Atalarımız doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar sözü dürüstlüğün bedeline işaret etmektedir. Günümüz insanı yaşamını çıkarları üzerine kurduğundan ne iyilik üzere yaşama hayali kuruyor ne de bunun karşılığında ödeyeceği bedeli göze alabiliyor. Seküler bakış açısı ile hareket eden fertler için bir davranışın doğru ya da yanlış olmasının hiçbir önemi yok. Onlar için aslolun çıkarlardır ve çıkar için her şey heba edilebilmelidir. O yüzden bu kimseler doğru olanı değil menfaatlerine uygun olanı tercih ediyor, ebedi hayatı değil günü kurtarmanın kaygısını yaşıyorlar.
Hayata seküler bakış açısı ile bakan kişilerin iyi olanla kötü olanı ayrıştırmak gibi bir dertleri yok. Onlar daha ziyade maddi anlamda kazanmanın her şeyden daha evla olduğuna inanıyorlar. Bu durum rekabet ve riyakârlık gibi patolojik sorunları tetikliyor. Kuşkusuz bunda ekonomik gücü ellerinde tutan narsist kişilerin büyük payı var. Patronun gözüne girip mevkiinde yükselmeyi hayal eden çalışanlar, bu kişilerin önünde el pençe divan durup menfaatlerine ulaşmaya çalışıyorlar. Bu insanların nazarında dürüstlük geçerliliğini kaybediyor. Yalakalık ise geçerli bir akçe olarak görülüyor.
Tarih ezilenlerle ezenlerin mücadelesine tanıklık ediyor. Maddi gücü ellerinde tutanların despot tavırları, yalakalık gibi olumsuz bir hasletin yayılmasına neden oluyor. Allah’a teslim olmak yerine putlaştırdıkları kişi ya da kişilerin önünde eğilen ve bu kişilerden merhamet bekleyen kimseler bir şeylere sahip olabilmek için inanmadıkları belki de tamamen karşı çıktıkları şeyleri benimsemiş gibi görünmeye çalışıyorlar.
Dürüstlüğün temel ailede atılır. Fakat ne yazık ki annelerimiz çocuklarını hayata hazırlarken yanlı bir bakış açısı kazandırıyor ve onları adeta yalakalığa teşvik ediyorlar. Anne çocuğunu okula uğurlarken, arkadaşın haksızlığa da uğrasa sesini çıkarma onu korumak sana düşmedi, kimsenin akına siyahına karışma, öğretmenin gözüne girmeye çalış diye nasihat ediyor. Çocuk yaşamında önemli bir yere sahip olan annenin tavsiyelerini harfiyen yerine getiriyor ve haksızlığa uğrayan arkadaşını koruma ihtiyacı hissetmiyor, öğretmenin gözüne girebilmek için inanmadığı şeyleri inanmış gibi göstermeye çalışıyor.
Memur amirine, işçi patronuna, çocuk ebeveynine, komşu komşuya menfaatlerini karşılayan bir nesne olarak bakıyor. Fertler düşüncelerini karşı tarafa dürüstçe ifade etmek yerine, ortama uyum sağlamayı tercih ediyorlar. Yalakalığı karakter haline getiren kişiler, düşüncelerini hep gizli tutmak zorunda hissediyor ve sürekli maskelerle dolaşıyorlar. Bu durum fertlerin zamanla kendilerine yabancılaşmalarına neden oluyor.