M üslümanlar olarak tevhidimizin özüne aykırı olarak tevhitte değil, tefrikada birleşiyoruz?!
Birliği, sevgiyi, güveni, kardeşliği kaybettik. Çatışıyoruz, çatıştırılıyoruz.
Tevhit dini İslam bizi tevhitte vahdete/birliğe çağırıyorken, biz birbirimizle bölünerek, ayrışarak çatışmayı sürdürüyoruz.
İslam tüm insanlar için kıyamete kadar geçerli hükümler içeren, temelinde tevhit/adalet, barış, saadet ve güven olan biricik hak dini/düzen ve hayat tarzıdır. Uyulduğunda her türlü güzellik/mutluluk söz konusu olduğu gibi, uyulmadığında her türlü sıkıntıyı, sorunu yaşıyoruz (Şura / 30,En’am / 65, Taha / 124, Nur / 55). Uzaklaşıp, muhalefet ettiğimizde izzetimizi kaybediyor, zillete düşüyoruz (Mücadele / 20) zillette değil miyiz? İman edip, salih ameller işlediğimizde güzel bir hayat vaadi var. (Nahl / 97) Yine iman edip salih amel işleyen kavimlere yeryüzünde iktidar/üstünlük/ izzet/devlet vaadi var (Nur / 55). “Dini doğru tutun, ondan ayrılığa düşmeyin...” (Şura / 13). “Birbirinizle çekişmeyin” (Enfal / 46).
Hepimiz “toptan Allah’ın ipine (Kur’an, İslam) sarılmamız”, birlik, beraberlik emredildiği, tefrika yasaklandığı halde (Al-i İmran / 103) biz Müslümanlar tefrikaya/parçalanmaya/bölünmeye devam ediyoruz.”Her fırka doğru yolda olduğunu sanarak elindekiyle sevinmektedir. (Müminun, 53).
Efendimizin (s.a.v.), “Ümmetim tefrikaya düşmesin” duası reddedilmiş. “Ümmetim ahir zamanda 73 fırkaya ayrılacak. Birisi hariç ötekiler ateştedir. Kurtulacak fırka/fırka-i naciye benim ve ashabımın yolunda olanlardır. Bunların en zararlısı da haramları helal, helalleri de haram sayan fırka olacaktır.” “Ya Ali! Kur’an’a tutunanı Allah yüceltir. Terk edeni de parçalar, zillete düşürür” buyurmuş, Efendimiz (s.a.v.).
İkiyüz yıldan beri, özellikle Osmanlı’nın çökmesi/hilafetin kaldırılmasından sonra Müslümanlar/ümmet-i Muhammed parça parça olup, dağılmış, bölünmüştür. Ve bu dağılma, ayrışmalar çatışmaya da dönüşmüştür. Irk, mezhep, fırka, siyasi partiler/görüş ayrılıkları temelinde çatışmalar sürüp gidiyor. Akıllılar, çözümün vahdette/birleşmekte olduğunun farkındalar. Aslında bölünmekten şikâyetçi olmayan yok gibi. Ne var ki, nerde/hangi yolda birleşmek gereği yine ayrıştırıyor. Şunu artık anlamalıyız ki vahdet ancak tevhitte/İslam’da mümkün olabilir. Tüm alt kimlikler/aidiyetler tevhit kelimesinin/kimliğinin altında olacak ki, bu sağlanabilsin. Başka hiçbir kimlik altında Müslümanlar vahdeti oluşturamazlar. Bizi dışardan Siyonizm, evangelizm, haçlılar İslam’dan/tevhitten uzaklaştırarak böldüler, parçaladılar. Buna biz de içimizde elverişliyiz. Kalpler, zihinler parçalanmadan dışarının tuzakları bize zarar veremezdi... Şunu anladık ki bölünmemiz zararlı. Yine de bölünmeye devam etmemizi kim, nasıl açıklayabilir? Hak/doğru yolu terk edip de başka/batıl yollara gitmenin (Al-i İmran, 105) meşru/makul bir gerekçesi olabilir mi?
Ayrılanlar, gidenler “Allah için” gittiklerini, ayrıldıklarını söyleyebilirler mi? Ayrılıkların sadece İslam düşmanlarına yaradığını, ümmete, millete vahdete zarar verdiğini anlama zamanı gelmedi mi? Şayet tefrika bizi üzmüyorsa o zaman kalbimizi/imanımızı gözden geçirmemiz gerekmez mi? Tefrika haram. Haramda hayır olmaz. Birlikte rahmet, tefrikada zahmet/azap vardır.