Aylar ve hatta yıllardır yazıyoruz. Suriye, bölge, İslâm coğrafyasındaki durumları. Keşke yanılan biz olsa imişiz. Ne yazık ki olmuyor. Aklımız erdiğinden, bilgimiz arttığından, sezgi ve öngörülerimiz bize bir şeyleri ihsas ettiriyor. Biz uyarı makamındayız. Yönetim ya da uygulamadan sorumlu değiliz. Sorumlu olanlar bunu düşünsün de diyemiyoruz. Çünkü sonuçta bu ağır yük bizim de omuzlarımızda, biz de olanlardan etkileniyoruz.
Suriye’de kurtlar ve tilkiler dansı var. Oyun oynayanların niyetleri belli. Bizim bu niyetleri bilmememiz, sezmememiz düşünülemez. Yaşanmışlıklar var.
Yahudiler bölgeye konuşlandırıldıktan sonra bütün oyunlar onların lehine kurgulanıyor. Bilenler ve görenler görüyor ve biliyor. Bilmezlikten gelme hastalığı bir iyi niyet değildir. Biz bunları aşarız demek de. Çünkü yaşanmışlıklar ve bir milletin hayata bakışı, yaşama tarzı, insana olan yaklaşımı zaten belli. Belli olmasına karşın ırkçı emperyalizmden iyi niyet bekleme safdillikle de izah edilemez.
Filistin’in, Kudüs’ün bölgede yaşananların durumu ortada. Terörün baş sorumlusu olmasına karşın sanki onların terörde yaşananlarda hiç sorumluluğu yokmuş gibi duruyor olmaları nasıl kabul görüyor anlayamıyoruz.
Bir milleti yerinden yurdundan eden, soykırım yapan bir devlet, bir topluluk nasıl olur da bilinmezlikten gelinir.
Suriye tam bir bataklık. Çıkmazları olan. Ne yana dönülürse dönülsün içinden çıkılmayacak kadar karmaşık. Amerika, Rusya, İsrail, AB ülkeleri, Türkiye, İran, Arap ülkelerinin tamamı burada. Doğrudan ya da dolaylı. Hemen her ülkenin bir ilişki bağı var. Bir yanı suçlamak diğerini yok saymak da insanı doğru sonuçlara götürmez. Ancak şunu belirtmek durumundayız ki bütün hesaplar İsrail’in güvenliği içindir.
Emperyalizm hiçbir Müslüman topluluğu benimsemez ve sevmez. Ancak, kendilerine tetikçi ya da köle olanları ayrı tutar. Kullanabildiği kadar kullanır sonra da bir kenara atar. Zaten yüz yılı aşkın bir zamandır bu yöntem üzerine yürüyor. Bunda da büyük ölçüde başarılı oluyor. Amerika, İsrail ve hatta Rusya’nın Kürtlere olan aşkı, onları sevdiği, benimsediği için değildir. Bu bölgede kendilerine uç karakol görevi yapacak bir topluluğu seçme gibi bir düşüncesi var. Zaten, Osmanlı Devleti çökertildikten ve paramparça edildikten sonra bütün bu parçalar onlara hizmette bulundu. Buna Türkiye de dâhildir. Türkiye bunun cezasını çekiyor.
Suriye İslâm milletinin topraklarıdır. Osmanlı devletinin de bir bakiyesidir. Türkiye gibi. Bu milleti parçalara bölen, ayrı ayrı mahkûm edenler şimdi onların üzerinde yeni hesapların peşindedirler. Ve biz, bize ait olan topraklara giremiyoruz. Onlar da kendilerine ait olan topraklara gelemiyorlar.
Bir ara bu anlamda umutlar yeşermişti, hevesler kursaklarda kaldı. Yazık oldu bu millete ve yazık oluyor. Suriye’de kim kimi öldürüyor, kim kimi bombalıyor. DAİŞ denen örgütün mensupları kimlerden oluşuyor. Onları yönetenleri, kuklaları ayrı tutuyoruz. Orada Araplar, Kürtler, Türkler ölüyor. Hepsi de Müslüman. Sünni’si, Şii’si ve daha bilmem nesi hepsi İslâm milletinin mensupları.
Amerika, kendi kuklaları olanları bahane ederek Müslümanları öldürüyor. Suriye’de ölen her can bizim canımız. Anadolu’da ölen her can bizim canımız, bizim insanımız, bizim kardeşimiz. İnsanları kategorize edip ötelemek, dışlamak, düşman bellemek çok kolay. Zaten o kolaylıklar yüzünden bugünlere geldik. Bizim içimizden türeyen FETÖ’cü diye nitelenenler bu toprağın insanları değil midir? Gökten zembille mi indiler? Bir mit yaratıldı, onun etrafında bir dünya kuruldu, bu saf ve temiz iyi niyetli insanlar onun etrafında toplanıldı ve bugünlere gelindi. İşte bunların farkına varamamak en büyük sorumluluk. Yazık oluyor Müslümanlara, İslâm milletini ve topraklarına, medeniyetine, ümmetine… Yazık çok yazık…