Kendine özgü kavramlara, imgelere, anlatım ve yaklaşım biçimlerine, üsluplara sahip olarak; insan, toplum, doğa ve evren konularını bu bağlamda bütünlük içinde ele alıp incelemeye, kısaca sistemli düşünce diyebiliriz. Ancak bu nitelendirmenin göreli, yani izafi bir nitelendirme olduğunu da unutmamamız gerekir. Çünkü sistem kavramı kendi içinde farklı anlamları barındıran bir özellik gösterir. Bunun farklılık göstermesi, kaçınılmaz olarak bizi, kısaca yöntem (method) dediğimiz soruna varıp dayandırır. Bu anlamda yöntem, bir olguya, konuya ya da soruna, hangi öğeler çerçevesinde ve temelinde yaklaşıldığını belirleyen ve bunların bütünlüğünün nasıl sağlandığını açıklamak durumunda olan yolları içerir. Eğer insan ve onunla ilişkili konuları ve sorunları, doğaya ilişkin konu ve sorunlar ile aynı yoldan ele almaya kalkışırsanız, asıl sorunu kaçınılmaz olarak yanlış bir alanda ve temelde kurmuş sayılırsınız. Meğerki mantıki biçimler ve kurallar doğrultusunda doğru bir yol izlemiş olsanız bile. Nitekim XX. yüzyılın başlarına kadar Batı düşünce sisteminde bu sorun “doğa” ve “insan” kavramları temelinde hem bilim, hem düşünce ve ayrıca özellikle kültür ve sanat bağlamlarında yoğun tartışmalara neden olmuştur. Eski ağırlığını yitirmiş olsa da, “doğa” kavramı olgusu temelinde “insan” kavramını ve olgusunu incelemeyi sürdürmek isteyen anlayışlara, akımlara rastlanabilmektedir. Ancak, “doğa” kavram ve olgusuna yönelik yöntemin, “insan” kavram ve olgusu bakımından yeterli olmadığı, hatta sorunu ele almada ve anlamada yanıltıcı sonuçlara götürdüğü genel olarak kabul edilmiş bulunmaktadır.

Düşünce, bilim ve sanat alanlarında başvurulan yöntemler, bunların ortaya koyduğu ürünler ve kendi içlerinde gerçekleştirilmiş bütünlüklerini, bir anlamda “uygarlık” kavramı başlığı altında ifade edebiliriz. Dolayısıyla, uygarlık kavramı, bütünlükleri içinde içerdiği bu alanların kendine özgü niteliklerini yansıtan bir ayna şeklinde tasavvur edilebilir. Gerçi, düşünce, bilim ve sanat biçimlerinin esas alınması bağlamında uygarlık kavramının farklı tanım ve yorumunun yapılabileceği yaklaşımlar ve görüşleri de ileri sürülmüş ve çeşitli uygarlık sınıflandırmaları yapılmaya çalışılmıştır. Denebilir ki, bu tür yaklaşım ve görüşleri besleyen ana kaynak aslında “yöntem” sorunuyla ilgilidir. Başvurulan ve kullanılan yöntemi mutlak, kesin ve tek geçerli yol olarak benimsemişseniz, bunu aynı olgulara olduğu kadar farklı olgulara da uygulamakta sakınca görmeyebilirsiniz. Ancak, ortaya konulan verilerin, ürünlerin, düşünce ve görüşlerin, kullanılan yöntem gereği bütünlük arz etmesi, onun yeterli ve doğru olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla, insan, toplum, doğa ve evren konularında ortaya konulan düşünce görüşlerin, belli bir olgu, örneğimizde uygarlık, için geçerli olması, farklı olgulara, yani uygarlıklara uygulanması halinde aynı sonucu vermesi beklenemez. En azından, yöntem olarak yapılan sınıflamanın, teşmil etmenin sorunları anlamada ve çözmede yetersiz kalacağı açıktır.

Kaldı ki, insan, toplum, kültür ve uygarlık kavram ve olguları, “irade” sahibi bir varlık olan insanın işe karışması nedeniyle, zaman ve mekan öğelerinin mutlaka dikkate alınması gereğini ihtar etmektedir. Yani, insan ve toplum, daima belirli bir zaman ve mekân öğesine bağlı olarak etkinlikte bulunurlar. Burada, kısaca tarihi dönemler ve bunları ifade eden düşünceler, duygular, irade ve kararlar, kısaca “zihniyet” dediğimiz bir keyfiyet söz konusu olmaktadır. Öyleyse, kavramlar, imgeler, anlatım biçimleri, ifade ediş tarzları, üsluplar, kurumlar, belirli dönemler çerçevesinde anlamlarını, işlevlerini, amaçlarını, varlıklarını ve niteliklerini ortaya koyarlar. Dönemler arasında ilişkinin olması veya kesinkes kopuşlar biçiminde yeni ilişkilerin ortaya çıkması, bunların tanımlanmasında, anlaşılmasında, yorumlanmasında bir takım güçlükleri beraberinde getirebilir.

Kısaca, elbette bir düşünce, belli bir dönem itibariyle bilim ve bilgi ve sanat, duyarlık anlayışına sahip olan İslam kültür ve uygarlığını, salt belli bir yöntem temelinde mi, yoksa dönemleri de açıklayıcı yöntemler temelinde mi ele almak gerekmektedir?

Sanıyorum, sorunu bu bağlama oturmadan, başvurulan yaklaşımların ve yolların niteliği de dâhil olmak üzere, verimli bir sonuca ulaşmak zor olabilir. Tavsiyeler, öğütler, hamasetler, sadece duygusal geçici hazlar sağlayabilir, ama sorun hep olduğu gibi ortada durmaya devam eder.