yapar, traş üstüne,

Zordur işbirlikçilik, hemde çok zor!

Talimat alır her gün saat saat,

Efendisi doymaz, yoktur kanaat,

Bu iş çok ince iş, çok zor zanaat,

Zordur işbirlikçilik, hem de çok zor!

İpotek ederek ciğerlerini,

İnkar edeceksin değerlerini,

Yere vuracaksın diğerlerini,

Zordur işbirlikçilik, hem de çok zor!

Ekrem Şama