Ekonomik durum toplumsal hissiyatı, düşünüşü ve tavrı da belirliyor. Ekonomi sosyolojiyi bire bir şekillendiriyor. En temel güdülerden olan hayatta kalma, ekonomik manada geçimle özdeşleşiyor bir bakıma.

Hayat pahalılığı, yüksek enflasyon ve aslında tüm bunların sebebi olan kötü ekonomi yönetimine karşı da hayatta kalma güdüsünü harekete geçiriyor ve geçinmenin türlü çeşitli yollarına başvuruyor toplum.

Siyaset yapanlar plan, proje, çözüm odaklı olmalılar elbette. Bunlara yönelik çalışmaları, hazırlıkları, düşünceleri olmalı kesinlikle. Ancak her şeyden önce sosyolojiyi kavramaları, toplumu doğru okumaları gerekiyor belki de.

Siyasi iktidar pek çok konudaki eksiklerini, hatalarını, yetersizliklerini sosyolojiyi kendi lehine okuyabilerek idare etti. Yönetememesine rağmen ekonomide tabiri caizse kesenin ağzını açarak, kredileri genişleterek vs geçici rahatlamalarla seçimler kazanabildi. Bu yapılan açık bir popülizmdir ve tasvip edilecek tarafı da yoktur. Ekonomide gelinen duvara toslama hali bu popülist ve sorumsuz tavrın neticesidir son tahlilde.

Ancak toplumu anlık olarak doğru okuyarak öyle veya böyle netice aldılar kendi namlarına.

Bugün de ana muhalefet çok uzun yıllardır gereksiz gündemlere harcadığı enerjisini sosyolojiyi doğru okumaya harcayabildi ve sokağı yakalayan birtakım işlere girişebildi. İlk ortaya çıktığında belki kendileri de öneminin farkında değillerdi ama bugün anlaşılıyor ki Kent Lokantası ve Emekliler Lokali gibi basit görünen projeler sosyolojiyi tam göbeğinden yakalıyor.

Sokağın bir numaralı gündemi geçim meselesiyken tutup da laiklik veya parlamenter sistem konuşmanın beyhudeliğini 2023 seçimlerinden önce anlayabilselerdi tablo farklı olabilirdi.

Neticede sokaktaki insan yüksek siyaset peşinde değil. Birçok seçmen kurulan cümleler uzadıkça bağlamdan kopuyor, verilmek istenen mesajın belki de tam tersini alıyor. Yüksek siyasetle günlük siyaseti ayırmak gerekiyor belki de. Siyasiler, ileriye dönük vizyonları, projeleri, düşünceleri bakımından hazırlıklı olacak, sorunlara çözümler üretecek ancak seçmene ulaşırken yer yer daha düşük profilli işlerle hareket edecek belki de.

Misal, Altılı Masa, seçimlerden önce 2300 maddelik bir mutabakat metni hazırlamış ve bunu büyük bir propagandayla kamuoyuna açıklamıştı. Halbuki oy istenen seçmenin önemli bir kısmına yönelik 5-10 maddeyi geçmeyecek net mesajlar verilse, Türkiye gündemine ve sokağın nabzına dair nirengi noktaları yakalansa ve bunlar ısrarla işlense muhtemelen çok daha efektif olacaktı.

Siyaseti ucuz popülizme ve yüzeyselliğe indirgememeli ama hitap edilen ve oy istenen halkın da yapısına göre hareket edilmeliydi. İşte bu açıdan sosyolojiyi doğru okumak önem arz ediyor. İktidarın pek çok kimseye komik gelen ve aslına bakılırsa sıradan bir belediye başkanlığı seçimi vaadinden farkı olmayan “Millet Bahçesi” projesi ve bunu da “yatıp yuvarlanacaksınız” diye sunması, benzer şekilde kütüphaneden farkı olmayan “Millet Kıraathanesi” projesi ve bunu “bedava çay ve kek var” diye sunması sosyolojiyi yakalayabilmekle ilgilidir.

Bu projeler müthiş şeyler falan değildir, bunların sunuluşu da tam tersine hayli kaba saba şekilde olmuştur. Ancak toplumsal yapıda karşılık bulabildiler.

Bugün de “Kent Lokantası” ve “Emekliler Kıraathanesi” realiteleri duruyor önümüzde. Ekonomik durumun hayal bile edilemeyecek şekilde kötüleşmesiyle bir anda önemleri arttı, yoksa muhtemelen pek kimsenin bilmediği projeler olarak kalacaklardı. Burada toplumsal sosyolojinin doğru okunmasından bahsedilebilir. İstanbul’da başlayıp ilçelere doğru yayılan, hatta iktidar partisinin bir büyükşehir belediyesinde de hayata geçirilen, insanların düşürüldüğü durumun göstergesi bir “case study” aslında.

Benzer doğru okuma, üretmekten para kazanmayı bırakın üstüne borçlu çıkan çiftçiler için de yapılmak durumundadır. İsyan noktasına gelip “istifa” sloganlarıyla süslü eyleme girişen çiftçilere dair haberler giderek artmakta.

Toplumun nabzını doğru tutanın iktidar yarışını göğüsleyeceği bir ortamda sosyolojiyi doğru değerlendirmek siyasete doğru veya yanlış bir rota çizilmesinde belirleyici olacak gibi duruyor.