Artan tüketim ve Cumhuriyet tarihinin dip seviyelerine inen tasarruf oranına bir önlem olması açısından 1 Şubat’tan itibaren “taksit sınırlaması” ve bazı ürünlerde de “taksit yasağı”na geçildi. Taksit yasağı, başta cep telefonu olmak üzere gıda, yiyecek, içecek ve akaryakıt ürünlerinde uygulanmaya başlandı.
Cep telefonundaki taksit yasağı kağıt üzerinde mantıklı gibi görünüyordu. Çünkü gelirine bakmaksızın pahalı cep telefonlarını, sırf bol takside güvenerek alan tüketiciyi gemleme adına doğru bir hamle gibi görünüyordu. Tüketim çılgınlığına kendini kaptıran insanlarımız, gelrini önemsemeden sırf bu taksit bolluğu sebebiyle tasarruf etmeyi unutmuş durumda zaten. Bu bakımdan makul olan bir uygulamaydı bu taksit yasağı, ancak uygulamada beklenene ulaşıldı mı, tartışılır.
Bu uygulama ile vatandaş tüketmek yerine tasarruf etmeye yöneldi mi, hayır yönelmedi. Başka ödeme vasıtaları bularak yine tüketti. Elektronik mağazalarının önce “hediye çeki” uygulaması gündeme geldi, ancak taksit yasağı kapsamına hediye çekleri de alınınca bu sefer de “banka kredileri” çözüm olarak sunuldu. İşin ilginci, taksit yasağı uygulamasına başta sahip çıkar görünen siyasi iktidar, bu “banka kredisi” çözümüne sessiz kaldı, görmezlikten geldi. Belki de (her ne kadar popülizm yaparken bankaları “faiz lobisi” diye niteleseler de, kendi dönemlerinin bankaların altın dönemi olması tesadüf değil tabi) “bankaseverlikleri” tuttu.
Taksit yasağı uygulamasını yürürlüğe sokan siyasiler, her nedense açıkça taksidin yerine ikame edilen banka kredilerine ses etmediler, etmiyorlar. Yani, vatandaş, eskisi gibi gelirine bakmaksızın gidip pahalı telefonları alabilecek. Nasıl Bankadan kredi kullandırılarak! Mağazaların içine açılan “mini kredi ofisleri” eliyle, vatandaş yine bankaların kucağına itiliyor. Meydanı boş bulan bankalar 36 aya kadar vade sunuyorlar. Siyasi iktidar, bankaların kucağına itilip faize bulaştırılan insanlar için kılını kıpırdatmıyor. Öyle olunca da ister istemez yapılan işin samimiyeti(!) sorgulanıyor.
Bu durumda insanın aklına birkaç soru da gelmiyor değil. Tüketimi azaltıp tasarrufu teşvik etmeyi amaçlayan bir uygulama, neden bu amaç uğruna diğer harcama alternatiflerine de bir sınırlama getirmedi Taksit sınırlamasından önce istediği ürünü taksit yaparak ve faiz ödemeden alabilen vatandaş, şimdi banka kredisine ve dolayısıyla faize bulaştırılırken, siyasi iktidar buna neden göz yumuyor Bu düzenlemenin amacı bankalara yeni bir pazar sağlamak mıydı yoksa
Bu haliyle taksit yasağı hem insanları tasarrufa yönlendirmekten uzak, hem de hiç yoktan bankalara faiz geliri sağlamaya yarıyor gibi. Dolayısıyla da samimiyetten uzak bir uygulama olarak göze çarpıyor.
Benzer bir samimiyet sorunu da esnafla ilgili olarak önümüzde duruyor. Başbakan Davutoğlu, Ahilik Haftası dolayısıyla yaptığı konuşmada son derece ilginç bir cümle kurdu. Son 10 yılda, yani kendi iktidarları döneminde, AVM sayısının 62’den 350 civarına fırladığını “görmeyen” Davutoğlu, “esnafımızı AVM’lere kurban etmeyeceğiz” dedi. Bugüne kadar kurban eden bir başkasıydı herhalde. Hele ki Davutoğlu’nun, bu “esnafı ezdirmeme” çerçevesindeki “AVM’lere yüzde 5 esnaf kotası zorunluluğu getireceğiz” açıklaması, samimiyetsizden de öte komikti resmen. Yani, mahalle arasındaki dükkanını zor çeviren küçük esnaf, kalkıp binlerce dolar kira verip AVM’de dükkan işletecek! Günü kurtarmaya bile yetmeyecek bir cümleydi bu.
Sözün özü, kamuoyu önünde azami bir popülizm gayreti ve gerçekleri halktan gizleme güdüsüyle söylenen sözler, hayata geçirilen uygulamalar gibi bir vakıa var şu an. Taksit yasağının bankalara yaraması da, esnafa dağıtılmak istenen “mavi boncuk” da bunun sonucu.