28 ŞUBAT post modern darbeyi İsrail’in Oded Yinon raporu doğrultusunda değerlendirmezsek doğruyu bulamayız. Türkiye’de meydana gelen darbeleri ve olayları Ortadoğu’dan bağımsız da düşünemeyiz. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra Ortadoğu, günümüze kadar bir istikrarsızlık merkezi olmuştur. 20. Yüzyılın başında sadece üç devletten (Osmanlı, İran ve Mısır) müteşekkil Ortadoğu, günümüzde yirmi civarında devlete ayrılmıştır. Etnik ve dinsel çeşitlilik açısından bir mozaiği andıran Ortadoğu’da ağırlıklı etnik nüfus Arap nüfusu ve ağırlıklı dini nüfus İslam’dır. Bir İngiliz ve bir Fransız subayının ismiyle anılan Sykes-Picot anlaşması ile İngiltere ve Fransa bölgeyi aralarında paylaşırlar
Sömürgeci batılı devletler, bölgeyi manda yönetimleri kurarak idare etmişler, kurdukları idarenin yıkılmaması için bölgeyi olabildiğince atomize ederek, birçok yapay devlet oluşturmuşlardır. Örneğin, tarihte Suriye olarak anılan bölge ile bugünkü Suriye’nin sınırları aynı değildir. Tarihteki Suriye, Ürdün, Lübnan, Filistin ve İsrail’i içermektedir. Ancak Fransızlar, bölgeye girdikten sonra, kalıcı bir egemenlik kurmak amacıyla, bölgede var olan etnik ve dini ayrılıkları körüklemiş ve bu temeller üzerinde, Suriye’de birçok küçük devletçik kurmuşlardır.
Bölgede sadece petrol yoktu. Her geçen gün petrol kadar değerli olan ve dünyada önemi her gecen gün artmakta olan doğal gaz da var. Lübnanlı araştırmacı yazar Dr. Ghada El Yafi, “Türkiye ve Katar neden Suriye’ye karşı; Rusya ve Çin kimi destekliyor ” isimli araştırmasında ABD ile Rusya arasındaki, bölgeye ve Avrupa’ya nüfuz etme savaşının yol haritasını çiziyor. Bu nüfuz etme savaşı, doğal gaz boru hattının geçiş yolları üzerine kuruludur. Çünkü küresel ısınmaya karşı önlem almak için Kyoto Anlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte; Avrupa Birliği’nin taahhütleri ile açığa çıkan şey; artık doğal gazın petrolden daha önemli hale geldiğidir. Ve Kyoto Anlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte, Avrupa Birliği’nin taahhütleri ile açığa çıkan şey; artık doğal gazın petrolden daha önemli hale geldiğidir. Ve Kyoto Anlaşması’nın imzalandığı 1994 yılından bu yana gelecekte petrol savaşlarının yerini doğal gaz savaşlarının alacağı kesinleşmiş oldu. Doğal gaz rezervlerinin nerelerde olduğu bellidir, lakin önemli olan doğal gazı taşımak ve dünya ülkelerine ulaştırmaktır. Doğal gaz boru hattı geçiş güzergâhınızda Suriye ve Türkiye kritik önem taşıyor. Ne var ki Türkiye, ABD için bir sorun teşkil etmiyor, tersine ABD çıkarlarını için projenin önemli yürütücülerinden biri olarak devreye giriyor. Burada asıl sorun Suriye’dir ve Suriye’ye müdahale kurgusundaki en önemli aktör, Türkiye ve Katar’dır.
Yazar, savaşın baş aktörleri Katar ve Türkiye’de gerçekleşen planlı darbelere dikkat çekiyor: Eş zamanlı olarak Katar Emiri’nin babasına ve Erbakan hocaya darbe yapılmasının, bu proje dâhilinde ABD tarafından planlandığına ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin baş aktörlerinin ABD tarafından iktidara taşındığına değindiği makalesinde, doğal olarak şunu sorguluyor: “Bütün bu olanlar Arap Baharı mı Peki, bu “bahar” neden savaşın baş aktörleri olan Türkiye’de ya da Katar’da değil ” Yazar burada can alıcı soruyu sorarak aslında; işbirlikçi hükümetlere dikkati çekmektedir. Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanı olduğunu Sayın Cumhurbaşkanı, başbakanlığı döneminde birkaç yerde dillendirmişti. (Devam edecek)