İstihare değil, istiare veya teşbih, eş anlamlı sayılmasalar bile anlam yakınlıkları vardır, bu yüzden birini diğerinin yerine kullanmada pek sakınca görmemekteyiz. Oysa yeri geldiğinde o ince fark çok önem ve anlam üstlenebilir. “İstihare” kelimesinin anlam içeriğini ve kullanım biçimini ifade etmek üzere, “istihareye yatmak” deyimi oldukça açıklayıcı sayılabilir. Yani bir isteğin, karşılaşılan bir sorunun anlaşılması ve çözümlenme yollarının belirlenmesi gibi durumlar nedeniyle abdest alıp uykuya yatarak rüya görmeye çalışma, eğer gerçekleşirse onun yorumlanması, bir sonuca ulaşma, ona göre karar verme işlemleri içerir. Bir de “kurşun dökme” deyimi ve uygulaması vardır. Halk kültürü bu ve benzeri birçok olgunun iç içe girmesiyle oluşur ve gündelik hayata etkide bulunur. Rahmetli olan tek halam, kurşun döktürmeyi itiyat haline getirmişti. İkamet ettikleri, o zaman “Hopur”, şimdiki adıyla “Şerefoğlu”’ndan kalkıp Maraş’a gelirdi adeta bunun için. Elbette, asıl maksadı oğlunu, ailesini, torunlarını, akrabalarını ziyaret etmekti, ama “kurşun döktürme”yi de asla ihmal etmezdi. Bu itiyadını, alışkanlığını meşrulaştırma adına, “Biliyorlar anam!” açıklamasında bulunurdu.
Halk kültürünü oluşturan verilerin, olguların, hüküm konusu yapılması öteden beri bir sorun niteliği taşıyagelmiştir. Bu noktada hukuk ya da “fıkıh” bilim dallarının nasıl tanımlandıkları, anlaşıldıkları vb. ayrıntılı bir tartışma alanı açılır ki, hâlâ bilimsel ölçütler bağlamında tam çözüme ulaştırıldığı söylenemez gibi geliyor bana.
Özetle, sözü şuraya getirmek istiyorum. Daha doğrusu, bir istiarede, eğretilemede bulunarak irdeleme yapmak, akıl yürütmek istiyorum.
Bir mezra, küçük bir yerleşim yeri kurgulayalım. İhtiyaçlarını ancak karşılayabilen yakın yamaçtaki bir su damarına sahiptirler. Topraktan sızan suyun önüne tahtadan bir oluk, onun akıttığı suyu toplayan küçük bir havuz yapmışlar. Kendi aralarında, ihtiyaçlarını nasıl ve hangi ölçülerde karşılamak için bir düzen de oluşturmuşlar. Buna rağmen, birisinin beklenmedik tarzda, evine veya bahçesine, diğerlerinden fazla su alması veya almaya çalışması durumunda itirazlar, şikâyetler, tartışmalar da ortaya çıkabilmiştir.
Bir gün, içlerinden birisi etrafına topladığı bazı kişiler ile ortaya çıkıyor ve çeşmenin suyunun artırılmasından tutun dağıtımına varıncaya kadar değiştirebileceğini, kaynaktan daha fazla su sağlayacağını, herkesin bahçesine, bağına yetecek miktarda alabileceğini ileri sürüyor. İtirazlar, uyarılar yapılmasına rağmen, genel bir uzlaşıya varılıyor. İddia sahibi, işe koyuluyor. Önce, tahta oluğun eskidiğini, havuzun yetersiz olduğunu, üstelik yerinin de uygun olmadığını söylüyor. Tahta oluğu söküp atıyor, havuzu parçalıyor, suyun geliş yatağını değiştirmeye yönelerek, karşı yamaçta kazı yapmaya başlıyor. Tecrübelerine, bilgi ve görgülerine dayanarak itirazda, uyarıda bulunanları, destekçilerinden bazıları, ya sıkıştırıyor, ya tehdit ediyor veya fırsatını bulup tartaklıyor, korkutuyor, susturuyor.
Doğal olarak, toprağın yüzeyine çıkan su damarına müdahale edildiğinde, kaynağın yönü değiştiği için, halkın deyişiyle, su kaçıyor. Üstelik kayalık olan karşı yamaçta yeni bir kaynak bulmak umuduyla yapılan kazılar sonucu, taş ve toprak kayması gerçekleşiyor. Eteğinde bulunan bazı evleri, bahçeleri önüne katıp yok ediyor.
Sonuçta, mezrada yaşayanlar, iyi-kötü ihtiyaçlarını sınırlı ve meşakkatli de olsa karşılayabildikleri küçük su kaynağından yoksun kalıyorlar. Fakat içlerinde bazıları, tahta oluğun eskimişliğini, havuzun küçüklüğünü, ihtiyaçlarının yeterince karşılanamadığını, dolayısıyla yıkılmasının yerinde olduğunu, kayalık olsa bile karşı yamaçta mutlaka daha gür bir su kaynağının bulunmuş olması gerektiğini söyleyip duruyorlar. Üstelik susuzluğa tahammül etmenin insanı başka bir dünyaya, zenginliğe, varsıllığa ulaştıracak bir sınama olduğunu çığırıp duruyorlar.
Bize de, istiare yapmak, yoksa istihareye yatmak mı desem, kalıyor.