Söz, ok gibidir demişler. Çıktıktan sonra geri çevirmeniz mümkün değildir.

Bazıları, genellikle siyasiler, bazen gündem oluşturmak için, bazen söylediği sözün ne anlama geldiğini bilmediği için, bazen seçmene selam olsun için bir söz söyler, basın veya mahkemeler üzerine gittiğinde sözü geri çevirme imkanı olmadığından kıvırma işine gidiyor.

Sözün karında kalması, sözün söylenirken iniltili çıkması, yazılırken kırk dereden su getirme işlemi yapılması, her yere çekilebilen söz söylenmesi o ülkedeki özgürlüğün grafiğidir aslında.

Gönül ufuklarında muhabbet kuşu gibi kanat çırpan fikirlerimiz söz tenine bürünerek dışarı çıkar.

İnsanların gönüllerini birbirine bağlayacak olan bu kelimelerden bükülerek cümleler ve şiirler, nesirler, mektuplar dokunan özlü sözlerimiz Allah ın insanlara lütfettiği en büyük nimetlerinden birisidir.

Ciğer paremiz olan çocuklarımıza sahip çıktığımız gibi bizim kimliğimiz olan sözlerimize de sahip çıkalım. Zor zamanlarda sözüne sahip olmayanlar, "Dün dündür bu gün bu gündür" diyenler, "Eski söylediklerimi ve yazdıklarımı çöpe at" deyip hep çöplük laflar edenler çocuğunu cami önüne bırakıverenler gibi de olamazlar.

Denizler kadar geniş ruh dünyamızdan akan söz ırmağının kaynağı Rahman ın rahmet damlalarıyla beslenirse o sözler gönüllerden gönüllere kelime şebekeleriyle sürekli akar.

Eğer söz ırmağına şeytani vesvese karışacak olursa,  zehir karışan ırmağın balıkları ve diğer canlıları öldürdüğü gibi kirli söz ırmakları da insanlığımızı öldürür ve  hayvanlığın alt derekelerine düşürür.

Sözlerimizin özü gül yağı gibi olsun  ama kelimelerimiz de  gül yaprağı gibi güzel olsun.

Ülkeler arasındaki tel örgüler, mayın tarlaları, Çin seddi gibi duvarlar gül kokusunun sınırı aşmasına engel olamadığı gibi sözlerde sınır tanımazlar.

Veba mikrobu taşıyan rüzgârlar gibi   inkar, isyan, fuhuş, terör taşıyan sözlerden  uzak durmalı ve onlara karşı Allah ın kelamı ve rasulünün hadisleriyle aşı olmalı.

Peygamberlerin gönüllerinde yankılanan yüce sesler binlerce sene geçmesine rağmen gönüllerden gönüllere yankılanıp gelmiştir.

Gönüllerimizde hala Hz. İbrahim in, Hz. Musa nın, Hz. İsa nın, Hz. Muhammed in (S.A.V) bize aktardığı sözler yankılanmaktadır. Onun içindir ki biz de "ve selâmün alel mürselin=peygamberlere selâm olsun" diyerek sözlerimizi sona erdiririz.

Gül gibi kelimelerimiz varken gülle gibi kelimeler kullanmayalım. Düşman bile dil kılıcıyla öldürülmemeli.

Sevgili peygamberimiz yirmi üç yıllık peygamberliği döneminde şahıs ismi vererek düşmanları hakkında hakaret edici bir tek kelime kullanmamıştır.

Hz. İbrahim kendisini yaratan ve yol gösteren, yediren, içiren, hastalandığı vakit şifa veren Rabbine dua ederken "Rabbim, beni sonrakilerin arasında doğrulukla anılan kıl" diye istekte bulunur. (Şuara 84)

Sonrakiler arasında hoş bir sadâ bırakmak o, hoş sadâyı bırakanların yolunda olmakla mümkündür.

Hani Baki:

"Avazeyi aleme Davud gibi Sal

Baki kalan bu kubbede hoş bir sadâ imiş"

demiş. Davud Aleyhisselâm gibi  hem hazineye, hem orduya, hem ekonomiye  yön verirken Hakkın sesini haykıranlar zalim zorbaların belini kıranlar hoş sada bırakabilirler.

Şeytanın gör dediğini görenler, şeytanın avukatlığına soyunanlar rüzgardan kalemlerle sudan defterler üzerine yazı yazar gibi gelip geçici titreşimler meydana getirirler.

Sözümüz gül yaprağı gibi olsun, manası yani özü de gül kokusu gibi olsun.

İkisi de önemli ama ikisi arasında en önemlisi özdür. Mana güzelliğine önem verelim.

Altından haç olmaktansa gümüşten hilâl olmayı tercih edelim.

Altın kadehte zehir olmaktansa kırık çanakta panzehir olmayı tercih edelim.

Domuz derisine basılmış yağlı koyun peyniri olmaktansa koyun derisine basılmış çökelek olmayı tercih edelim.

Firavunun sarayında bir eli yağda bir eli balda köle gibi yaşamaktansa, çölde Musa  Aleyhisselâmla hür bir şekilde yaşamayı tercih edelim.

Her maddenin suda yumuşama derecesi ayrı olduğu gibi her insanın da sevgide yumuşama derecesi ayrıdır.

Söz sultanları, düğün evinde, ölü evinde, nişan merasiminde, gül bayramında, harp meydanında hangi kelimeleri konuşacağını bilenlerdir. Lügat kitaplarında lüzumsuz kelime yoktur. Hepsinin kullanılacağı yer vardır.

Matematikçi sıfıra kızıp da "Sen bir şeye yaramazsın sen sıfırsın" demez. Onu rakamın sağ tarafına yazıverdimi rakamı on kat yapar.

Bütün mesele karından konuşmadan, herkesin anlayacağı şekilde, açık, akıcı, ipekten yumuşak gül gibi kelimelerle konuşmaktır.