14 Mayıs 2023 seçimlerinde iktidar partisi, kabinedeki bakanları, büyük şehirlerde milletvekili adayı gösterme kararı aldı.

Sonrasında şöyle bir tartışma başladı;

* “Bakanlar da atandığına göre tıpkı bürokratlar gibi milletvekili adayı olabilmek için görevlerinden istifa etmeleri gerekiyor mu, gerekmiyor mu?”

Zaten o süreç geçti, aday olmayı düşünen bürokratların istifa etmesi gereken süre çoktan doldu. Ama tartışma devam ediyor; şayet milletvekili adayı olacaklarsa bakanlar istifa etmeli miydi?

Şimdi… Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra yapılan değişiklikle Anayasa’ya şu hükümler kondu;

* “Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından cumhurbaşkanı tarafından atanır ve görevden alınır.”

*“Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, 81’inci maddede yazılı şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde and içerler.”

*“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan olarak atanırlarsa üyelikleri sona erer.”

* “Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, cumhurbaşkanına karşı sorumludur. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında görevleriyle ilgili suç işledikleri iddiasıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir.”

***

Kimi yorumculara göre burada bir yasal boşluk var, kimilerine göre yok!

Bu hükümler kapsamında, mevcut yasalara göre, milletvekili adayı olabilmeleri için bakanlar acaba tam olarak hangi kategoriye giriyor?

Bu sorunun cevabını da herhalde 9 Nisan akşamından sonra alacağız, Yüksek Seçim Kurulu’ndan. Zira milletvekili aday listeleri 9 Nisan 2023 tarihinde YSK’ya teslim edilecek. Akla kara da o zaman belli olacak.

Bekleyip göreceğiz… 

EN FAZLA DİKKAT ÇEKEN VAATLER!

Sanıyorum üzerinde çok da fazla konuşulmadı, tartışılmadı… Millet İttifakı’nın, “Hukuk, Adalet ve Yargı” başlığı altında açıklanan Ortak Mutabakat Metni 9 ana başlık altında 2 binin üzerinde yeni düzenlemeyi içeriyor. Dile kolay, 2 binden fazla hedeften söz ediyoruz.

Siyasi parti liderleri zaman zaman ekranlarda bu kitapçığı gösterdiler ama içeriğinde neler var? 240 sayfa, dokuz ana başlık, yetmiş beş alt başlık, 2 bin 300'den fazla somut hedef yer alıyor, basılan ve dağıtılan kitapçıkta.

2.300 somut hedef… Dikkat çeken maddeler var. Bazıları kimilerine göre daha az dikkat çekici, bazıları daha muaccil, bazılarına itirazlarınız olabilir. Neticede, 6 farklı siyasi partinin hazırladığı ortak bir metin bu. Hiçbir siyasi partiyi salt olarak temsil etmiyor bu maddeler. Her siyasi parti kendinden renkler görüyor ama bütün olarak bakıldığında adından da anlaşılacağı üzere ortak bir metin.

Ancak özellikle şu maddeler hemen her kesimden ilgiyle karşılanan maddeler değil midir;

* Köy okullarının yeniden açılması ve taşımalı eğitime son verilmesi. (Öncesinde de bu köşede bu maddeyi ayrıntılarıyla kaleme almıştım.)

* Yurt dışındaki 6 milyon vatandaşı temsil edecek 15 milletvekili seçilmesi. Bu talebi bu köşede birkaç kez dile getirdim, hatırlayacaksınız! Özellikle Almanya’daki gurbetçi vatandaşlarımızın bu yönde ısrarlı talepleri var.  

* Cumhurbaşkanlığı’na tahsisli yalı ve sarayların halkın kullanımına açılması, Cumhurbaşkanlığı'na ait bazı uçakların satılması… 

* Seçim barajının yüzde 3'e düşürülmesi… 

* Yolsuzluktan elde edilen ve yurt dışına kaçırılan gelirlerin ülkeye getirilmesi… Bu çerçevede 'Malvarlıklarının Geri Alınması Ofisi’ kurulması… Bu maddeye rüşvetten elde edilen mal varlıklarını da eklemekte yarar yok mu?

* Türkiye Varlık Fonu’nun kapatılması… 

* Kanal İstanbul projesinin iptali… 

* Atatürk Havalimanı’nın yeniden açılması… 

***

Gerçekte de yukarıdaki maddeler kamuoyunda yıllarca konuşulan ve tartışılan maddeler değil mi? 

BİRDEN FAZLA MAAŞ UYGULAMASINA SON!

Millet İttifakı’nın, “Hukuk, Adalet ve Yargı” başlığı altında açıklanan Ortak Mutabakat Metni’nde dikkat çeken maddelere devam edelim…

* Kur Korumalı Mevduat (KKM) sisteminin sona erdirilmesi...

* Kamuda birden fazla maaş alma uygulamasına son verilmesi…  

* Kamuda işe alımlarda salt mülakat uygulamasına son verilmesi… 

* YÖK’ün kaldırılması, üniversitelerin kendi yönetimini kendi seçmesi, denetimini kendi öğretim üyelerinin yapması…

* Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne demiryolu hattı. Ve Halkalı-Kapıkule arasındaki hızlı tren demiryolu hattı yapımı. 

* Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü’nün açılması. Özellikle pandemi döneminde şöyle bir sarsıldık, aşı noktasında. Öyle ya, Türkiye neden kendi aşılarını geliştirmesin! 

* Yapımı, maliyeti ve işletilme sistemi dolayısıyla çok tartışılan Şehir Hastaneleri… Şehir Hastaneleri açılan yerlerde devlet hastaneleri kapatıldı. Millet İttifakı, şehirlerin içinde kapatılan devlet hastanelerini yeniden açmayı vaat ediyor. Üniversite hastanelerine verilecek devlet desteği de elbette ehemmiyetli…  

* Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarının aranması… 

* Siyasi partilerin kapatılması için TBMM izni aranması… Yani, siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması…

***

Yukarıdaki vaatlerin bir kısmı esasen kulağa aşina. Çok sayıda siyasi partinin seçim bildirgelerinde bu maddelerin bir kısmı zaten mevcut. Ama önemli olan elbette uygulama.

MESAJ PANOSU

“Görev istenmez, verilir!”

Bunu, genel bir kaideyi anlatmak için vurgularım, zaman zaman. Şunu söylemek istiyorum; bir göreve gelmek için taklalar atmaya, araya birilerini sokmaya, kulisler yapmaya gerek yok! İşin ehli iseniz, o işe liyakatli iseniz -ve de yol üzerinde görünüyorsanız- normal yollardan geçerek o makamlara zaten gelirsiniz! 

Geçenlerde yine bu cümleyi vurguladım.

Bir eğitimci ağabeyimden şöyle bir mesaj aldım;

* “Adnan hocam, ben de buna inanmıştım; liyakat, ehliyet demişlerdi! Halbuki dayı-yeğen ilişkisi misali üstekilerle bir ilişkin yoksa, paran da cemaatin de yoksa maalesef sadece temenni olarak kalıyor. 35 yıldır yöneticiyim. 40 yıl hizmetim var. Eğitimin hemen her kademesinde ilkmüdürlükler yaptım. Ama böyle bir şeye denk gelmedim. Selamlarımla…”

***

Biz hep diyoruz ya ehliyet, liyakat diye… Geldiğimiz nokta maalesef burası… İnşallah düzelir…