Müslümanların tuhaf hâlleri… İçinde bulunulan durum tanımlayıcı. Çarpıklıkları, çıkmazları ve şaşkınlıkları. Birbiriyle çelişen ve içinden çıkılamayan hâlleri iyice gün yüzüne çıktı.
Müslüman milletinin çaresizlikleri, dağılmışlıkları sonucu iyice birbirine düşmelerine neden.
Müslümanları yönetenler ve entelektüelleri zihni bir dağılmışlık içinde. Ne yana bakacaklarının şaşkınlıklarını yaşıyorlar. Düşman üretmek ve yeni cepheler açmak dertleri ve çıkmazları arttırıyor. Aslında dert dediğimiz şey acısı olanlar bunları gidermenin çabasında olurlar. Ne ki böyle bir durumdan söz edemiyoruz.
Irkçılık, mezhepçilik, meşrepçilik, ideolojik oluşumlar sonucu olan derin ayrışmalar giderek çoğalıyor. Bunlarla yetinilmeyecek, gelecekte yenileri de eklenecek. Sorun arttırmada üzerimize yok. Her yeni dönemden sonra bunların birer çıkmaza dönüştüğü unutuluyor. Bu sonuçlara nasıl ve neden gelindiği düşünülmüyor. Bunlara katkı sunanlar, yol açanlar neden bir çözüm üretmiyorlar? Çıkmazlar belirince panik hâliyle saldırganlaşılıyor. Olayların önüne geçmeleri, yön değiştirtmeleri olası görünmüyor. Çünkü çıkmazlar iyice derinleşmiş oluyor.
Müslümanlar temel özelliklerini yitirdiler. Ulus devlet, ırkçılık üzerine inşa olunmak ardından bunları korumaya çabalamak hiçbir zaman sağlıklı bir sonuç getirmedi, getirmeyecek. Müslümanların birbirleriyle olan manevî bağları çöktü. Oluşan büyük medeniyetin ve onun kültürünün çok yönlülüğü giderek daraldı.
Genel sorun yöneten ve yönetilenlerin birileri tarafından farkında olunsun ya da olunmasın güdülmeleri. Kim kimin önünde, kim kimi sürüklüyor, kim nasıl bir durumda bunların üzerinde asla durulmuyor.
Irk kavramı ve ideolojisi Müslümanların kurtulunmayan bir kapanı. Nedense buna ısrarla tutunuluyor.
Müslümanların gücü, manevî birliktelikleri ve bağlanışları hasbidir, çıkarsızdır. Bir insan ihtida ettiğinde ve karşılaştığımızda büyük bir heyecan duyarız. Irkına, soyuna, meşrebine bakmayız, baş tacı ederiz ve hatta abartırız. Aslında bu yadırganası bir durum değil. Çünkü kişinin manevî kurtuluşu hem bizi güçlü kılar hem de çoğaltır. Amacımız Müslümanların yeryüzünde çoğalmaları.
Türklerle Kürtler yüz yıllardır aynı yöne bakarlar, aynı ruha sahipler. Tarihte kavimlerin çekişmelerini yok eden güçlü manevî birliktelikleri büyük bir güç oluşturdu. Bunları yok etmek için bir çaba içine girmiş bulunuyoruz.
Şu sıralar Kürtlerle olan gerilim düşündürücü. Onlar bir tuzağın, bir sürükleniş içinde iseler biz burada neyiz ve ne yapıyoruz? Onların yaşayışları İslâm dışı değil. Henüz sekülerizmin çok da içinde değildirler. Bize bakarsanız biz sekülerizimin, çıkarcılığın içinde iyice debeleniyoruz çıkamıyoruz.
Güney Doğu bölgemiz bu hâle nasıl ve niçin geldi? Cumhuriyet dönemi ırkçılığı belli bir ırkı öncelerken onların böyle bir sorunu yoktu. Yoktu ama onların asimile edilme düşüncesi neyin nesiydi? Onların Müslüman’ca yaşayışları rahatsız ediyordu. Bir türlü kendilerine benzetemiyorlardı. Üstün ırkçılık tutkusu, Batı’ya bütün yönleriyle yüzünü çevirme ve oradan ruh alma, beslenmenin getirdiği yabancılaşma iyice derinleşti. Özünden uzaklaşanların dayanakları salt ırkî bir tutkuya dönüştü.
Türkler İslâm milletine öncülük yaparken böyle ayrıştırıcı sorunlar yoktu. Bir kavim diğerinden üstün değildi. Irk eksenli oluştan sonra başkalarını ötelemek, ya da onları hizmetinde olanlar gibi görmek elbette ki sorunlar getirecekti. Onların dili, kültürü, inançları ve değerleri üzerinde de oynandı. Irken kimse kimsenin üzerinde olamaz İslâm inancına göre. İnanç olarak iyice İslâm’dan soyutlanmış olan Türkler veya başka kavimler, Kürtler de buna dâhildir, İslâm milleti dairesinin neresindedirler? Onlar diğerlerinden çok mu üstün bir konuma sahiptirler? Neden birlikte olabilmenin yolları üzerinde durulmuyor. Onları da kendimize mi benzeteceğiz ya da onları emperyalizmin kucağına itmek için neden çırpınıyoruz, onları aşağılıyoruz? Sanki biz çok masum bir yerde duruyoruz da!